Dijital Ürün Pasaportu (DPP): Döngüsel Ekonomiye Geçişin Dijital Anahtarı

Küresel ekonomi artık yalnızca üretim hacmiyle değil; kaynak verimliliği, izlenebilirlik, ürün güvenliği, onarılabilirlik ve karbon ayak izi göstergeleriyle değerlendirilmektedir. Bu durum hem tüketici beklentilerinin hem de regülasyonların değiştiğini göstermektedir. Özellikle Avrupa Birliği, 2050 İklim Nötr Avrupa hedefi doğrultusunda üretim ve tedarik zincirlerinde köklü bir dönüşüm başlatmıştır. 2024 yılında yürürlüğe giren Sürdürülebilir Ürünler için Ekotasarım Yönetmeliği (ESPR – Regulation EU 2024/1781), bu dönüşümün en somut hale geldiği düzenlemelerden biridir. Yönetmeliğin merkezinde, ürünlerin çevresel etkilerinin dijital ve şeffaf biçimde izlenmesini mümkün kılan Dijital Ürün Pasaportu (Digital Product Passport – DPP) bulunmaktadır.

Esra Ocak TAMER

DPP, bir ürünün ham madde temininden nihai bertarafına kadar uzanan yaşam döngüsüne ilişkin verileri dijital bir kimlik olarak kayıt altına alan bir sistemdir. Bu kapsamda; ürünün çevresel ayak izi, malzeme bileşimi, üretim süreçleri, enerji tüketimi, kimyasal içerikler, onarım ve yeniden kullanım imkanları, geri dönüşüm potansiyeli ve bertaraf yöntemleri gibi bilgiler merkezi bir veri tabanında toplanmaktadır. DPP’nin amaçlarından biri, ürünlerin yalnızca üretim evresindeki değil, tüm yaşam döngüsündeki çevresel performansını görünür kılmaktır. QR kod veya RFID etiketi aracılığıyla erişilebilen bu bilgiler, üreticiden tüketiciye, lojistik sağlayıcılardan düzenleyici kurumlara kadar tüm paydaşların erişimine açılmaktadır. Bu yapı; şeffaflık, doğrulanabilirlik ve sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde ürünlerin ekotasarım kriterlerine uygunluğunu değerlendirebilir hale getirmektedir.

DPP’nin arka planında yalnızca çevresel hassasiyet değil, aynı zamanda sanayi politikası yer almaktadır. Ürünlerin izlenebilirliği; kalite kontrol, piyasa denetimi, garanti süreçleri, tamir–onarım hizmetleri ve ikinci el piyasaları için kritik önemdedir. DPP ile birlikte ürün sorumluluğu tedarik zincirine yayılmakta; üreticiler malzeme seçimi ve proses optimizasyonunda daha stratejik davranmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle DPP, “yeşil dönüşümün dijital bileşeni” olarak tanımlanmaktadır.

Avrupa Birliği, Dijital Ürün Pasaportunu (DPP) yalnızca teknik bir veri aracı değil, sürdürülebilir üretim, ürün standardizasyonu ve ticaret politikalarının yeniden şekillendirilmesine hizmet eden bütüncül bir mekanizma olarak ele almaktadır. Ecodesign Regulation (ESPR), ürünlerin dayanıklılık, onarılabilirlik, geri dönüştürülebilirlik ve çevresel performans kriterlerini belirleyerek DPP’nin hukuki zeminini oluşturmaktadır. AB’nin döngüsel ekonomi stratejisi olan EU Circular Economy Action Plan (CEAP), ürünlerin yaşam döngüsü boyunca değer kaybının azaltılmasını, kaynak verimliliğinin artırılmasını ve ikinci ham madde piyasalarının güçlendirilmesini hedeflemekte; bu nedenle DPP’yi döngüsellik için gerekli olan yaşam döngüsü verilerinin dijital omurgası olarak konumlandırmaktadır. Bu yaklaşım, DPP’nin çevresel performans izleme aracı olmanın ötesine geçerek ürün güvenliği, piyasa gözetimi, tedarik zinciri şeffaflığı ve sürdürülebilir tüketici tercihleri gibi alanlarda politika yapım süreçlerini doğrudan desteklemesini sağlamaktadır. Böylelikle DPP, sürdürülebilir sanayi dönüşümü açısından veri temelli bir standardizasyon aracı olarak stratejik bir anlam kazanmaktadır.

