Abdürrahim Durmuş
Sera Gazı Azaltım Politikaları Dairesi Başkanı
Başta Avrupa Birliği olmak üzere gelişmiş ekonomiler, sanayi sektörlerinde enerji yoğunluğunu azaltmaya, fosil yakıtlara bağımlılığı düşürmeye ve düşük karbonlu üretim teknolojilerini yaygınlaştırmaya odaklanıyor. Karbon fiyatlandırma mekanizmaları, sınırda karbon düzenlemeleri ve yeşil finansman araçları, küresel ticaretin yeni kurallarını tanımlıyor. Bu yeni dönemde, üretimin yalnızca “ne kadar” yapıldığı değil, “nasıl” yapıldığı da belirleyici bir ölçüt olarak öne çıkıyor.
Enerji dönüşümünden sanayiye kayan odak
Küresel iklim politikalarında yeni bir evreye girilirken, karbonsuzlaşmanın odağı giderek enerji üretiminden sanayi sektörüne kayıyor. Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefi doğrultusunda yürütülen küresel çabalar, son yıllarda hız kazanan yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde elektrik üretiminde dönüşümü büyük ölçüde mümkün kıldı.
Ancak bu ilerlemeye karşın sanayi sektörü, bugün küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 24’ünü oluştururken, nihai enerji tüketiminin de yaklaşık üçte birini kapsıyor. Çelik, çimento, kimya ve alüminyum gibi enerji ve proses yoğun sektörler; fosil yakıtlara yüksek bağımlılıkları, üretim süreçlerinden kaynaklanan doğrudan emisyonları ve yoğun enerji ihtiyaçları nedeniyle iklim hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynuyor. Ortaya çıkan bu tablo, sanayide karbonsuzlaşma sağlanmadan küresel net sıfır hedeflerine ulaşılmasının mümkün olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor.
İklim diplomasisinde sanayinin yükselen rolü
Sanayinin artan ağırlığı, iklim diplomasisine de net biçimde yansıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 30. Taraflar Konferansı’nda (COP30), Brezilya’nın Belém kentinde kabul edilen Belém Bildirgesi, sanayi sektörünü ilk kez bu ölçekte küresel iklim müzakerelerinin merkezine taşıdı. Bildirgeyle birlikte sanayide karbonsuzlaşmanın hızlandırılması, düşük karbonlu üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, kamu–özel sektör iş birliklerinin güçlendirilmesi ve gelişmekte olan ülkelerin finansman ile teknolojiye erişiminin artırılması, küresel iklim gündeminin öncelikli başlıkları arasına girdi.
Belém Bildirgesi’ne paralel biçimde, sanayi odaklı çok taraflı iş birlikleri de ivme kazandı. Türkiye’nin de üyesi olduğu İklim Kulübü, bu alanda öne çıkan girişimlerden biri olarak dikkat çekiyor. Bugün 46 ülkeyi bir araya getiren bu hükümetler arası platform, sanayide karbonsuzlaşmayı hızlandırmayı hedefliyor. İklim Kulübü üyeleri, küresel çelik ve demir ihracatının yaklaşık yüzde 59’unu, çimento ihracatının ise yüzde 65’ini temsil ediyor. Bu oranlar, kulübün özellikle hem yüksek emisyonlu hem de uluslararası ticarete konu olan sektörlere odaklandığını açık biçimde gösteriyor.
Kulüp kapsamında yürütülen çalışmalar; ortak politika araçlarının geliştirilmesine, karbon kaçağı ve politika yayılımı risklerinin ele alınmasına ve temiz sanayi yatırımları için elverişli bir uluslararası ortamın oluşturulmasına yoğunlaşıyor. Bu çerçevede hayata geçirilen Küresel Eşleştirme Platformu, sanayide karbonsuzlaşmaya yönelik projeleri teknik destek ve finansman imkânlarıyla buluşturmayı amaçlayan önemli bir araç olarak öne çıkıyor.
