Mustafa Gültepe
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı
Enflasyonla mücadele programı kapsamında 2,5 yıldır uygulanan “düşük kur yüksek faiz” politikası nedeniyle maliyetlerimiz dünya ortalamalarının çok üzerinde artıyor. Türkiye, bugün dünyanın en pahalı ülkelerinden biri konumuna gelmiş bulunuyor.
Ortalama işçilik maliyetlerimiz 650 dolardan 1400 dolar seviyelerine yükseldi. Üretim maliyetlerinde Asya’daki rakiplerimizden yüzde 60-65, Doğu Avrupa’dan yüzde 15-20 pahalıyız. Dolayısıyla fiyat tutturamadığımız için özellikle emek yoğun sektörlerde rekabetçiliğimiz zayıfladı. Biz bir süredir dünyaya sadece ürün satmıyor, kendi enflasyonumuzu ihraç etmeye çalışıyoruz. Ama dünya piyasaları bunu maalesef satın almıyor. Dolayısıyla ihracatta arzu ettiğimiz artış oranlarına bir türlü ulaşamıyoruz.
Bütün zorluklara rağmen 2024’te mal ihracatımızı yüzde 2,4 artışla 261,8 milyar dolara, hizmet ihracatımızı yüzde 11 artışla 117,2 milyar dolara yükseltmiştik. Her iki alanda da tarihsel olarak en yüksek yıllık değerleri yakaladık. 2025’te de ihracatımızda sınırlı artış devam ediyor. 2024’ün Ocak-Kasım döneminde 238,5 milyar dolar olan ihracatımız, bu yıl yüzde 3,7 artışla 247,2 milyar dolara ulaştı. Yılı 270 milyar dolar civarında bir ihracatla tamamlayacağımızı söyleyebiliriz.
Otomotiv endüstrisi 2025’te de sektör liderliğini koruyor. Otomotivi kimya ve elektrik-elektronik sektörlerimiz takip ediyor. Yıllardır ihracat liderimiz olan, son yıllarda hep ilk üç içinde yer alan hazır giyim ve konfeksiyon ise bu yıl dördüncülüğe geriledi.
11 aylık verilere baktığımızda geçen yılın aynı dönemine göre 8,7 milyar dolar artıdayız. Bu artışta en büyük katkıyı otomotiv, savunma sanayi ve kimya sektörlerimiz verdi. Üç sektör 11 ayda geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 7 milyar dolarlık daha fazla ihracat gerçekleştirdi. Ayrıca paritenin de 4,2 milyar dolarlık katkısı var. Yani parite ve üç sektörün katkısı olmasaydı ihracatımız geçen yılın altında kalacaktı. Verilerden de anlaşılacağı üzere ihracatı tabana yayma konusunda sıkıntılarımız devam ediyor.
Mevcut tablo net ihracatın büyümeye katkısını da olumsuz etkiliyor. Son dört çeyrekte net ihracat büyümeye negatif yönde katkı verdi. Oysa her defasında ifade ettiğimiz gibi sağlıklı ve sürdürülebilir ekonomik büyüme için katkıyı tüketimden değil üretimden ve ihracattan almamız gerekiyor.
Üretimde ve ihracattaki kan kaybı imalat sanayi istihdamına da olumsuz yansıyor. SGK verilerine göre Eylül 2022’de yaklaşık 4 milyon 507 bin olan imalat sanayindeki istihdam, Eylül 2025’te 3 milyon 925 bine gerilemiş bulunuyor. Bu da üç yılda imalat sanayi istihdamında yaklaşık yüzde 13’lük kayıp anlamına geliyor.
Mal ihracatında zorlanmamıza rağmen hizmet ihracatında daha güçlü bir performans sergiliyoruz. 2024’ü 117,2 milyar dolarlık hizmet ihracatıyla kapatmıştık. Bu yılı 122 milyar doların üzerine çıkacağımızı tahmin ediyoruz. Hizmet ihracatını, cari açığın dengelenmesindeki en stratejik gücümüz olarak görüyoruz. 2024’te hizmet ihracatımız 61 milyar dolar net fazla vermişti. Bu yıl bu katkının daha da artacağına inanıyoruz.
Özellikle mal ihracatında rekabetçilikle ilgili sorunlar yaşamamıza rağmen biz orta ve uzun vadeli hedeflerimiz doğrultusunda çalışmalarımıza devam ediyoruz. Firmalarımızı yeni müşterilerle buluşturmak, pazar çeşitliliğimizi artırmak için fuar katılımlarına ve heyet programlarına özel bir önem veriyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun fayda sağlayacağına inandığımız fuarlara ihracatçı birliklerimizle katılım düzenliyoruz.
Ayrıca yine birliklerimizle karma ya da sektörel ticaret ve alım heyetleri düzenliyoruz. Bu yıl toplamda 300’ün üzerinde fuara katılırken 200 civarında heyet programıyla firmalarımızın alıcılarla buluşmalarına liderlik edeceğiz.
