Tarım Nasıl Kurtulur?

Prolog: Toprak Konuşursa Perde açılır. Sahnenin ortasında çatlamış bir toprak parçası konuşur: “Ben, sizi taşıyan gezegenin hafızasıyım. Üzerime düşen her tohum, her damla su, her ayak izi bende kayıtlıdır. Siz kendinize ‘modern’ dediniz, beni ise ‘kaynak’ ilan edip tükettiniz. Şimdi soruyorum: Tarımı kurtarabilecek misiniz, yoksa benimle birlikte siz de mi biteceksiniz?” Bu makale, bu sahnenin devamıdır: akademik veriler, iklim bilimi, mitolojik hafıza ve yapay zekâ iç içe geçerek günümüz insanlığının en kritik sorusuna yanıt arar: Tarım nasıl kurtulur?

Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu

Toprağın Destanında İnsanlığın Son Perdesi

Toprak: Mitolojide rahim, bugün unutulan beden

İnsanlık tarihini toprağa yazılmış bir oyun olarak düşünelim. Antik Yunan’da Gaia, Anadolu’da bereket tanrıçaları, Mezopotamya’da nehir taşkınları… hepsi toprağın “ana” olarak kabul edildiği bir geleneğe işaret eder. Tarım ritüeldi; yeme eylemi, kozmik döngüye katılımdı. Bugün ise aynı insan türü, toprağı akıllı telefon ekranında fiyat etiketi olarak görür hale geldi. Üreticiyi tanımadan, tarlanın durumundan habersiz, suyun döngüsünü bilmeden tüketiyoruz. Toprak, kutsal bir varlıktan çıkarak bilanço tablolarına sıkışmış bir girdiye dönüşmektedir.

Sanayi devrimi: Toprağın ekosistemden “hammaddeye” indirgenişi

Sanayi devrimiyle sahneye yeni bir güç giriyor: makine. Tarım, ekolojik bir sistem olmaktan çıkıp endüstriyel bir üretim hattına dönüşüyor. Gübreler, pestisitler, monokültür ve büyük sulama projeleri kısa vadede verim artışı sağlıyor; fakat toprak şunu kaydediyor: Organik madde azalıyor, biyoçeşitlilik çöküyor, yeraltı suları tükeniyor, erozyon hızlanıyor. Bugün FAO, insan faaliyetleri yüzünden 1,66 milyar hektar toprağın bozulduğunu, bunun büyük bölümünün tarım alanlarında gerçekleştiğini söylüyor. İnsanlık, ekmeğini aldığı tabağın altını sürekli oyuyor.

Her sabah açılan perde: Tarım olmadan yaşam yok

Güne telefonla başlasak da markete gitmeden sipariş versek de yaşamsal ihtiyaçlarımızı tarım belirliyor. Kahve, süt, meyve, sebze, yağ, bakliyat… hepsi aynı kökten: su + toprak + emek. Fakat bu hikâyenin fon müziği giderek kararıyor. 2024’te: 673 milyon insan açlık yaşadı ve 53 ülkede 295 milyon kişi akut gıda güvencesizliğinde. Yani sahnenin ön sırasında doyduğunu sananlar varken, arka sırada sessizce bayılan milyonlar var.

İklim krizi: Tarım sahnesine çöken kara perde

İklim krizi, tarımı meteorolojik bir olay değil, yapısal bir kırılganlık rejimi içine sokuyor. Bilim ne diyor? Sıcak hava dalgaları ve kuraklık, dünya kara alanlarının %77’si son 30 yılda daha kuru hale geldi. Tarım bugün hem selin hem kuraklığın hem donun hem sıcak dalgasının aynı yıl içinde vurduğu bir sektör. Artık “istisna” değil, “yeni normal” dönemindeyiz.

Su: Tarımın görünmeyen senaristi

Tarım küresel su kullanımının %70’ini tüketiyor. Ancak bu su: Verimsiz yöntemlerle kaybediliyor, yanlış ürün desenleriyle israf ediliyor ve yeraltı suları hızla tükeniyor. Su yönetilemeyince bitki fotosentezi düşer, toprak canlılığı kaybolur, tuzlanma artar; çiftçi borca batar, tüketici enflasyonla, devlet ise krizlerle karşı karşıya kalır.

Toprak Degradasyonu: Sahnenin çöken zemini

Toprak, canlı bir organdır; milyonlarca yılda oluşur. Biz onu yıllardır erozyon, kimyasal kirlilik ve yanlış kullanım ile organ yetmezliğine sürüklüyoruz. FAO’ya göre 1,7 milyar insan, toprak bozulması yüzünden üretimin dışına itiliyor. Bu durum; açlık, göç, sosyal huzursuzluk ve otoriterleşme risklerini artıran zincirleme bir kriz yaratıyor.

Eğer Tarımı Kurtaramazsak…Son perdede dekor yanmaya başlar.

Tarım çökerse:

Gıda enflasyonu kalıcılaşır
– İklim şokları fiyat istikrarsızlığını artırır; en kırılgan kesimler zarar görür.

Sosyal isyan ve göç artar
– Tarihte pek çok isyan, kıtlık ve gıda şoklarıyla başlamıştır.

Sağlık krizi büyür
– Yetersiz beslenme ve obezite aynı anda artar.

Demokrasi daralır
– Krizler güvenlikçi siyasetleri güçlendirir.

Çoklu krizler çağı kalıcı olur
– İklim, afet ve ekonomik çöküş birbirini besler.

