Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu
Kısacası, bu yazı, tarihsel ve felsefi bir arka planla AB–Türkiye ilişkisindeki tıkanmayı analiz etmekte; Ukrayna savaşı sonrası Karadeniz güvenliğini, AB’nin siyasal bütünlüğünü ve doğu-batı eksenli güvenlik risklerini birlikte değerlendirmektedir. Ardından, Türkiye ve Ukrayna’nın eşzamanlı AB üyeliğine dayalı “Karadeniz ve Doğu Avrupa Güvenlik Paketi” için somut politika önerileri sunulmakta ve bu öneri hem AB kurumlarına hem de Türk diplomasisine yönelik bir stratejik politika notu niteliği taşımaktadır.
Donmuş bir ilişki, değişen bir dünya
Türkiye–AB ilişkileri, 1963 Ankara Anlaşması’ndan bu yana inişli çıkışlı bir seyir izlemiş; 1995 Gümrük Birliği ve 1999 Helsinki Zirvesi ile ivme kazanmış, ancak 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren siyasi ve kurumsal tıkanmalarla “yapısal bir donma” evresine girmiştir. Diğer yanda AB, Rusya’nın 2014 Kırım ilhakı ve 2022’de Ukrayna’ya yönelik tam ölçekli işgali sonrasında genişlemeyi artık sadece ekonomik entegrasyon değil, jeostratejik bir güvenlik aracı olarak tanımlamaktadır. Avrupa Konseyi, 2023 tarihli kararlarında Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerinin açılmasını “barış ve güvenliğe jeostratejik yatırım” olarak nitelemiş; AB genişlemesinin artık klasik “normatif genişleme” paradigmasının ötesine geçtiğini açıkça kabul etmiştir. (Avrupa Konseyi-2025)
Bu koşullar altında, şu soruları soruyoruz:
- Ukrayna’nın AB’ye üyelik süreci hızlanırken, Türkiye’nin dışarıda bırakılması Avrupa güvenliği bakımından rasyonel midir?
- Karadeniz’i bir “çatışma alanı” olmaktan çıkarıp kalıcı bir güvenlik kuşağına dönüştürmek için Türkiye’nin AB karar süreçlerine tam üyelik düzeyinde katılımı zorunlu hale gelmiş midir?
- ABD’nin dalgalanan güvenlik garantileri ve transatlantik ittifakın iç tartışmaları göz önüne alındığında, Türkiye’siz bir “Avrupa güvenlik sütunu” inşa edilebilir mi?
Bu makale, bu sorulara “hayır” yanıtı vermekte ve Türkiye ile Ukrayna’nın eşzamanlı AB üyeliğinin, sadece iki ülkenin değil, tüm Avrupa kıtasının güvenlik ve istikrarı için zorunlu bir adım olduğunu savunmaktadır.
Tarihsel arka plan: Türkiye-AB ilişkilerinde tıkanma ve genişleme paradigmasının çözülüşü
Türkiye’nin statüsü: Aday ama “uzak” bir ülke
Türkiye, resmi olarak hâlâ AB aday ülkesidir; 1964’te imzalanan Ortaklık Anlaşması, 1995 Gümrük Birliği ve 2005’te açılan katılım müzakereleri, ilişkilerin hukuki zeminini oluşturmaktadır. Buna karşın: Türkiye’ye yönelik demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar alanında eleştiriler, Kıbrıs meselesi, doğu Akdeniz gerilimleri, dış-iç politikada orta Doğululaşma yönünde kültürel-politik eksen değişimi, AB norm-standartlarından uzaklaşma ve diğer tarafta popülist, islamofobik ve göçmen karşıtı ırkçı söylemlerin, politikaların AB iç siyasetinde yükselişi, Türkiye–AB ilişkilerini bir “stratejik muğlaklık” haline sürüklemiştir. Son yıllarda saygın düşünce kuruluşları, ilişkileri “drift / adrift- sürüklenen, yönsüz bir ilişki” olarak tanımlamaktadır.