Sanayi dönüşümüne odaklanan bir diğer önemli girişim olan Sanayi Dönüşümünü Hızlandırma Girişimi (ITA) ise temiz sanayi projelerinin planlama aşamasından uygulamaya geçişini hızlandırmayı, düşük karbonlu sanayi ürünlerine talep yaratmayı ve kamu–özel sektör iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Tüm bu adımlar, iklim diplomasisinin artık yalnızca müzakere metinleriyle sınırlı kalmadığı; somut yatırımlar ve uygulama odaklı iş birlikleri üzerinden ilerlediği yeni bir döneme işaret ediyor.
Karbonsuzlaşma: Yatırım ve rekabetin yeni dili
Sanayide karbonsuzlaşma süreci, emisyon azaltımına yönelik bir çevre politikası olmanın ötesine geçerek; yeni yatırım alanlarını, teknoloji ortaklıklarını ve yenilikçi finansman modellerini de beraberinde getiriyor. Düşük karbonlu üretim yapan sanayi tesisleri, uluslararası pazarlarda rekabet avantajı elde ederken, yeşil finansman kaynaklarına erişimde de daha güçlü bir konuma ulaşıyor.
Bugün dünya genelinde sanayide 1.000’den fazla ticari ölçekli temiz endüstri projesi geliştirme aşamasında bulunuyor. Toplam yatırım potansiyeli yaklaşık 2 trilyon dolar olarak hesaplanan bu projelerden 144’ü nihai yatırım kararına (FID) ulaşmış durumda. Yaklaşık 70 proje ise finansman aşamasına geçmeye hazır bir portföy oluşturuyor.
Bu veriler, sanayide karbon azaltımı alanındaki dönüşümün artık yalnızca hedef ve taahhütlerle sınırlı kalmadığını; ticari ölçekte, sahada karşılığı olan yatırımlara dönüştüğünü ortaya koyuyor. Temiz çelik, düşük karbonlu kimyasallar ve net sıfır yaklaşımıyla tasarlanan üretim tesisleri, bugün bir vizyonun ötesinde, ölçeklenebilir sanayi projeleri olarak somutlaşıyor.
Türkiye sanayisi için stratejik bir eşik
Tüm bu küresel gelişmeler, Türkiye sanayisi açısından kritik bir eşiğe işaret ediyor. İhracatının önemli bir bölümünü Avrupa pazarına yönlendiren Türkiye için sanayide karbonsuzlaşma, artık bir tercih değil, zorunlu bir dönüşüm alanı hâline gelmiş durumda. Sanayi sektörünün Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları içindeki payının yaklaşık yüzde 24 seviyesinde bulunması ve ihracatın büyük ölçüde karbon düzenlemelerini hızla hayata geçiren pazarlara yönelmiş olması, bu dönüşümün ekonomik boyutunu daha da belirgin kılıyor.
Bu süreç, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda hazırlanan Uzun Dönemli İklim Stratejisi (LTS) kapsamında sanayi sektörüne verilen stratejik önemin de somut bir yansıması niteliğinde. Bu noktada temel mesele, dönüşümün hızını ve kapsamını doğru yönetebilmek olarak öne çıkıyor. Karbonsuzlaşmayı yalnızca bir maliyet unsuru olarak değil; verimlilik artışı, rekabetçilik ve sürdürülebilir büyüme için bir fırsat olarak ele alan bir yaklaşım, sanayinin orta ve uzun vadeli gücünü belirleyecek.
Sahadaki yansımalar ise giderek daha görünür hâle geliyor. Enerji verimliliği uygulamaları, yenilenebilir enerji yatırımları ve temiz üretim teknikleri, sanayi tesislerinin üretim süreçlerinde daha geniş yer bulmaya başladı. Birçok sektörde üretim yapıları, daha düşük karbon yoğunluğu hedefiyle yeniden ele alınırken, sanayide karbonsuzlaşma adım adım uygulamaya geçiyor.
Enerji sektöründe yenilenebilir kaynakların yaygınlaşmasıyla elde edilen kazanımların sanayi üretim süreçlerine taşınması; enerji verimliliği, elektrifikasyon, alternatif yakıtlar ve temiz üretim teknolojileri üzerinden mümkün olacak. Bu dönüşüm, sanayinin üretim yapısını dönüştürürken, Türkiye’nin küresel değer zincirlerinde daha güçlü, daha dayanıklı ve daha rekabetçi bir konuma ilerlemesinin de önünü açacak.
Kaynak: Sanayi Gazetesi