Sanayide 2025 Bilançosu: Dalgalı Bir Yıldan Güçlü Bir Dönüşüme

2025, Türkiye’nin sanayi tarihi açısından sade bir üretim yılı olmaktan çok, yapısal değişimin görünür hâle geldiği bir dönem olarak kayda geçti. TÜİK verilerine göre yılın ilk yarısında sanayi üretimi güçlü artışlar sergiledi; haziran ayında üretim endeksi yıllık bazda %8,3 artış gösterirken Ağustos’ta artış %7,1 seviyesine ulaştı. Yılın son çeyreğinde aylık bazda daralma sinyalleri görünse de yıllık bazdaki üretim artışı korunmuş oldu. Bu tablo, sanayinin kısa dönemli baskılara rağmen orta vadeli büyüme eğilimini muhafaza ettiğini gösterdi.

Prof. Dr. Metin Duyar

2025’te Türkiye Sanayisinin Genel Çerçevesi

İmalat sanayinin yıl genelinde sanayi artışına katkısı dikkat çekiciydi. Ana metal, makine, otomotiv, elektronik ve kimya gibi teknoloji yoğunluğu daha yüksek sektörler güçlü performans sergilerken, düşük teknoloji gruplarında dalgalanma görülmesi ekonomik dönüşümün yönünü açıkça ortaya koydu.

Yapısal dönüşümün ilk sinyalleri

2025’teki en kritik gelişme, üretimin genel hacminden ziyade niteliğine yönelik dönüşümün hızlanması oldu. Türkiye uzun yıllardır sanayi üretimini artırmayı başaran bir ülkeydi; ancak 2025, bu üretimin ne kadarının yüksek teknoloji ne kadarının ara malı ne kadarının düşük katma değerli emtia olduğu sorusunu daha görünür hâle getirdi.

OECD sınıflandırmasına göre Türkiye’de orta-yüksek teknoloji üretimin toplam imalat içindeki payı 2025’te artış eğilimini sürdürdü. Özellikle savunma, makine-teçhizat ve otomotiv alt sektörlerindeki ivme, sanayinin yeni çekirdek yapısının bu alanlara doğru evrildiğini gösteriyor.

Bu dönüşüm, salt teknik bir gelişme değil; ekonomik büyümenin niteliğini belirleyen stratejik bir değişim olarak görülmeli. 2025’te yapılan bağımsız ampirik çalışmalar, imalat sanayinin Türkiye GSYH’si üzerindeki etkisinin madencilik, kimya veya enerji sektörlerinden daha güçlü olduğunu göstermeye devam etti. Bu bulgu, sanayi politikasının yönelmesi gereken alanı açıkça işaret ediyor.

Dalgalanmanın kaynağı: Maliyetler, talep yapısı ve küresel şoklar

2025, sanayi üretiminde zaman zaman ivme kaybının yaşandığı bir yıl oldu. Bazı aylarda daralma görülmesinin ardında hem iç dinamikler hem küresel koşullar bulunuyor. Enerji maliyetlerindeki artış, özellikle elektrik ve doğalgaz girdilerine bağımlı sektörleri baskıladı. Hammadde fiyatlarının dalgalanması, metal ve plastik bazlı üretim dallarında dönemsel zorlanmalara yol açtı.

Döviz piyasalarındaki oynaklık, işletmelerin maliyet planlaması üzerindeki baskıyı artırdı. Ek olarak, Avrupa’daki talep dalgalanması Türkiye’nin sanayi ihracatını belirli alt sektörlerde sınırladı. Bu zorluklara rağmen, yıl geneli itibarıyla Türkiye sanayisi negatif bir tablo ortaya koymadı. Tam aksine, bu baskılara rağmen üretim artışının korunması sanayinin dayanıklılığını gösteriyor.

Dalgalanmanın bir diğer kaynağı, sanayi işletmelerinin teknoloji yenileme kararlarını öteleyebilmesi. Bazı sektörlerde yatırım iştahının zayıflaması, özellikle küçük ölçekli KOBİ’lerde kapasite kullanım oranlarında sınırlı gerilemelere neden oldu. Ancak büyük ölçekli firmaların 2025 boyunca dijitalleşme, otomasyon, süreç iyileştirme ve enerji verimliliği yatırımlarını artırması, genel dengeyi korudu.

