Prof. Dr. Ali Rıza BÜYÜKUSLU
Akşehir’in kıyısında bir rüzgâr eser. Eskiden o rüzgâr suyu tırtıklardı; şimdi toprağı kazır, tuzlu tozu havalandırır. Gölün dili susunca, geriye bir tek insanın dili kalır: ya “ben ne yaptım ki” der, ya da “biz ne yaptık” diye sorar. Şimdi bir mucize olsun: Nasrettin Hoca mezarından çıksın. Sırtında eski cübbesi, yüzünde bildik muziplik… Elinde bir tas maya. Göl diye bildiği yere varınca bir de ne görsün: su yok; suyun yerine çatlamış bir zemin, ot yerine diken; kıyı yerine çizgi şeklinde çekilme izleri… Hoca tası yere koyar, toprağa bakar, sonra başını kaldırıp kalabalığa döner. Ve işte o an, hiciv başlar. Ama bu hiciv “gülüp geçmek” için değil; gülerek utandırmak, utandırarak düşündürmek içindir.
Nasrettin Hoca’nın Akşehir Çölündeki İlk Sözleri: “Ben göle maya çaldım; siz gölün suyunu çaldınız!”
Hoca, gölün ortasına doğru yürür eskiden kayıkla gidilen yere şimdi yürüyerek gidilir. Bir avuç toprağı alır, ezer, koklar. Sonra dönüp der ki: “Bre ahali… Ben göle maya çaldım; tutarsa umut olur dedim. Siz gölün suyunu çaldınız; tutarsa mahsul olur dediniz. Benim mayam tutmadı diye fıkra oldum; sizin mahsul tuttu diye göl masal oldu!” Kalabalıktan biri “Hoca, kuraklık var” der. Hoca kaşını kaldırır: “Kuraklık Allah’tan… Peki bu “su hırsızlığı” kimden?” Bir başkası “Yağış azaldı” diye araya girer. Hoca gülümser, ama gözleri ciddidir: “Yağışın azı da olur çoğu da… Fakat siz yağışı beklerken, göldeki ‘bin yıllık birikimi’ birkaç yılda içtiniz. Bulutun insafına kaldık diye ağlıyorsunuz; kestiğiniz dere yollarının, dere yollarına yaptığınız evlerin, bencilce oluşturduğunuz göletlerin ve kuyulardan çektiğiniz suyun insafını ölçmediğiniz için ölen göle ağlamalısınız!” Hoca bir taşın üstüne çıkar, sanki mahkeme kürsüsü. Elindeki tası gösterir: “Ben maya tası ile geldim. Siz bana ‘Bilim tası’ getirin: kaç kuyu var, kaçının sayacı var, kaçı ruhsatlı, kaçı kaçak, hangi dere yollarında kaçak inşaat var, hangi tarımsal faaliyet ne kadar su içiyor, göle kaç damla kalıyor? Cevap yoksa, ben size fıkra anlatmam; hesap sorarım!”
Bu noktada Hoca’nın hicvi, “laf sokma” olmaktan çıkar; su yönetişim eleştirisine dönüşür. Çünkü Akşehir’in hikâyesi sadece “kuraklık” hikâyesi değildir: Akşehir Gölü, geçmişte bölgesel ölçekte önemli bir sulak alan ekosistemi niteliği taşıyan bir iç su kütlesidir. Yaklaşık 50 yıl önce yapılan ölçümlerde gölün yüzey alanının 355 km²’ye ulaştığı, yer yer 8–12 metre arasında değişen derinliklere sahip olduğu belirlenmiştir. Aynı dönemde göl, zengin balık türleri ve biyolojik çeşitliliği ile ekolojik ve ekonomik açıdan önemli bir kaynak konumundaydı. Ancak özellikle son yarım yüzyıllık süreçte göl, belirgin bir hidrolojik gerileme yaşamış; Bugün itibarıyla büyük ölçüde kuruyarak gölet ölçeğine kadar küçülmüş ve günümüzde göl tabanının önemli bir bölümü kara ekosistemine dönüşmüştür. Gölün kuruma süreci çok boyutlu bir nedensellik çerçevesinde değerlendirilmelidir. Uzun süreli meteorolojik kuraklık, azalan yağış miktarları ve artan buharlaşma oranları önemli iklimsel faktörlerdir. Bununla birlikte, insan kaynaklı müdahaleler sürecin hızlanmasında belirleyici rol oynamıştır. Kaçak yeraltı suyu kuyularının açılması, kontrolsüz ve verimsiz tarımsal sulama uygulamaları, gölü besleyen dere ve akarsular üzerine inşa edilen yapılar, sulama amaçlı göletler ve yüzey akışını kesintiye uğratan altyapı faaliyetleri gölün doğal beslenme rejimini ciddi biçimde zayıflatmıştır. Bu noktada yalnızca bireysel su kullanımı değil, aynı zamanda yönetsel ve kurumsal eksiklikler de dikkat çekmektedir. Havza ölçeğinde etkin su yönetiminin sağlanamaması, dere yatakları ve göl çevresindeki yapılaşmaların yeterince denetlenmemesi, kaçak kuyu ve gölet açılmasına karşı etkin yaptırımların uygulanmaması ve su çekimlerinin düzenli biçimde izlenmemesi, gölün su bütçesindeki bozulmayı derinleştirmiştir. Merkezi ve yerel yönetimlerin koruma, denetim ve sürdürülebilir kullanım politikalarını zamanında ve kararlılıkla hayata geçirememesi, çevresel tahribatın yapısal bir boyut kazanmasına neden olmuştur.
