Tahvil piyasası şeffaf ve kolay erişilebilir olmalı mı?

Şahin KIZILASLAN

Eurobond (Tahvil) ve kredi piyasaları, işleyen bir kapitalist toplumun bel kemiğidir. Buna rağmen bireysel tahvil senedinin yüksek minimum işlem değeri- genellikle 200.000 ABD doları veya diğer yerel para birimlerindeki eşdeğeri- nedeniyle tahvillere yalnızca toplumun en zenginleri erişebilir. Daha da garip olanı, yalnızca finansal kurumların hazine birimleri aracılığıyla tahvil alım-satımı yapılabilmesidir. Dünya piyasalarında yatırımcıların kolaylıkla şeffaf bir şekilde alım-satım yapabileceği çok az sayıda yerleşik, şeffaf tahvil borsası vardır.

Bu iki noktayı yavaş yavaş sindirelim ve hisse senedi, FX ve diğer tüm büyük piyasalar tamamen elektronik hale gelirken tahvil piyasasının hala orta çağda takılıp kaldığı gerçeğinin net bir şekilde altını çizelim. Ancak ondan önce, son birkaç aydır artışta olan CDS, yükselen Eurobond getirileri, yurtiçi yerleşiklerin varlıklarını koruma maksatlı yabancı para cinsinden birikime yönelmesi finans piyasalarında yaşananların kısa bir özeti diyebiliriz.

 “Elimdeki tahvili bozdurmak istediğimde Bankam portföyümdeki tahvili 94’te satabileceğini söyledi, bir saat sonra geri aradı ve 89’un uygun olup olmadığını sordu?”

 “**xxx şirketinin Eurobond’ unu satmak istedim ama bülten fiyatından 5 dolar daha düşük bir teklif aldım. Dönüp yüksek kurdan USD satabileceğim için kayıp katlanılabilirdi. Ama benim “satış” işlemim gerçekleşmedi.”

 “Satmak için ısrar ederseniz elinizdeki Eurobond için bir alıcı bulmaya çalışırız ama rakamlar hoşuna gitmez”

 “Portföyümdeki Eurobond birkaç hafta önce Günlük Bültenlerde indikatif 102 dolar olarak fiyatlanıyordu ve şimdi aniden 89 Dolar’ a düştüğünü gördüm. Bankama biraz satın almak istediğimi söyledim; onlardan haber alamadık.”

  “Geçen hafta her gün Eurobond almaya çalıştım ve teklifimi her gün 1 dolar artırmaya devam ettim. Neredeyse hiçbir şey alamadım.”

  Yukarıdaki yorumlar, tahvil sahipleri ve piyasa fırsatını satın almak isteyenler arasında çok fazla stresli anlar yaşandığını gösteriyor. Kolektif bir pazar olarak hem alıcılarımız hem de satıcılarımız hazırdı, ancak pazar onları eşleştirecek mekanizmadan yoksundu.

Bu sorunlar hisse senedi piyasasında mevcut değildir. Örnek olarak, GARAN hisseleri aşağı yukarı hareket etmiş olabilir, ancak herkes nerede işlem yaptığını bilebilir, ondalık basamağa kadar üstelik. Her alım veya satım emri, hisse senedinin işlem gördüğü borsaya iletildi. Borsalar, piyasanın verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak için önceden düzenlenmiş kural setlerine, süreçlere, gözetime sahiptir ve bu da daha yüksek hacimlere yol açmıştır. Tahvil piyasalarını yapısal olarak düzeltmenin tek yolu borsalardır.

 Borsaların çalışma şeklinin aksine, Tahvil ve Bono piyasası hala neredeyse tamamen telefona dayalı veya tezgâh üstü (OTC). Yatırımcılar bir tahvil satması için çalıştıkları kurumun müşteri temsilcilerini ararlar, temsilci bir yatırım danışmanını arar, o da hazine tahvil masasını arar ve ardından emir piyasada alıcı veya satıcı aramaya başlar.

 Peki bu yatırımcı sistemi şeffaf bulmadığı için farklı şirketlerden de fiyat almak isterse ne olur?