AB genişlemesinin jeostratejik dönüşümü
AB, Soğuk Savaş sonrası genişlemelerinde barış, demokrasi ve piyasa ekonomisi gibi normatif hedefleri öne çıkarmıştı. Ancak 2022 sonrası genişleme dili, açık biçimde güvenlik merkezli hale gelmiştir: Ukrayna’ya 2022’de adaylık statüsü verilmesi ve 2023–2024’te katılım müzakerelerinin açılması, Avrupa Konseyi belgelerinde “barış, güvenlik ve istikrar için jeostratejik yatırım” olarak tanımlanmıştır (Enlargement and Eastern Neighbourhood, Avrupa Konseyi). Bu yeni paradigmanın sonucu olarak, Ukrayna, Moldova, Batı Balkanlar ve hatta Gürcistan için hızlandırılmış ve esnek bir genişleme senaryosu tartışılırken, Türkiye’nin dışarıda bırakılması, normatif gerekçelerle açıklanamayacak bir jeostratejik tutarsızlık üretmektedir.
Ukrayna savaşı ve Karadeniz’in Avrupa güvenliğindeki yeni rolü
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı, sadece Doğu Avrupa’yı değil, tüm Avrupa’nın güvenlik algısını kökten değiştirmiş ve kalıcı savaş riskini artırmıştır. Ukrayna Avrupa’ya yönelmiş, AB ile Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşması (DCFTA) ve Avrupa Komşuluk Politikası çerçevesindeki iş birliğini, 2022 sonrası tam üyelik hedefine dönüştürmüştür. AB içi çalışmalar, Ukrayna’nın üyeliğinin hem güvenlik hem ekonomik büyüme açısından AB için pozitif net etki yaratacağını göstermektedir (EU Enlargement and Eastern Neighbourhood). Ancak: Sınır bölgelerinde başlayan bölgesel işgal ve çatışmaların uzun süreli bir savaşa evrilmesi, Ukrayna’nın Azak Denizi’ne erişimini büyük ölçüde kaybetmesi, Karadeniz’de Rus donanmasının kalıcı baskın konuma yerleşmesi senaryoları, uzun vadeli ve kalıcı bir güvenlik riski ortaya koymaktadır (European Papers)
Karadeniz’in stratejik kilit konumu
AB Konseyi son yıllarda Karadeniz’in: Ukrayna tahıl ihracatı, küresel gıda güvenliği ve enerji ve lojistik hatları açısından kritik önemini tekrar tekrar vurgulamıştır (Avrupa Konseyi). Bu çerçevede, Karadeniz’in güvenliği, artık sadece bölgesel bir mesele değil, Avrupa’nın ekonomik ve siyasi bütünlüğünün ön koşulu haline gelmiştir.
Türkiye’nin jeopolitik rolü: NATO sütunu, Karadeniz güvenliği ve savunma sanayii
NATO’nun doğu kanadında Türkiye NATO’nun en kritik ülkesi olup: En büyük ikinci NATO ordusuna sahiptir, Karadeniz’de Montrö Sözleşmesi çerçevesinde boğazlar üzerindeki kontrolü ile deniz geçişlerinin fiili kilit aktörüdür, Suriye’den Kafkasya’ya ve Karadeniz’e uzanan coğrafyada hem Rusya hem de NATO ile eşzamanlı ilişkileri yönetebilen nadir aktörlerden biridir.
Karadeniz’de arabuluculuk ve güvenlik sağlayıcı rolü
Türkiye, Karadeniz Tahıl Girişimi, esir takası süreçleri ve son dönemde Rusya–Ukrayna savaşında arabuluculuk girişimleri ile “güvenlik sağlayıcı ve diplomatik aracı” rolünü pekiştirmiştir. AB’nin Karadeniz’e ilişkin yeni stratejik yaklaşım belgelerinde Türkiye’nin, gölge filo ile mücadeleden deniz güvenliğine kadar pek çok alanda “yapıcı ve vazgeçilmez aktör” olduğu açıkça ifade edilmektedir (Enlargement and Eastern Neighbourhood, marshallcenter.org) Ayrıca, Türkiye’nin Ukrayna’ya yaptığı savunma sanayi bağlamında desteğin Avrupa savunma mimarisine katkı sağladığı, AB odaklı analizlerde özellikle vurgulanmaktadır.