Tarımı kurtarmak sadece bir ekonomik faaliyet değil; toplumsal istikrar ve jeopolitik güvenlik meselesidir.

Tarımı kurtarmak için sistemik bir yol haritası

1. Tarımı Ulusal Güvenlik Altyapısı Olarak Tanımlamak

Tarım artık sektör değil, bir beka alanıdır. Bu nedenle: Tarım, savunma–enerji–sağlık kadar stratejik bir konuma yükseltilmeli, iklim uyum planları; su, arazi ve kırsal kalkınma ile entegre edilmeli ve destekler yalnızca fiyat odaklı değil, ekosistem hizmeti (karbon tutma, toprak koruma) odaklı olmalıdır.

2. Toprak İçin “Yoğun Bakım Protokolü”: Rejeneratif Tarım

Endüstriyel tarımın tahribatını tersine çevirmek için rejeneratif uygulamalar şart:

Monokültür yerine Çoklu ürün rotasyonuna, derin sürüm yerie Azaltılmış işleme / doğrudan ekime, kimyasal ağırlık yerine organik madde artırıcı yöntemlere ve Kısa vadeli verim yerine Uzun vadeli toprak sağlığına geçilmelidir.

3. Su Yönetiminde Paradigma Değişimi

Havza bazlı planlama, zorunlu su verimliliği standartları, akıllı sulama, sensör sistemleri, gece sulaması, yeraltı sularını koruyan sıkı düzenlemeler ve su yönetiminde yapay zekâ ve büyük veri altyapısı önemlidir.

Teknolojinin yeni perdesi: Yapay zekâ, dijitalleşme ve biyoteknoloji

1. Akıllı ve Hassas Tarım

Uydu, drone, sensörler ve yapay zekâ ile: Parsel bazlı su ve besin haritaları çıkarılır, hastalık riski erken tahmin edilir, doğru gübre ve ilaç doğru yere uygulanır ve su, gübre ve pestisit kullanımı düşer; verim artar.

2. İklim-Smart Tarım + AI

AI tabanlı tarımsal dijital ikizler: Gelecekte hangi bölgede hangi ürünün sürdürülebilir olduğunu gösterir, kuraklık ve sel için erken uyarı sağlar ve destek politikalarının etkisini simüle eder.

3. Dijitalleşme + Rejeneratif Tarım

Rejeneratif tarım dijital araçlarla birleştiğinde: Çiftçi yalnız bırakılmaz, karbon sertifikaları gelir kaynağı olur ve en önemlisi toprak sağlığına önem veren, bilinçli yeni bir tarım sınıfı ortaya çıkar.

4. Biyoteknoloji ve Yeni Çeşitler

Kuraklığa ve tuzluluğa dayanıklı tohumlar, azot kullanımını azaltan bitki çeşitleri, açık bilim, açık tohum bankaları ve kamu yararını önceleyen bir biyoteknoloji politikası

Bilim ve politikanın kesişimi: Somut çözüm önerileri

1. Ulusal “Toprak ve Su Anayasası”

Toprak ve Su korunması Anayasal güvenceye alınması

Verimli tarım topraklarında betonlaşma kesin biçimde yasaklanmalı.

Tarım alanları tıpkı tarihi-kültürel varlıklar gibi “tarım sit alanı” olarak korunmalı.

Kent tarımı ve yakınlık ekonomisi politika ve projeleri geliştirilmeli

2. Tarımın Dijital Dönüşümü İçin Finansman

Çiftçinin sensör, drone, akıllı sulama ve AI hizmetlerine erişimi için siyasetten bağımsız bir fon kurulmalı ve tarım girişimcilerinin desteklenmesi için bankacılık sistemi yeniden düzenlenmeli

Tarım teknolojisi start-up’ları desteklenmeli.

3. Çiftçi ile Bilimsel Bağlar Kurmak

Tarım danışmanlığı, üniversite–çiftçi işbirliği, tarım teknoparkları yaygınlaştırılmalı.

Tarım liseleri ve yaşam boyu eğitim programları güçlendirilmeli.

4. Gıda Politikalarında Uzun Vadeli Stratejik Planlama

En az 30 yıllık, hükümetler değişse bile yön değiştirmeyen tarım ve gıda stratejik planları oluşturulmalı.

Son Perde: Toprak Yeniden Konuşur

Perde kapanırken toprak fısıldar:

“Ben kurtulursam, sadece çiftçiyi değil; şehrin betonunda büyüyen çocuğu, fabrikadaki işçiyi, esnafı, hastanede nöbet tutan hemşireyi de kurtarırım. Çünkü hepsi, günde üç öğün, benim verdiklerimle hayatta kalıyor.”

Tarımı kurtarmak; açlığı azaltmanın, iklim krizine uyum sağlamanın, demokrasiyi, toplumsal barışı korumanın ve refah toplumuna geçişin ön koşuludur. Bunu yapmak içim; Bilim, teknoloji ve dünyada iyi örnekler artık mevcut. Eksik olan tek şey, siyasi irade ve kolektif kararlılıktır.

Epilog: Karar Anı

“Tarımı, toprağı ve suyu; rantın, beton ekonomisinin ve kısa vadeli hesapların üstüne koymaya hazır mısınız?”
Eğer cevap “evet” olursa gelecek nesiller kitaplarda şunu okuyacaktır:
“21. yüzyıl tarımı büyük bir krizden geçti ama insanlık bilimi ve aklıyla bunu aştı.” Eğer cevap “hayır” ise oyun bitmez; sadece sahne çöker, seyirciyle birlikte.

Kaynak: Sanayi Gazetesi