Çevresel Sürdürülebilirliğin Anahtarı: Sıfır Atık

Dünyamız güneş sisteminin çap olarak 5. büyük gezegeni ve 8 milyardan fazla insanın evi… İlk insanlık tarihinden bugüne atık oluşumunu incelediğimizde insanların yaşam biçimleri ve tüketim alışkanlıkları ile doğrudan ilişkili olduğunu gözlemlemekteyiz. İlk dönemlerinde tamamen çevre ile uyumlu yaşayan insanlık tarihi gelecek yıllarda hızlı nüfus artışı, yerleşik hayat geçişi ve en önemlisi hızla sanayileşmesi ile oluşan atıklar günümüzde bir çevre problemi haline dönüşmüştür.

Veli Aydın

Enerji Politikaları Analisti Mimar ve MühendislerGrubu (MMG) Yönetim Kurulu Üyesi

            İlk çağlardan başlayarak günümüze doğru uzanan bir yolculuğa başladığımızda avcı-toplayıcı dönemlerde (insan sayısı ve tüketimin az olduğu dönem) oluşan atıkların büyük ölçüde organik nitelikte (besin atıkları, kemikler ve doğal malzemeler) olduğunu ve kısa sürede doğada çözünerek çevreye zarar vermeden yok olduklarını gözlemlemekteyiz. Yerleşik hayata geçilmesi ve tarımın başlaması ile birlikte köy ve şehirlerin oluşması nüfus artışını da beraberinde getirmiştir. Bu dönemde atıklar belli alanlarda toplanması ve bazı zamanlar şehir dışına taşınması gibi yöntemler takip edilse de yine atıkların büyük kısmı organik olduğu için etkisi sınırlı kalmıştır. Orta Çağ döneminde ise insanlık tarihi ilk defa atık konusunun ciddi etkilerini fark etmeye başlamıştır. Çünkü bazı büyük şehirlerde gelişi güzel atılan atıklar zaman içerisinde salgın hastalıkların oluşmasına neden olmuştur. Bu farkındalık sonrası atık tarihinde ki en büyük kırılma ise herkesin tahmin edebileceği gibi 18. Yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi ile gerçekleşmiştir. Hızla gelişen sanayileşme ile birlikte, endüstriyel atıklar ortaya çıktığı gibi plastik gibi doğada uzun süre çözülemeyen maddelerin yaygınlaşması atık konusunu en önemli çevre konusu haline getirmiştir.

            Bu noktada doğada uzun süre çözülemeyen madde konusu kritik bir kavram örneğin; bir cam şişe doğada yaklaşık bir milyon çözünmeden kalabilirken plastik bir şişe 400 yıl kalabilmektedir. Metal atıklarda ise alüminyum kutu 300 yıl, pil ise 350 yıldan fazla bozulmadan doğada kalabilmektedir. Tüm bu sürelere baktığımızda 3-4 kuşak insan ömrünü aşan süreler olduğu gibi mikroplastik oluşumu ile su ve gıda zincirine karışmakta, pil vb atıklar ağır metal sızıntısı riski taşımaktadır. Oluşan bu durum ekosistemi ve insan sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir.

            Tüm bu gözlemler ve değerlendirmeler ışığında Ülkemiz, artan nüfus, kentleşme ve tüketim eğilimleri doğrultusunda, atık yönetimini bir çevresel konu olarak değerlendirmemekte kalkınma, kaynak güvenliği ve iklim kontrolünün merkez bir parçası olarak görmektedir. Bu bağlamda oluşturulan sıfır atık politikası ile atığın önlenmesi, döngüsel ekonomi anlayışının yerleşmesi ve kaynak verimliğinin artırılması amacıyla bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Türkiye sıfır atık vizyonu ile ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliği ve çevre koruma hedeflerini birlikte ele alan stratejik bir dönüşüm sürecini takip etmektedir.

            Türkiye’nin yukarda bahsettiğim sıfır atık vizyonu doğrultusunda oluşturmuş olduğu sıfır atık politikasının temelini 2017 yılında başlattığı Sıfır Atık Projesi oluşturmaktadır.  Proje ile atık yönetiminde farklı uygulamalar yerine ulusal standartlarda bir sistem kurulması hedeflenmesinin yanı sıra kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, özel sektör ve sanayi kuruluşları ile eğitim kurumları gibi tüm paydaşlara sıfır atık yönetim sistemlerinin oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir.  Bu zorunluluk Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ana kontrolünde rehber dokümanlar mevzuatlar ve izleme mekanizmaları ile desteklenmektedir.

            Bu kapsamda hazırlanan Sıfır Atık Yönetmeliği ile kaynağında ayrıştırma, geçici depolama ve geri kazanım süreçleri tanımlanırken, atık üreticilerine ve belediyelere bazı yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülükler ise üç ana prensibe bağlanmıştır. Bunlar ilk olarak doğal kaynakların sınırlı olduğu gerçeğinden hareketle, hammadde kullanımının azaltılması ve geri kazanım oranlarının artırılması, (kaynak verimliliği) ikinci olarak 2053 Net sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda sera gazlarının azaltılması, (iklim politikaları) üçüncü ve son olarak ise dönüşüm sektörü ile yeni istihdam alanlarının oluşturulması yeşil ekonomi ve sürdürülebilir kalkınmanın (ekonomik ve sosyal katkı) hedeflenmesidir.

            Yukarıda bahsedilen bu üçlü prensibin en önemli saha uygulayıcıları ise belediyelerdir. Bu noktada belediyelerin rolüne baktığımızda ise halkın bilinçlendirilmesi (eğitim kurumları ile birlikte) geri dönüşüm tesisleri kurulması ve desteklenmesi, ayrı toplama sistemlerinin kurulmasına öncülük edilmesi ve toplanmasını gözlemlemekteyiz. Ancak bu noktada küçük bir parantez açmakta fayda var. Belediyeler arasında yer alan teknik, kapasite, finansman ve altyapı açısından farklılıklar gibi eşitsizlikler görülebilmektedir.  Bu durumda merkezi destek mekanizmaları devreye girmektedir. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı başta olmak üzere diğer ilgili Bakanlıklarımız çok ciddi proje ve hibe destekleri sağlamaktadır.

            Bireysel bazda ise bu büyük çerçeveye sunabileceğimiz katkıları ise tek kullanımlık ürünlerden kaçınma (azaltma) cam metal ve bez ürünlerin tekrar kullanılması (yeniden kullanma) kâğıt, plastik, metali ve camı kaynağında ayır (geri dönüştürme) organik atıkları doğaya geri kazandır (kompost yapma) şeklinde sıralayabiliriz.

Sonuç olarak Türkiye’nin sıfır atık politikaları, çevre koruma, iklim hedefleri ve ekonomik sürdürülebilirliği bir araya getiren stratejik bir yaklaşıma dayanmaktadır. Atık yönetiminde önleyici politikaların güçlenmesi, döngüsel ekonomi anlayışının yaygınlaşması ve toplumsal farkındalığın artması, bu sürecin başarısında belirleyici rol oynayacaktır. Ayrıca Türkiye’nin kalkınma vizyonunda çevrenin merkezi bir unsur hâline geldiğini, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakma hedefinin somut araçlarından biri olduğu gözlemlenmektedir.

Gelecek nesillerimiz için daha temiz, yaşanılabilir bir çevre bırakma dileğiyle…

Kaynak: Sanayi Gazetesi