Savunma sanayi entegrasyonu ve Avrupa güvenliği
Son yıllarda Avrupa’da, ABD’nin güvenlik garantilerinin sürdürülebilirliği tartışılırken, Avrupa savunma sütununun güçlendirilmesi gereği öne çıkmaktadır. Bu tartışmalarda Türkiye: Operasyonel deneyimi, insansız hava araçları ve savunma teknolojilerindeki rekabetçi konumu, Karadeniz, Akdeniz ve Orta Doğu’daki askeri-siyasi tecrübesi nedeniyle, “Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesinde kilit ortak” olarak gösterilmektedir.
Ukrayna ve Türkiye’nin eşzamanlı üyeliği: Jeopolitik Bir “Büyük Anlaşma”
Bu makale kapsamında temel tezimiz ve önerimiz: AB, Karadeniz ve Rusya sınır hattına ilişkin geniş güvenlik paketini, Türkiye ve Ukrayna’nın eşzamanlı AB üyeliği üzerine kurmalıdır.
Neden birlikte?
- Tamamlayıcı coğrafyalar:
- Ukrayna, AB’nin doğu cephesinde kara sınırı ve lojistik derinlik sağlar.
- Türkiye, Karadeniz boğazları, Orta Doğu bağlantıları ve Kafkasya erişimi ile deniz ve kara ekseninde stratejik derinlik sunar.
- Simetrik güvenlik yükü paylaşımı:
- Ukrayna, Rusya’ya karşı ileri hat konumu nedeniyle yüksek güvenlik maliyeti taşımaktadır.
- Türkiye, NATO üzerinden zaten Avrupa’nın güvenlik yükünün önemli bir kısmını fiilen üstlenmiş durumdadır. İki ülkenin birlikte üyeliği, güvenlik yükünü AB içinde simetrik ve adil biçimde dağıtır.
- AB’nin stratejik otonomisini güçlendirme:
- ABD’nin NATO ve Ukrayna politikalarında dönemsel zikzakları (örneğin ABD yönetim değişikliklerinde NATO’ya yönelik sorgulayıcı söylemler), Avrupa’yı daha otonom bir güvenlik kapasitesi arayışına itmektedir.
- Türkiye, NATO üyesi olmayı sürdürürken, AB karar mekanizmalarına tam üyelikle katıldığında, AB–NATO köprüsü kurumsal düzeyde güçlenir; bu da transatlantik ilişkileri zayıflatmak değil, dengelemek anlamına gelir.
Hukuki ve kurumsal itirazların yeniden düşünülmesi
Elbette Türkiye ve Ukrayna’nın eşzamanlı üyeliği, ciddi hukuki ve kurumsal reform gereksinimleri doğuracaktır: AB kurumlarının oy ağırlıkları, ortak dış ve güvenlik politikasında karar alma usulleri, bütçe ve uyum fonlarının yeniden tasarımı gibi hususları yeniden tartışmak gerektirebilir. Nitekim AB Konseyi, genel anlamda genişleme politikaları ile ilgili iç kurumsal reform yapmayı gündeme taşımış, konuya ilişkin bir yol haritası ortaya koyma kararı almıştı. Bu bağlamda, önerimiz güvenlik ve jeostrateji, bu reformların tasarımında merkezî kriter haline getirilmelidir. Türkiye ve Ukrayna’nın eşzamanlı üyeliği, AB’yi “normatif güç”ten “normatif temelli, jeostratejik güç”e dönüştürecek bir kırılma noktası olabilir.
Karadeniz ve Rusya sınırlarını kapsayan “Geniş Güvenlik Paketi” önerisi
Başka bir ifadeyle; “Karadeniz ve Doğu Avrupa Güvenlik ve Entegrasyon Paketi” başlığı altında somut bir çerçevenin ve paketin temel eksenleri:
- Karadeniz Deniz Güvenliği Rejimi (KDGR)
- AB, Türkiye, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve gerekirse Fransa ve İngiltere’nin dahil olduğu, NATO ile tam uyumlu ama AB hukuku ile çerçevelenmiş bir deniz güvenliği mekanizması.
- Deniz ticaret yollarının güvenliği, tahıl ve enerji koridorlarının güvence altına alınması
- Doğu Avrupa kara sınırları güvenlik kuşağı
- Baltık ülkeleri, Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan ile Ukrayna–Moldova sınır hattını kapsayan, AB–NATO koordinasyonlu bir kara güvenlik şemsiyesi.