Bu yaklaşımın Türkiye açısından da önemli yansımaları bulunmaktadır. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayımlanan Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı (UDESEP 2025–2028), 2053 Net Sıfır Emisyon hedefiyle uyumlu şekilde döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılmasını hedeflemektedir. Plan, ambalaj, batarya, elektronik, gıda, inşaat, plastik ve tekstil sektörlerinde toplam 53 eylem tanımlamakta; bunlar arasında ürün izlenebilirliği ve dijital veri yönetimi altyapısının geliştirilmesi de yer almaktadır. Sanayi bölgelerinde endüstriyel simbiyoz ağlarının kurulması, yeşil kamu alımları, geri dönüştürülmüş malzeme oranının artırılması, ikinci ham madde piyasalarının geliştirilmesi ve dijital izlenebilirlik sistemlerinin pilot OSB’lerde uygulanması bu hedeflerin temel bileşenleridir.

Bu çerçevede DPP, yalnızca AB mevzuatına uyum aracı olarak değil; Türkiye’nin döngüsel ekonomi altyapısının dijital bileşeni olarak da değerlendirilmektedir. DPP’nin veri mimarisinin yaşam döngüsü analizi (LCA) ile uyumlu olması, bu sistemin bilimsel temelde çalışmasını sağlamaktadır. LCA, bir ürünün çevresel etkilerini süreç bazında hesaplamakta; DPP ise bu verileri doğrulanabilir şekilde paylaşılabilir hale getirmektedir. Bu entegrasyon, ESRS standartları ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlaması (CSRD) gereklilikleriyle de örtüşmektedir. Böylece ürün bazlı veriler, kurumsal düzeyde raporlanan ESG göstergelerine dahil edilebilmektedir. Bu durum; yeşil finansmana erişim, tedarik zincirinde şeffaflık, yatırımcı güveni, marka itibarı ve piyasa denetimi açısından işletmelere çok boyutlu avantajlar sunmaktadır.

DPP’nin sektörel etkileri özellikle metal, makine, tekstil, otomotiv ve elektronik üretiminde belirginleşmektedir. Bu sektörlerde üretim sırasında enerji ve su tüketimi, kimyasal kullanımı, geri dönüştürülmüş malzeme oranı, onarılabilirlik ve tedarik zinciri şeffaflığı gibi göstergeler dijital ortamda izlenebilir hale geldikçe, veri yönetimi işletmeler için yeni bir rekabet alanı oluşturmaktadır. Bu durum özellikle ihracata dayalı üretim yapan KOBİ’ler için dijital altyapı, veri standardizasyonu, süreç optimizasyonu ve tedarikçi eğitimi gibi başlıklarda uyum süreci gerektirmektedir. Lojistik, dış ticaret, kalite yönetimi ve satış sonrası hizmetler gibi alanların da DPP’den etkileneceği öngörülmektedir.

Türkiye’de DPP’nin hayata geçirilmesi için mevzuat uyumu, veri stratejisinin oluşturulması, teknoloji altyapısının güçlendirilmesi, OSB’lerde pilot uygulamaların başlatılması ve AB veri platformlarıyla entegrasyon gibi aşamaların izlenmesi gerekmektedir. Kamu-özel sektör-akademi iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi bu sürecin kritik unsurlarındandır. Ayrıca standardizasyon kurumları, sektör birlikleri, laboratuvar akreditasyon sistemleri ve yazılım ekosistemleri de sürecin doğal bileşenleri haline gelecektir.

Sonuç olarak DPP, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmanın teknik bir aracı olmanın ötesinde, sanayi dönüşümünün ve küresel rekabetin yeni parametresi haline gelmektedir. UDESEP ile birlikte ele alındığında, DPP yalnızca AB uyumu değil; kaynak verimliliği, dijitalleşme, ikinci ham madde piyasalarının gelişmesi ve yeşil sanayi politikalarının kesişiminde yer alan yeni bir kalkınma bileşeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde sürdürülebilirlik, bir tercih alanı olmaktan çıkmış; üretim ekonomisinde rekabetin belirleyici unsurlarından biri haline gelmiştir. Ürünlerin geleceği artık yalnızca performanslarıyla değil, izlenebilirlikleriyle de şekillenmektedir.

Kaynak: Sanayi Gazetesi

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + one =