“Ticaretin sadece iki basit işlevi vardır; pazarlama ve yenilik…” Avusturyalı yönetim bilimci ve yazar Peter Ferdinand Drucker’ın nokta atışlı değerlendirmesi, iş dünyasının arapsaçına dönen ithalat mevzusunun bir şifresi adeta…
Sürdürülebilir ihracatın formülleri üzerine kafa yoran ekonomi çevreleri ve KOBİ’ler, piyasaya ‘kanun’ niteliğinde olmayan, fakat kanun kadar uygulanması farz olan bir fayda zinciriyle bağlıdır: Bu fayda zinciri evvela ihtiyacı görmek, akabinde üretmek ve ürettiğinden kar elde etmekle başlar. Teknolojiyi satın almak ve Ar-Ge’nin gücünden faydalanarak inovatif değere ulaşmak en önemli basamaklardır; sonrasında ise zinciri daha nitelikli üretim ve daha fazla kar tamamlar…
Yani üretim ve ihracat bir ‘kazan-kazan’ politikasıdır… Kazanan işletme; kazanan Türkiye… İhracatın ülkeye sağladığı fayda ve markalaşma hanesine yazdığı artı değer göz önüne alındığında; Türk ihracatçısının önündeki en büyük engel ‘ithalat’… Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’ın açıkladığı veriler ekseninde, 2015 yılında ihracatta yüzde 8,6 oranında gerileme yaşandı ve toplam ihracat 143,9 milyar dolara denk geldi.
İthalatın yüzde 14,5’lik gerileyişi ise yüzleri bir nebze de olsa güldürdü ve ekonomi çevrelerini ümitlendirdi. Bu eksende yeni dönemde, ithalattaki pozitif gelişmeyi sürdürülebilir temellere oturtmak için mevzunun üzerine düşmek elzem. Özellikle enerji ve kimya gibi nabız tutucu sektörlerde ‘ithalatçı’ sıfatını hızla terk etmek adına önlem ve reformlar üzerine kafa yoran Türk sanayicilerinin çalacağı kapı; Ar-Ge…
İthalat bağımlılığı bulunan sektörlerin ‘geleceğin sektörleri’ olduğunu da baz alırsak, teknolojinin yolundan gitmek kaçınılmaz…
Haksız rekabeti önleyerek Türk sanayicisini ve üreticisini korumak adına vergisel mevzular iş ve ekonomi otoritelerince sıklıkla gündeme getirilmekte…
Peki ya üretici bu işin neresinde? Gümrük vergisinde yaşanacak artışlar, ithalata getirilen ek tedbirler, sektör temsilcileriyle oluşturulacak ‘sinerji’ çalıştayları neticesinde netleştirilmek üzere ‘havuzda’ biriktirilen maddeler, gelecek vadeden ileri teknolojili sektörlerde artırılan işletme sayıları, büyüyen ölçekler, nitelikli üretimi besleyecek kalifiye elemanlara ortam sağlayanlara verilen teşvik, üretimin ocağı OSB’lerin mesleki eğitim çabaları; üretene, girişimciye, proje sahibine, icat çıkarana, fikrini parlatana, ‘daha iyi nasıl üretebilirim?’ diyene omuz vermek…
Bu ve bunun gibi birçok eylem, ithalatta frene basma amaçlı alınan irili ufaklı tedbirler… İthalatın önünü kesici karar ve çabalar, KOBİ’lerin ‘yeniyi’ ne kadar üretmeye hevesli olduklarına bağlı. Sektörlerin yerli üretim kabiliyetini baltalayan ve uluslararası arenada mücadele etme becerilerini kısıtlayan ithalatın önünün kesilmesine yönelik Kalkınma Bakanlığı’nca hazırlanan Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018)’nda İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı Eylem Planı başlığıyla, konuyla ilgili C vitamini reformlar mevcut. Plan, işletmeler arasındaki işbirliklerini artırarak, yerli üretimi kamçılayıcı tedbirlerin yön vereceği kümelenme faaliyetlerinin, katma değerin ülke dışına sızmasını önleyecek duvar görevi göreceği öngörüsüyle oluşturulmuş…