- Bu şemsiyede Türkiye, lojistik, istihbarat ve savunma üretimi boyutunda “güney-doğu güvenlik düğümü” rolünü üstlenebilir.
- Savunma sanayii ve teknoloji ortaklığı
- Türkiye’nin insansız sistemler ve bazı kara-hava platformlarındaki teknolojik birikimi, AB’nin PESCO ve Avrupa Savunma Fonu programlarıyla entegre edilir.
- Ukrayna’nın savaş tecrübesi ve savunma sanayii inovasyonu, Türkiye’nin üretim kapasitesi ve AB’nin finansal/teknolojik kaynaklarıyla birleştirilerek “Avrupa Savunma İnovasyon Üçgeni” oluşturulur (AB–Türkiye–Ukrayna)
- Siyasi ve hukuki güvence mekanizmaları
- Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları konusunda hem Türkiye hem Ukrayna için şeffaf ve aşamalı yükümlülükler içeren, bir üyelik modeli tasarlanır.
- AB’nin son yıllarda tartıştığı, demokratik gerilemeye karşı koruma maddeleri (rule-of-law conditionality) Türkiye ve Ukrayna için de açık ve simetrik biçimde uygulanır.
Nato’dan bağımsız değil, ama ABD’ye bağımlı olmayan bir Avrupa mimarisi
Önerilen güvenlik paketi, NATO’yu devre dışı bırakmayı değil, Avrupa içindeki güvenlik kapasitesini siyasi ve kurumsal olarak güçlendirmeyi amaçlar: NATO çatısı savaşa karşı caydırıcılıkta temel rolü sürdürürken, AB içi karar mekanizmalarında Türkiye ve Ukrayna’nın tam üyeliği ve ABD’nin iç siyasetindeki dalgalanmalardan görece bağımsız, kendi kendini taşıyabilen bir Avrupa güvenlik mimarisi sağlar Bu bağlamda Türkiye, Avrupa–ABD güvenlik mimarisini dengeleyen ve güçlendiren üçüncü köşe taşı olarak konumlanır.
Felsefi ve normatif çerçeve: Avrupa nedir, kimdir?
Avrupa fikri, tarihsel olarak sadece coğrafi bir tanım değil, hukuk devletine, insan haklarına ve akılcı siyasete dayalı bir uygarlık iddiasıdır. Ne var ki son yıllarda: Popülist milliyetçilik, göç karşıtlığı ve genişleme yorgunluğu, bu normatif iddiayı zayıflatmış, “Avrupa kimdir?” sorusunu yeniden gündeme getirmiştir. Bu bağlamda bu makale şu normatif önermeyi savunur:
- Eğer AB, Rusya’nın saldırgan yayılmacılığına karşı bir barış projesi olacaksa, Karadeniz ve doğu sınırlarını merkeze almak zorundadır.
- Eğer AB, kendini “Hristiyan kulübü” değil, hukuk, özgürlük ve insan onuruna dayalı bir siyasi birlik olarak tanımlamaya devam edecekse,
- 60 yıldır kurumsal ilişkide olan,
- NATO’da omuz omuza savaş riski taşıyan,
- Avrupa Konseyi üyesi,
- Gümrük Birliği ortağı
Türkiye’yi dışarıda bırakması ahlaki ve siyasi açıdan savunulamaz hale gelmektedir.
Bu nedenle Türkiye’nin üyeliği, sadece jeostratejik bir zorunluluk değil, Avrupa projesinin normatif tutarlılığı için de kritik önemdedir.
Sonuç ve politika önerileri
Bu makale, Türkiye’nin Ukrayna ile birlikte AB’ye tam üye yapılmasını, Karadeniz’i ve Rusya ile Avrupa sınır hattını kapsayan geniş bir güvenlik paketi çerçevesinde savunmuştur. Temel sonuçlarımız:
- AB genişlemesi artık jeostratejik bir araçtır.
