Sevgi PİLGİ
Organize sanayi bölgelerinde yalnızca riskleri tespit eden bir yaklaşım değil; aynı zamanda sanayi üretiminin sürdürülebilirliğini ve ekonomik sistemin dayanıklılığını güçlendirmeyi amaçlayan bütüncül bir model ortaya koyan RESMAR projesi, OSB’lerin olası afetlere karşı hazırlık kapasitesinin artırılmasını, üretim faaliyetlerinin kesintiye uğrama riskinin azaltılmasını ve Türkiye sanayisinin kriz durumlarında daha hızlı toparlanabilmesini hedefliyor.
RESMAR Projesi’nin temel misyonunu anlatan RESMAR Teknolojik Afetler Uzmanı Kadir Tomas, projenin organize sanayi bölgeleri için öneminden bahsetti.
RESMAR Projesi, deprem, sel, heyelan gibi afetlere karşı risk haritaları çıkarılmasını, yapay zekâ destekli analizler, coğrafi bilgi sistemleri, mobil erken uyarı sistemleri ve eğitim programlarıyla sanayinin daha dirençli hale getirilmesini hedefliyor. 2024 yılında başlatılan projenin 2026 yılında tamamlanması hedefleniyor, Proje kapsamında pilot bölge olarak belirlenen Tuzla Kimya Sanayicileri Organize Sanayi Bölgesi’nin yanı sıra 4 OSB’nin İş Sürekliliği Planı hazırlanarak hayata geçirilecek.

DAHA GÜVENLİ SANAYİ ALANI
Daha güvenli sanayi alanı OSB’ler (Organize Sanayi Bölgeleri) ve endüstri tesisleri, afet risklerine göre öncelikli risk bölgeleri arasında yer alıyor. RESMAR ile yapılacak detaylı afet risk haritalamaları, bu bölgelerin zemin, su baskını, heyelan veya deprem açısından ne kadar risk taşıdığını gösterecek. Bu bilgiler sayesinde sanayi tesisleri daha güvenli alanlara yönlendirilebilecek ya da mevcut yerleşimlerin güçlendirilmesi sağlanacak. Proje yalnızca afet sonrası müdahaleyi değil, afet öncesi hazırlık ve risk azaltma çalışmalarını da odağına alıyor. RESMAR ile sanayicilere yönelik iş sürekliliği planları geliştirilecek.
HEM BÖLGESEL HEM DE ULUSAL EKONOMİYE ETKİ
Türkiye’nin, deprem başta olmak üzere sel, heyelan, yangın ve çeşitli teknolojik kazalar gibi çok sayıda riskle karşı karşıya olan bir ülke olduğunu vurgulayan Kadir Tomas, “Bu riskler yalnızca can ve mal kayıplarına yol açmakla kalmamakta, aynı zamanda ekonomik faaliyetleri ve üretim sistemlerini de ciddi şekilde etkileyebiliyor. Özellikle sanayi üretiminin yoğun olduğu bölgelerde meydana gelen kesintiler hem bölgesel hem de ulusal ekonomi üzerinde önemli sonuçlar doğurabilmektedir” dedi.

KESİNTİSİZ ÜRETİM
RESMAR’ın sanayi kuruluşlarının afetlere karşı hazırlıklı hale getirilmesini, üretim faaliyetlerinin kesintiye uğramasının önlenmesini ve kriz durumlarında işletmelerin hızlı şekilde toparlanabilmesini sağlayacak kurumsal ve teknik kapasitenin geliştirilmesini hedeflediğini söyleyen Tomas, “Bu çerçevede iş sürekliliği yönetimi yaklaşımı sanayi tesislerinde yaygınlaştırılmakta ve organize sanayi bölgeleri için iş sürekliliği planlarının hazırlanması ve etkin olarak uygulaması teşvik edilmektedir” şeklinde konuştu.
RESMAR Projesi kapsamında pilot bölge olarak seçilen Tuzla Kimya Sanayicileri Organize Sanayi Bölgesi’nin İş Sürekliliği Planı hazırlanarak hayata geçirilecek. Uluslararası iş birlikleriyle desteklenen RESMAR Projesi, Avrupa Birliği’nin fonladığı programlar çerçevesinde yürütülüyor.