Birden çok tahvil masası çalışanı aynı kıymet için piyasada satıcı aramaya başlar, Türk Tahvilleri gibi nispeten sığ bir tahvil piyasasında 4-5 farklı kurum çalışanı aynı miktar, aynı kıymet için satıcı aramaya başladığında görünmez el devreye girer ve sabah 87,20 dolara satıcısı hazır olan Danimarkalı bir tahvil masası çalışanı, bu fiyatını 90 dolara kadar çıkarabilir. Bunu bizzat yaşadım.

 Borsalara geçerek başka avantajlarımız da olacak. Menkul kıymet sahipleri bilinecek ve en önemlisi fiyatlar şeffaf olacak ve dolayısıyla piyasaya göre değerlenecek. Her alış veya satış emri, tüm piyasa tarafından görülebilecek ve bu nedenle, maksimum gerçekleştirilme şansını verecektir.

 Bu görüşe karşı çıkanlar, dünyada çok fazla tahvil olduğu ve hepsinin her gün al-sat yapmadığı gerçeğine odaklanan argümanları ortaya çıkaracaklar. Fintech’lerin bu denli yaygınlaştığı, yatırım aldığı ve yeryüzündeki her bireyin hareketlerinin canlı olarak izlendiği bir dünyada, tahvilleri borsalarda takas edilebilir hale getirmenin teknolojik zorlukları önemsiz olmasa da çözülebilir. Belki de çözüm, en büyük ihraççılardan ve çoğu likit tahvilden başlamakta yatmaktadır. Çok önemli bir rol oynayabilecek bir teknolojik gelişme ise blok zinciridir. Tahvil piyasası küresel olduğundan ve ortak kurallarla işlem gördüğünden, bu yeni ortaya çıkan teknoloji belki de kullanılabilir hale gelecektir. Değeri Amerikan dolarına sabitlenen kripto paralar gibi.

Ardından, asgari yatırım tutarı konusuna bakalım. Şu anda, çoğu hissenin fiyatı hemen hemen her portföyü büyüklüğü ile yatırım yapılabilecek düzeyde. Hisse fiyatları aşırı yükseldiğindeyse, likiditeyi arttırmak için şirketlerin CFO’ları tarafından başlatılan hisse bölünmeleri yoluyla yine daha düşük seviyelerde tutuluyor.

 Dünya tahvillerinin çoğu, dünyanın büyük çoğunluğunun erişemeyeceği minimum 200.000 dolarlık bir değerle ticaret yapıyor. Geçtiğimiz aylarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi %10,7500 kupon ödeyen bir tahvil çıkardı. Ancak, tahvil ihracına katılmak için en az 200.000 $ ‘a sahip olmanız gerekiyordu. Buna karşılık, tasarruflarınızı yatırmak için herhangi bir banka şubesine girdiyseniz, %1 veya %2 civarına yakın bir mevduat oranı alırsınız. Tahvilin uzun vadeli olması nedeniyle iki enstrümanın risk profili farklı olsa da ‘Ticket Size’ın büyük olması, yatırımcıların riski kabul etse bile buna katılmasını engelliyor. İlginç bir şekilde, tanımı gereği daha riskli bir varlık sınıfı olan pay senetleri oldukça kolay bir şekilde satın alınabilir durumda.

Belirsizlik ve öngörülememenin hüküm sürdüğü bir dünyada, neredeyse tüm yatırımcıların anladığı basit bir yatırım mantığı olan çeşitlendirilmiş portföylere sahip olmaktır. Ancak bu minimum işlem miktarı sorunu nedeniyle tahvil piyasasında uygulanamıyor. Yatırım fonları elbette çeşitlendirme sağlar, ancak yönettiği fon üzerinden %2 den fazla “Fon yönetim ücreti” alabilir. Bu da USD cinsinden %8-10 civarı getirinin olduğu bir durumda karlılıktan %20 ye yakın fedakârlık yapmak anlamına gelmez mi?

Burada olması gereken, endüstrinin daha küçük minimum işlem limitlerine geçmesidir. Bu durum, çok zengin olmayanların da zenginler gibi yatırım yapmasına, fırsat eşitliğine olanak sağlayacaktır.

Kaynak: Sanayi Gazetesi