Ukrayna ve Moldova için alınan kararlar, genişlemenin barış ve güvenlik için “jeostratejik yatırım” olarak kodlandığını göstermektedir. Türkiye’nin bu çerçevenin dışında tutulması hem normatif hem güvenlik açısından tutarsızdır. - Karadeniz, Avrupa güvenlik mimarisinin kilit alanıdır.
Ukrayna tahıl koridoru, enerji ve ticaret yolları, Rus donanmasının konumu ve olası yeni savaş riskleri, Karadeniz’i Avrupa’nın “yumuşak karnı” haline getirmektedir. Türkiye bu alanda hem diplomatik hem askeri kapasitesiyle vazgeçilmezdir. - Türkiye, fiilen Avrupa güvenlik sütunu, ama siyasi mimarinin dışında.
NATO’da doğu ve güneydoğu kanadın yükünü taşıyan, savunma sanayiiyle Avrupa’nın açıklarını kapatan Türkiye’nin AB üyeliği ve karar mekanizmaları dışında kalması, özellikle ABD garantilerinin tartışmalı hale geldiği bir dönemde, Avrupa açısından stratejik bir lükstür ve risk üretmektedir. - Türkiye ve Ukrayna’nın eşzamanlı üyeliği, yeni bir “büyük anlaşma” fırsatı sunuyor.
Karadeniz ve doğu sınırlarını kapsayan bir Geniş Güvenlik Paketi ile desteklenen eşzamanlı üyelik,- AB’nin güvenlik mimarisini güçlendirecek,
- NATO ile bağını derinleştirecek,
- Avrupa’nın ABD’den bağımsız manevra kapasitesini artıracak ve
- Avrupa kimliğinin normatif tutarlılığını yeniden tesis edecektir.
AB ve Türk diplomasisine yönelik somut öneriler
- AB düzeyinde:
- Avrupa Konseyi, genişleme ve iç reform yol haritasına “Karadeniz ve Doğu Avrupa Güvenlik Paketi” başlıklı özel bir bölüm eklemeli, bu başlık altında Türkiye’yi açıkça stratejik ortak ve güçlü potansiyel tam üye olarak tanımlamalıdır.
- Komisyon, Türkiye için özel bir “Güvenlik ve Savunma Entegrasyon Raporu” hazırlayarak, PESCO ve Avrupa Savunma Fonu programlarına tam entegrasyon için yol haritası sunmalıdır.
- Türkiye açısından:
- Türk diplomasisi, AB ile ilişkilerde klasik “üyelik–gümrük birliği güncellemesi–vize serbestisi” üçgenini, “güvenlik merkezli büyük mutabakat” vizyonuyla güncellemeli; Karadeniz ve Ukrayna barışı konularındaki rolünü bu vizyonla ilişkilendiren stratejik bir söylem geliştirmelidir.
- Demokrasi, hukuk devleti ve temel haklar alanında AB’nin eleştirilerini, müzakere gündeminden kaçınma gerekçesi değil, güven artırıcı reform fırsatı olarak yeniden çerçevelendirmelidir.
- Ukrayna ve bölgesel aktörler:
- Ukrayna, AB üyeliği hedefini sürdürürken, Karadeniz güvenliği ve Türkiye ile ortak savunma projelerini “AB içi güvenlik mimarisinin parçası” olarak düşünmeli; Türkiye ile stratejik eşgüdümü artırmalıdır.
Avrupa Birliği liderleri Türkiye’nin Ukrayna ile birlikte AB’ye üye yapılmasını, bir “lüks tercih” değil, tarihin dayattığı jeopolitik ve normatif zorunluluk olarak kabul etmelidir. Eğer Avrupa, Rusya ile yeni sıcak savaş ihtimallerini minimize etmek, Karadeniz’i kalıcı bir barış havzasına dönüştürmek ve ABD’den görece bağımsız, ama NATO ile uyumlu bir güvenlik mimarisi kurmak istiyorsa; Türkiye’yi dışarıda bırakarak bunu gerçekleştirmek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla hem AB hem de Türk diplomasisi için zaman, geçmişteki kırgınlıkları ve tıkanmaları aşarak, Karadeniz merkezli yeni bir güvenlik ve genişleme vizyonu etrafında “büyük bir siyasi cesaret” gösterme zamanıdır.
Kaynak: Sanayi Gazetesi