KURUMLARIN HAZIRLIK KAPASİTESİ ARTIYOR
RESMAR Teknolojik Afetler Uzmanı Kadir Tomas, AFAD’ın temel görevini şu şekilde anlattı “Afet risklerini azaltmak, afetlere hazırlık çalışmalarını geliştirmek ve afet sonrası müdahale ile iyileştirme süreçlerini koordine etmektir. Bu kapsamda kurum, Türkiye’de afet yönetiminin yalnızca kriz anındaki müdahaleden ibaret olmadığı; aynı zamanda risklerin önceden belirlenmesi, zarar azaltma çalışmalarının yapılması ve kurumların hazırlık kapasitesinin artırılması gerektiği anlayışıyla hareket ediyor.”
KESİNTİSİZ SANAYİ ÜRETİMİ
RESMAR projesi kapsamında organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren işletmelerin ve altyapı sistemlerinin afet ve acil durumlar karşısında nasıl etkileneceğinin analiz edilmesi, kritik üretim ve hizmet süreçlerinin belirlenmesi ve bu süreçlerin kesintiye uğraması durumunda uygulanacak alternatif senaryoların geliştirilmesi hedefleniyor.
Bu kapsamda özellikle İş Etki Analizi (Business Impact Analysis – BIA) çalışmalarının önemli bir araç olarak kullanıldığını söyleyen Tomas, “İş etki analizi sayesinde olası bir afet veya kriz durumunda organize sanayi bölgelerinde hangi üretim faaliyetlerinin, altyapı sistemlerinin ve hizmet süreçlerinin ne kadar süre kesintiye dayanabileceği belirlenebilmekte ve bu süreçlerin sürdürülebilirliği için gerekli stratejiler geliştirilebiliyor. RESMAR yaklaşımı yalnızca işletme bazlı değerlendirmelerle sınırlı değil. Aynı zamanda organize sanayi bölgelerinin bütünsel yapısı dikkate alınarak elektrik, doğal gaz, su, atıksu, haberleşme ve ulaşım gibi kritik altyapı sistemlerinin üretim sürekliliği üzerindeki etkileri de analiz edilmektedir. Çünkü sanayi üretiminin kesintisiz şekilde sürdürülebilmesi yalnızca işletmelerin kendi hazırlıklarına değil, aynı zamanda bu altyapı sistemlerinin güvenli ve sürdürülebilir şekilde çalışmasına da bağlıdır. Bu nedenle RESMAR kapsamında altyapı bağımlılıklarının değerlendirilmesi, kritik altyapıların olası afet senaryoları karşısındaki kırılganlıklarının analiz edilmesi ve alternatif çözüm stratejilerinin geliştirilmesi önemli bir çalışma alanı olarak ele alınmaktadır” ifadelerine yer verdi.
KRİZ DURUMLARINA HAZIRLIK
Afet ve kriz durumlarında sanayi üretiminin tamamen durmasının yalnızca işletmeler açısından değil, aynı zamanda bölgesel ekonomi ve tedarik zincirleri açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Tomas, “Bu nedenle organize sanayi bölgelerinde üretimin sürdürülebilirliği için işletmelerin ve OSB yönetimlerinin kriz durumlarına yönelik hazırlıklı olması büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda en önemli araçlardan biri iş sürekliliği planlarıdır. İş sürekliliği planları sayesinde işletmeler kritik üretim süreçlerini belirleyebilmekte, olası kesinti sürelerini analiz edebilmekte ve üretimin hangi koşullar altında sürdürülebileceğine ilişkin alternatif senaryolar geliştirebilmektedir. Bu çalışmalar, afet veya kriz durumlarında üretimin tamamen durmasını önlemeye ve faaliyetlerin mümkün olan en kısa sürede yeniden başlatılmasına katkı sağlamaktadır. Organize sanayi bölgelerinde üretimin devamlılığını etkileyen en önemli unsurlardan biri de kritik altyapı sistemlerinin sürekliliğidir. Elektrik, doğal gaz, su, atıksu, ulaşım ve haberleşme altyapılarında meydana gelebilecek kesintiler üretim faaliyetlerini doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle OSB’lerde altyapı bağımlılıklarının analiz edilmesi, alternatif enerji ve lojistik çözümlerinin planlanması ve altyapı sistemlerinin afetlere karşı dayanıklılığının artırılması büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.

SANAYİ POLİTİKALARINDA RİSK YÖNETİMİ
Organize sanayi bölgesi yönetimi ile işletmeler arasında güçlü bir iletişim mekanizmasının oluşturulmasının da kriz yönetimi açısından kritik bir rol oynadığını söyleyen Tomas, şu ifadelere yer verdi: “Afet ve acil durum senaryolarının önceden çalışılması, tatbikatların düzenlenmesi ve kriz yönetimi organizasyonunun net şekilde tanımlanması, müdahale süreçlerinin daha hızlı ve etkin yürütülmesine katkı sağlamaktadır. Sanayi politikalarında risk yönetimi, afet hazırlığı ve iş sürekliliği yaklaşımlarının daha güçlü şekilde yer alması gerektiği değerlendirilmektedir. Organize sanayi bölgelerinde risk analizlerinin yapılması, kritik altyapı sistemlerinin dayanıklılığının artırılması ve sanayi işletmelerinde iş sürekliliği planlarının yaygınlaştırılması bu kapsamda önemli politika araçları arasında yer almaktadır.”
Sanayi kuruluşlarının risk yönetimi ve iş sürekliliği konularında kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi için eğitim, rehberlik ve teşvik mekanizmalarının oluşturulmasının da önemli bir konu olduğunu söyleyen Tomas, “Sanayi politikalarının yalnızca üretim ve büyüme odaklı değil, aynı zamanda dayanıklılık, risk yönetimi ve sürdürülebilirlik perspektifiyle ele alınması hem sanayi üretiminin sürekliliğini sağlamak hem de ekonomik sistemin krizlere karşı daha güçlü hale gelmesine katkı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra enerji yönetim sistemleri, akıllı altyapı izleme teknolojileri ve dijital veri platformları da organize sanayi bölgelerinin daha etkin yönetilmesine katkı sağlamaktadır. Bu sistemler sayesinde altyapı arızaları, enerji kesintileri veya çevresel riskler daha hızlı tespit edilmekte ve müdahale süreçleri hızlandırılabilmektedir” cümlelerine yer verdi.
Kaynak: Haber Merkezi