Ticaret Bakanı
Türkiye ekonomisi güçlü ve dayanıklı bir ekonomidir ve 2025 yılı son çeyreği itibarıyla 22 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürmektedir. Ekonomimiz 2025 yılının tamamında %3,6 büyürken; 2025’in son çeyreğinde %3,4 büyüme gerçekleşti. 2024 yılında 15 bin 325 bin dolar olan kişi başına düşen milli gelir 2025 yılında artışını sürdürerek tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 18 bin 40 dolara ulaştı.
Makro dengelerdeki bu olumlu tablo, dış ticaret performansımıza da güçlü şekilde yansımıştır. 2025 yılında mal ihracatımız %4,4 artışla 273,4 milyar dolara yükselmiş; hizmetler ihracatımız %4,6 artışla 122,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Böylece 2025 yılında toplam mal ve hizmet ihracatımız %4,5 oranında artışla 396 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. 2002 yılında 36 milyar dolar olan mal ihracatımızın 6,6 kat artarak bu seviyeye çıkması, Türkiye’nin büyüme kompozisyonunda ihracatın ana eksen haline geldiğini göstermektedir. 2026 yılı Şubat ayında ihracatımız bir önceki yılın aynı ayına göre %1,6 oranında artış ile 21 milyar doları aşmış; ithalat %6,1 oranında artış ile 30,3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
Ancak ihracata öncelik veren büyüme modelimizin hedefi yalnızca miktar artışı değildir; aynı zamanda katma değeri yükseltmektir. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatımız içindeki payı 2025 yılında %43,5’e yükselmiştir. 2026 yılı Şubat ayında ise bu oran %44,8 seviyesine çıkmıştır. Savunma ve havacılık sanayi ihracatımız 2025 yılında %48,8 artışla 10 milyar dolara yükselmiş; sektörde yerlilik oranı %83 seviyesine çıkmıştır. 2000’lerin başından günümüze önemli ilerlemeler kaydetmiş olsak da hedefimiz orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımızın payını çok daha yüksek seviyelere taşımaktır.
İhracatımızdaki gelişmelere ilişkin ayrıntı vermek gerekirse 2025 yılında motorlu kara taşıtları ihracatımız %13,2 oranında artışla 36,7 milyar dolara yükselmiştir. Makineler ve elektrikli cihazlar sektörü ihracatımız ise 2025 yılında bir önceki yıla göre %4 artışla 43,7 milyar dolara ulaşmıştır.
Diğer taraftan katma değerli üretim ve istihdamın lokomotifi serbest bölgelerimiz de ihracat odaklı üretim yapısının önemli unsurlarından biridir. 2025 yılında serbest bölgelerden gerçekleştirilen ihracat %4 artışla 12,5 milyar dolara ulaşmış ve tarihi seviyeye çıkmıştır. Net döviz girdisi sağlayan yapıları ve teknoloji yoğun üretim karakterleriyle serbest bölgeler, ihracata dayalı büyüme stratejimizin tamamlayıcı unsurları arasında yer almaktadır.
İhracatımızı ürün ve pazar çeşitliliği açısından değerlendirdiğimizde dünyada önde gelen ülkeler arasında olduğumuzu görüyoruz. Avrupa Birliği ülkelerine 117 milyar dolar, Yakın ve Orta Doğu’ya 44,2 milyar dolar, Kuzey Afrika’ya 15,5 milyar dolar ve Kuzey Amerika’ya 17,9 milyar dolar ihracat gerçekleştirilmiştir.
Uzak Ülkeler Stratejisi ve çok boyutlu ticaret diplomasisi ile ihracata dayalı büyüme zeminimizi genişletiyoruz.
İhracatta sürdürülebilir artış hedefimiz doğrultusunda firmalarımızı yalnızca üretim aşamasında değil, küresel pazarlara erişimden finansmana, markalaşmadan dijitalleşmeye kadar tüm değer zinciri boyunca çok boyutlu destek mekanizmalarıyla güçlendiriyoruz.
Pazara giriş, tanıtım ve yurt dışı birim destekleri ile firmalarımızın uluslararası pazarlardaki kalıcılığı artırılmakta; yüksek katma değerli, teknoloji yoğun ve markalı ihracata geçiş hızlandırılmaktadır.