Türkiye’yi ihracatta ilk 10 ülke arasına çıkarma hedefimize ancak ikiz dönüşümü Ar-Ge’yi ve inovasyonu üretimimize ve ihracatımıza entegre ederek ulaşabiliriz. Bu bilinçten hareketle ikiz dönüşümü, Ar-Ge ve inovasyonu her zaman odak noktamızda tutuyoruz. Çünkü bu üç konuyu işin içine katmadan rekabetçiliği artırmanın, değişim ve dönüşümü başarmanın mümkün olmadığını biliyoruz. Ülkemizde inovasyon ekosistemini geliştirmek hedefiyle düzenlediğimiz ve yakın coğrafyamızın alanında en büyük etkinliği olan Türkiye İnovasyon Haftası’nın 12’incisini ekim ayında yine yoğun bir katılımla gerçekleştirdik.
Dijital ve yeşil dönüşüme stratejik bir konu olarak bakıyoruz. Sürdürülebilir ve yeşil üretimle ilgili kurumsal olarak irili ufaklı çok sayıda proje yürütüyoruz. Ayrıca, ilgili bakanlıklarımız, AB ve üniversiteler başta olmak üzere farklı kurumlarla iş birlikleri ve çözüm ortaklıkları yapıyoruz.
Avrupa Yeşil Mutabakatı doğrultusunda sürdürülebilirlik stratejik bir öncelik olarak tüm çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor. ECOTİM Programımız ile firmalarımıza sürdürülebilirlik altyapısı kurma ve yönetme desteği sağlıyoruz. TİM-TÜBİTAK Yeşil İnovasyon Teknoloji Mentörlük Programı kapsamında KOBİ’lerin yeşil dönüşüm sürecinde ihtiyaç duydukları mentorluk hizmetini veriyoruz. GREENTİM platformumuzla, firmalarımıza ücretsiz karbon ayak izi hesaplama ve raporlama imkânı sunuyoruz.
AB fonu ile desteklenen GOAL projemiz kapsamında, ihracatçı firmalarımızın yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerine yönelik eğitimler, mentörlük desteği ve karbon ayak izi ölçüm çalışmaları gerçekleştiriyoruz. InnovationGUIDE projemizle ise İspanya, Hollanda ve Malta’dan ortaklarımızla birlikte, kırsal bölgelerde faaliyet gösteren start-upların inovasyon ekosistemlerine erişimini sağladık.
TİM’in de paydaşı olduğu hazır giyim, tekstil, kimya ve lojistik sektörlerinin karbon ve su ayak izlerinin azaltılmasına öncülük etmek üzere hazırlanan “Yeşil Ekonomiye Geçiş Projesi”nin üç yıllık uygulama sürecini kasım ayında başlattık. AB ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklenen proje, toplamda 7 milyon euro bütçeyle gerçekleştirilecek.
AB-Türkiye Cumhuriyeti mali iş birliği çerçevesinde finanse edilen ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında desteklenen, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birlikleri’nin (İTKİB) nihai yararlanıcı, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin (İHKİB) yürütücü olduğu projemizle yeşil dönüşüme odaklanıyoruz. Proje, hazır giyim değer zincirinin en önemli halkaları olan tekstil, kimya ve lojistik sektörlerini bir araya getiriyor. Bu süreçte firmaların karbon ve su ayak izlerini ölçümleme ve azaltma kapasitelerini güçlendireceğiz. Alanında ülkemizin en kapsamlı çalışması olan projeyle firmalarımızın rekabet gücünü artıracağız.
Finansman kaynaklarımızı çoğaltma hedefiyle Türk Ticaret Bankası’nı ihracat ailemize kazandırmıştık. Yeniden yapılandırma çalışmalarını tamamladığımız bankamızın resmi açılışını mayıs ayında gerçekleştirdik. Türk Ticaret Bankası bundan böyle sadece kredi veren bir kurum olmanın ötesinde ihracatçının finansmana erişimini kolaylaştırırken, teminat sorunlarına alternatif çözümler sunan bir çözüm ortağı gibi çalışacak. Bankamız yıl sonu itibarıyla şube sayısını 11’e çıkarırken, 1000 firmamıza toplamda 75 milyar liralık finansman desteği sağlamış olacak.
Mevcut gelişmeler ışığında küresel ticarette 2026 yılının da zor geçeceğini söyleyebiliriz. Jeopolitik risklerin yanı sıra ticaret savaşları ve korumacılık önlemleri 2026’da ticaretin yönünü belirleyen unsurlar olacak. Küresel risklerin ve korumacılık önlemlerinin arttığı bu süreçte yeniden rekabetçi üretim ve ihracat koşullarına dönmemiz hayati önem taşıyor. Dolayısıyla ihracatı önceleyen politikaları hızla devreye almalıyız. Rekabetçiliğimizi kazanabilirsek Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 için öngörülen 282 milyar dolarlık mal ihracatı hedefini rahatlıkla yakalayabiliriz.
TİM olarak bizim önceliğimizi 2026’da da ikiz dönüşüm, Ar-Ge, inovasyon, e-ihracat ve yapay zekâ odaklı çalışmalar oluşturacak. Diğer taraftan fuar katılımları ve heyet programlarıyla yeni pazar arayışlarına, firmalarımızı yeni müşterilerle buluşturmaya devam edeceğiz.
Kaynak: Sanayi Gazetesi