Sanayide İnsan Kaynağı Krizi: OSB’ler Nerede Durmalı?

Sanayide insan kaynağı konusu, son yıllarda giderek daha sık tartışılmaktadır. Ancak bu tartışmaların önemli bir bölümü, sorunu eksik tanımlamakta ve çözüm alanını daraltmaktadır. İnsan kaynağı krizi çoğu zaman “nitelikli eleman bulunamaması” şeklinde ifade edilmekte; mesele arz eksikliğine indirgenmektedir. Oysa gerek sahadaki sanayici görüşleri gerekse güncel akademik çalışmalar, problemin bundan çok daha yapısal bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır.

Dr. Cihan YALÇIN

SRG Mühendislik Danışmanlık Ltd Şti, ADÜ TEKNOKENT, Kurucu Genel Müdür

Bugün sanayinin temel sorunu, yalnızca insan kaynağına erişim değil; bilginin sürekliliği, becerinin güncellenmesi ve iş gücünün üretim ekosistemine kalıcı biçimde bağlanmasıdır. Aynı teknik personelin kısa süreler içinde iş değiştirmesi, firmalar açısından yalnızca personel kaybı değil, aynı zamanda kurumsal hafızanın ve üretim kalitesinin zayıflaması anlamına gelmektedir. Bu durum, özellikle Organize Sanayi Bölgelerinde daha görünür hale gelmektedir.

Uluslararası literatürde son dönemde öne çıkan yaklaşımlar, insan kaynağı meselesinin tekil firmalar üzerinden ele alınmasının yetersiz kaldığını göstermektedir. İnsan kaynağı artık bir işletme fonksiyonu olarak değil, bölgesel ve sektörel bir ekosistem unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede “iş gücü ekosistemi” ve “beceri ekosistemi” gibi kavramlar ön plana çıkmaktadır. Bu yaklaşımda temel soru, “hangi firma kimi istihdam ediyor” değil; “bir bölgede bilgi, beceri ve deneyim nasıl dolaşıyor” sorusudur.

Bu dönüşüm, Organize Sanayi Bölgelerinin rolünü de yeniden tanımlamaktadır. OSB’ler uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak altyapı sağlayan, planlı sanayi alanları olarak kurgulanmıştır. Elektrik, su, ulaşım ve arsa temini temel fonksiyonlar olarak öne çıkmıştır. Ancak günümüz sanayi yapısında bu fonksiyonların tek başına rekabet avantajı yaratmadığı görülmektedir. Altyapısı güçlü birçok OSB’de, insan kaynağına ilişkin sorunlar üretim kapasitesini sınırlayan başlıca etkenlerden biri haline gelmiştir.

Türkiye’deki OSB pratiğine bakıldığında, insan kaynağı konusunun büyük ölçüde firmaların bireysel çabalarına bırakıldığı görülmektedir. Eğitim faaliyetleri, personel gelişimi ve yetkinlik dönüşümü çoğunlukla firma ölçeğinde ele alınmakta; OSB düzeyinde ortak bir strateji geliştirilememektedir. Bu durum, aynı OSB içinde faaliyet gösteren firmaların birbirleriyle ürün veya pazar üzerinden değil, insan kaynağı üzerinden rekabet etmesine yol açmaktadır. Sonuç olarak, bilgi OSB içinde birikmemekte; firmalar arasında sürekli el değiştiren bir unsur haline gelmektedir.

Oysa güncel çalışmalar, sanayi bölgelerinin bu noktada pasif kalmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. OSB’lerin ne bir eğitim kurumu ne de bir istihdam ajansı gibi hareket etmesi beklenmektedir. Asıl rol, ekosistem kurucu ve yönlendirici bir konumda şekillenmektedir. Bu rol, firmaların insan kaynağı ihtiyacını doğrudan karşılamaktan ziyade, beceri üretimini ve dönüşümünü mümkün kılan bir ortam oluşturmayı kapsamaktadır.

Bu çerçevede OSB’lerin öncelikle bölgesel bir yetkinlik haritası oluşturması önem taşımaktadır. Hangi sektörlerde hangi becerilere ihtiyaç duyulduğu, bu becerilerin hangi hızda dönüştüğü ve hangi alanlarda kritik boşluklar bulunduğu OSB ölçeğinde görünür hale getirilmelidir. Bu tür bir analiz, yalnızca mevcut sorunları tespit etmekle kalmaz; aynı zamanda gelecekte ortaya çıkacak ihtiyaçlara ilişkin öngörü geliştirilmesine de imkân tanır.

İkinci olarak, OSB’ler bünyesinde firmaların ortak kullanımına açık beceri dönüşüm ve öğrenme altyapılarının geliştirilmesi gerekmektedir. Bu altyapılar, klasik anlamda eğitim merkezleri olarak değil; üretimle iç içe, uygulama odaklı ve modüler yapılar olarak tasarlanmalıdır. Amaç, çalışanların belirli aralıklarla uzun süreli eğitimlere gönderilmesi değil; öğrenmenin üretim sürecine entegre edilmesidir. Bu yaklaşım hem öğrenme hızını artırmakta hem de firmaların eğitim maliyetlerini düşürmektedir.

Bir diğer kritik husus, insan kaynağının yalnızca firmaya değil, OSB’ye ve bölgeye aidiyet geliştirmesidir. Uluslararası örneklerde, sanayi bölgelerinin yaşam, ulaşım, sosyal imkânlar ve mesleki gelişim olanaklarını birlikte kurguladığı görülmektedir. Bu tür bütüncül yaklaşımlar, özellikle genç teknik personelin sanayi bölgesinde kalıcılığını artırmaktadır. Aidiyetin güçlenmesi, personel sirkülasyonunu azaltmakta ve bilgi kaybını sınırlamaktadır.

Bu noktada OSB yönetimlerinin rolü, altyapı işletmeciliğinin ötesine geçmektedir. OSB’ler, firmalar arasında rekabeti bozmadan, iş birliğini mümkün kılan yönetişim mekanizmaları geliştirmek durumundadır. İnsan kaynağına ilişkin verilerin anonim ve toplulaştırılmış biçimde paylaşılması, ortak ihtiyaç alanlarının belirlenmesi ve birlikte çözüm üretilmesi bu mekanizmaların temel unsurları arasında yer almaktadır.

Sonuç olarak, sanayide insan kaynağı krizi, tek başına çözülebilecek bir istihdam problemi değildir. Bu kriz, üretim sistemlerinin dönüşümüyle birlikte ele alınması gereken yapısal bir meseledir. Organize Sanayi Bölgeleri, bu dönüşümde kilit bir konuma sahiptir. OSB’lerin rekabet gücü, yalnızca sundukları altyapı hizmetleriyle değil; insan kaynağının ne kadar hızlı öğrendiği ne kadar uzun süre kaldığı ve ne kadar etkin biçimde dönüştüğüyle ölçülmektedir.

İnsan kaynağı, sanayinin görünmeyen ancak en stratejik altyapısıdır. Bu gerçeği erken fark eden ve buna uygun bir konumlanma geliştiren OSB’ler, yalnızca bugünün sorunlarına çözüm üretmekle kalmayacak; geleceğin sanayi ekosistemini de şekillendirecektir.

Kaynak: Sanayi Gazetesi

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eighteen − twelve =