Ayrıca, ihracatçı firmalarımızın küresel finansmana erişim imkânlarını genişletmek, desteklemek ve kolaylaştırmak da firmalarımızın dış pazarlarda rekabetçi konumlarını sürdürebilmeleri açısından önem taşımaktadır. Bu doğrultuda Bakanlık olarak ihracatçımızın daha düşük maliyetli finansman imkânlarına kavuşması için Türk Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İhracatı Geliştirme Anonim Şirketi (İGE A.Ş.) ile iş birliği içinde çalışmalarımız sürdürülmektedir.
Bu çerçevede, ihracata yönelik devlet yardımlarının yanı sıra, ihracat finansmanı enstrümanları ve güçlü kefalet altyapısı ile; ihracatçılarımızın rekabetçi koşullarda, güvenli ve sürdürülebilir biçimde küresel ölçekte varlık göstermesine imkân sağlanmaktadır.
Bu bütüncül yaklaşım sayesinde Türkiye, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde dahi ihracatını yalnızca miktar olarak değil, nitelik ve rekabet gücü bakımından da yukarı taşıyan bir ülke konumunu pekiştirmektedir.
Bilindiği üzere bilhassa pandemi sonrası dönemde dijitalleşme ihracatın yeni büyüme alanını oluşturmaktadır. E-Kolay İhracat Platformu ve veri temelli dijital araçlarla firmalarımıza küresel pazarlara daha hızlı erişim imkânı sunuyoruz.
İklim değişikliğiyle mücadelede çerçevesinde yeşil dönüşüm konusu büyük önem kazanmıştır. Firmaların bu süreci başarıyla tamamlamaları ülkemizin üretimde ve ihracatta rekabet gücünü artırabilmesi açısından kritik önemdedir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettikleri 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefimiz doğrultusunda yenilenebilir enerjideki dönüşümümüz hem kurulu güç hem de üretim alanlarında güçlü bir şekilde sürmektedir. Sanayide yeşil üretim standartlarının yaygınlaştırılması için kapsamlı politika araçları devreye alınmıştır. Özellikle organize sanayi bölgelerinde yeşil dönüşüm projeleri, döngüsel ekonomi uygulamaları ve dijitalleşme yatırımları sayesinde karbon yoğun üretim yapısından daha verimli ve sürdürülebilir bir modele geçiş hedeflenmektedir. Bunlara ilave olarak, ticarette de yeşil dönüşüm adımlarımızı kesintisiz bir şekilde atmaya devam ediyoruz.
Ülkemizin AB ile ikili ticaretinin güçlü entegrasyonunu düşündüğümüzde demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre gibi sektörlerde karbon yoğunluğunun azaltılmasının ihracat rekabetçiliğimiz güçlendireceğini değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda İklim Kanunu’muzun TBMM’de yasalaşmasının ardından karbon fiyatlama mekanizmalarının oluşturulması, yeşil finansman araçlarının geliştirilmesine yönelik ikincil düzenlemeleri yakından takip ediyoruz.
Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sürecinde ihracatçı firmaların rekabet gücünü korumak ve yeşil dönüşüm süreçlerine rehberlik etmek amacıyla çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Bu kapsamda, 2024 yılında hayata geçirilen Responsible® Programı çatısı altındaki “Yeşil Mutabakata Uyum Projesi Desteği” ile ihracatçılarımızın sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi ve dijitalleşme alanlarındaki dönüşümüne stratejik bir ivme kazandırılmaktadır.
İnanıyoruz ki, yeşil dönüşüme uyum sürecini zamanında ve etkin biçimde yöneten bir Türkiye, SKDM’yi bir maliyet unsuru olmaktan çıkararak, düşük karbonlu üretim kapasitesi sayesinde Avrupa pazarında daha güçlü ve sürdürülebilir bir rekabet avantajına dönüştürecektir.
Sonuç olarak, Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda; ihracatın büyümenin ana motoru olduğu, üretimin katma değerle taçlandığı ve küresel ticarette payını artıran bir Türkiye için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. İhracata öncelik veren büyüme modelimizi daha da derinleştirerek Türkiye’yi ticaretin merkez ülkelerinden biri haline getirme hedefimizi sürdürüyoruz.
Kaynak: Haber Merkezi