2026’ya Girerken Türk Sanayii’nde Dönüşüm Sinyalleri

2026’nın, -öngörülebilen göstergelere göre- Türk sanayisinin, dönüşümde ivme kazanacağı bir yıl olduğunu söylemek mümkündür. Son dönemde, yüksek enflasyon, faiz baskısı ve küresel talepteki daralma, çarkları yavaşlatmış, ilaveten jeopolitik riskler, doğal afetler, pandemi ve diğer öngörülemeyen riskler sebebi ile sektörel krizler yaşanmıştır. Ancak yeni dönemde, izlenen sıkı para politikası, olgunlaşma eğiliminde olan dezenflasyon süreci, küresel talep artışına bağlı büyüme eğilimi, değişen ve dönüşen sanayi yatırımları, 2026 yılı büyüme oranlarındaki beklentiyi yükseltmiştir.

Kemal SÜME

Süme Endüstri Kurucusu ve Yöneticisi

İstikrar ve güven ortamı büyüme stabilitesi yaratsa da yeni trend, ‘dönüşümle büyüme’ yönündedir. Türkiye sanayisi için, yeni iş ve istihdam kolları, mevcut alanların genişletilmesi ve son 2 yıldır uygulanan para politikalarının sonuç vermeye başlaması, 2026 ile başlayan dönemeçte, yıllık bazda iki haneli büyüme rakamlarına yaklaşmayı mümkün kılacak görünüyor. Moody’s, S&P, Fitch gibi uluslararası kredi derece kuruluşlarının güncel notları da henüz yeterli seviyede olunmasa da yatırım yapılabilir seviyeye yakın seyretmekte ve öngörümüzü desteklemektedir. Lakin spekülatif pozisyon ve kırılganlık halen geçerlidir.

Türkiye özelinde ele alırsak, jeopolitik risklere doğrudan bağlı olarak savunma sanayisi yatırımlarının artışı (yerlilik oranının artışını da değerlendirirsek son 10 yılda yaklaşık 4 kat artıştan bahsedebiliriz), yenilenebilir enerji yatırımları, ilaveten ve kısmen bağlı olarak elektrikli araç teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte batarya ve enerji depolama yatırımları, geri dönüşüm teknolojileri yatırımları ve sürdürülebilirlik temelli yeni yatırımlar, dönüşümlü bir büyümeye sebep olacaktır. Türkiye sanayisinde daima lokomotif sektör olan inşaat sektöründe durağan bir büyüme görülse de zengin kaynaklara sahip olduğumuz bir diğer alan madencilik sektörü de yeni anlaşmalarla (özellikle bor, nadir toprak elementleri ve altın ile ilgili) birlikte (Umman, Kanada ve Pakistan öne çıkıyor) daha fazla ivmelenebilecek bir büyüme fırsatı sunuyor.

Türkiye sanayisi, daima bahsettiğimiz jeopolitik konumu, zengin maden kaynakları, nitelikli iş gücü, güçlü bankacılık sistemi ve finansal altyapısı, gelişmeye çok açık ticaret hacmi sayesinde, bölgesel bir güç olma potansiyelinden çok daha ileride bir pozisyona doğru ilerlemektedir. Bilhassa genç nüfusun girişimcilik ruhu, yeni trendlere uyum esnekliği ve kaynaklara ulaşım kolaylığı da bu büyümeyi güçlendirecek yegâne unsurlardandır.

Türkiye sanayisinin gücünü oluşturan bu potansiyelin karşısında, elbette ivedi bir şekilde müdahale edilmesi gereken alanlar da mevcuttur. Bilhassa eğitim alanında, özellikle işbaşı eğitimleri, uzun vadeli kariyer planlaması yönetimi, mesleki eğitim okullarına ve kurumlarına, her zamankinden daha fazla önem verilmesi, yeni ve kalıcı düzenlemeler yapılması zaruridir. İlaveten daha etkin ve disiplinli, düşük faizli, uzun vadeli ve denetlenebilir kredilendirme çalışmaları, girişim teşviklerinde yaş ve cinsiyet sınırlarının genişletilmesi de önemlidir. Eğitim, sanayi ve ticaret yöntem ve politikalarının ‘siyaset üstü’ bir zeminde ilerlemesi, Türkiye sanayisinin kalkınması açısından hayati önem taşımaktadır.

2026’ya girerken, bu ülkenin her bireyinin, sahip olduğumuz potansiyelin, gücün ve üzerinde yaşadığımız toprakların fırsatlarını bilerek, yüce bir farkındalıkla ve umutla, ‘bir işin ucundan tutması’ gerektiği bir süreçten geçiyoruz. İnandığımız değerlerden, ait olduğumuz köklerden ve büyük önderimiz Atatürk’ün çizdiği rotadan ayrılmadan ilerlediğimiz sürece, yeni dünyada Türkiye’nin daha öncül bir konumda olacağı aşikardır. Ulusal bağımsızlık sadece, güçlü bir sanayi ve güçlü bir ekonomi ile mümkündür.

Yeni yılın, yeni başarılar ve yeni umutlar getirmesini dilerim.

Kaynak: Sanayi Gazetesi

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + 20 =