Sanayi ve ekonomik büyüme: 2025’in kuramsal önemi

2025 verileri yalnızca bir üretim takvimi değil; Türkiye ekonomisinin büyüme modelini yeniden tartışmaya açan kritik bir döneme işaret ediyor. İmalat sanayiindeki artışın GSYH üzerindeki etkisi, hizmet sektörüne kıyasla daha yüksek çarpana sahip. Sanayi üretiminin artması, ihracat kapasitesini güçlendirdiği gibi yerli ara malı tedarikini de geliştirerek döviz bağımlılığını azaltma potansiyeli taşıyor.

Bu açıdan bakıldığında 2025, Türkiye’de ekonomik büyümenin temel taşı olan sanayinin yeniden konumlandığı bir yıl olarak değerlendirilebilir. İmalat sanayiinin büyümeyi sürükleme gücü, Türkiye’nin 2026 ve sonrasında izleyeceği sanayi politikaları açısından yol gösterici nitelikte.

Sektörel gelişmeler: Metal, makine, otomotiv ve elektronik öne çıktı

2025 verilerinde ana metal ve makine sanayindeki artış, Türkiye’nin üretim omurgasının giderek güçlendiğini gösteriyor. Ana metal sanayindeki artış ise yılın dikkat çeken gelişmelerinden biri oldu. TÜİK’in alt sektör verilerine göre ana metal sanayi yıl boyunca yüksek oranlı bir yıllık büyüme eğilimi gösterirken, ağustos ayında artış oranı yaklaşık %10 seviyesine ulaştı. Bu yükseliş, metal bazlı üretim dallarında hem iç talep hem dış talep kaynaklı bir canlanmanın işareti olarak değerlendiriliyor.

Makine-teçhizat sektöründeki ihracat artışı, Türkiye’nin Avrupa sanayisiyle entegrasyonunun derinleştiğini ortaya koydu. Otomotiv sektörü ise küresel tedarik zincirlerindeki kaymalar ve elektrikli araç dönüşümü nedeniyle dönem dönem dalgalansa da yılı pozitif performansla tamamladı. Elektronik ve elektrikli makine üretimi, iç talepteki istikrar ve ihracat pazarlarındaki genişlemeyle güçlü bir büyüme çizgisi sergiledi.

2026’ya girerken: Güçlü yanlar, kırılgan alanlar

2025, Türkiye sanayisinin güçlü yönlerini ve zayıf noktalarını aynı anda görünür kıldı. Güçlü yanlar arasında üretim kapasitesinin genişliği, imalat sanayinin iç yapısının çeşitliliği, genç iş gücü, güçlü OSB altyapısı ve ihracat bağlantılarının olgunlaşması yer alıyor. Buna karşın enerji maliyetleri, finansman yükü, dijitalleşme hızının KOBİ ölçeğinde sınırlı kalması ve ithal girdiye bağımlılık önemli risk alanları olmaya devam ediyor.

Bu tablo, Türkiye’nin sanayi politikasında hem kısa vadeli desteklere hem de uzun vadeli yapısal dönüşüm adımlarına ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Özellikle teknolojik yenileme yatırımları, yeşil dönüşüm projeleri, yerli ara malı üretiminin artırılması ve OSB’lerde planlama odaklı büyümenin desteklenmesi 2026’nın belirleyici başlıkları olacak.

Sonuç: 2025 bir sanayi yılı değil, bir dönüşüm yılıydı

2025, Türkiye sanayisi açısından yalnızca üretim artışıyla değil; niteliksel dönüşümün görünür hâle geldiği bir dönem olmasıyla da özel bir yıl olarak kayda geçti. Yıl boyunca üretim artışı korunurken, sanayinin omurgasını oluşturan sektörlerde kalite, teknoloji ve katma değer odaklı yönelim güç kazandı.

Bu yönelim, 2026’nın yalnızca sanayi açısından değil, Türkiye’nin ekonomik büyüme modeli açısından da belirleyici bir dönüm noktası olacağını gösteriyor. Sanayide nitelik artışı ve yapısal dönüşüm iradesi sürdürüldüğü takdirde, Türkiye 2025’i bir başlangıç yılı olarak hatırlayacak.

Kaynak: Sanayi Gazetesi

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four × three =