Bilimsel çalışmalarda göl çekilme süreçleri meteorolojik (yağış, sıcaklık, buharlaşma) ve hidrolojik (yüzey akışı, yeraltı suyu seviyesi, su çekimleri) parametrelerin birlikte değerlendirilmesiyle analiz edilmektedir. Yağış miktarları yıllara göre dalgalanma gösterebilse de göl alanındaki sürekli ve sistematik daralma, sürecin yalnızca “yağış azlığı” ile açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Bu durum, havza ölçeğinde artan su kullanımı, arazi kullanım değişiklikleri ve yönetsel zafiyetlerin etkisini güçlendirmektedir. Akşehir Gölü’nün kuruma süreci; küresel iklim değişikliği kaynaklı kuraklık eğilimleri, sürdürülebilir olmayan su kullanımı uygulamaları ve yetersiz çevresel yönetişim mekanizmalarının birleşik etkisiyle ortaya çıkmıştır. Gölün yeniden canlandırılmasına yönelik politikaların başarılı olabilmesi için yalnızca iklimsel değişkenlerin değil, havza yönetimi, denetim mekanizmaları ve kurumsal sorumlulukların da bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.
Göl Neden Kurur?”: Hoca’nın Mizahıyla, Akademinin Diliyle
Hoca elini kulağına götürür, sanki gölü dinler: “Göl konuşmaz; ama su bütçesi konuşur.” Bilimin en sade cümlesi şudur: Göl, gelir-gider defteriyle yaşar.
Gelir: yağış, dereler, yeraltından beslenim. Gider: buharlaşma, sızma, tarımsal/evsel çekimler, gölden-havzadan su transferleri. Bu defter uzun süre “açık” verirse göl küçülür; açık büyürse göl ölür. Akşehir özelinde iki şey özellikle önemlidir: Birincisi: Havza ölçeğinde suyun “tahsisi” (kime, ne kadar, hangi öncelikle?). İkincisi ise: Yeraltı suyunun aşırı çekimi (gölün görünmeyen damarlarını kesmek). Konya Kapalı Havzası ve çevresinde yeraltı suyu çekimlerinin yarattığı sorunlar (su seviyelerinde düşüş, obruk riskleri vb.) yıllardır rapor ve değerlendirmelerde gündemdedir; ana temalardan biri “kontrolsüz/artan tarımsal su kullanımı”dır. Hoca burada bir cümleyle meseleyi çiviler: “Göl kuruduysa, suyu göğe değil; yere sorun. Çünkü göğe dua edersiniz; yere politika yaparsınız.”
Hoca’dan “Siyasete ve Bürokrasiye” Sitem: “Siz gölü yönetmediniz; gölü idare bile edemediniz”
Hoca, siyasete şöyle seslenir: “Göl yönetimi, seçim yönetimi değildir.
Seçimi beş yılda bir yaparsınız; suyu her gün tüketirsiniz.” Ve bürokrasiye: “Göl yönetim planlarını tozlu raflarda suladınız, göl susuz kaldı. Yönetim planı yazmak kolay; uygulamak su gibi kıymetlidir.” Bu sözlerin arkasında basit bir gerçek var: Türkiye’de pek çok gölün gerilemesi (Eber, Seyfe, Tuz, Salda, Burdur, Beyşehir, Eğridir, Bafa, Manyas, İznik vb.) tartışılırken, ortak şikâyet “koruma ile kullanım arasındaki dengenin kurulamadığı” ve uygulama/denetim zaaflarıdır. Kuruyan/küçülen göllerin sosyal-ekolojik sonuçları ağırdır. Hoca döner, halka da payını verir çünkü su yönetimi sadece siyasi mekanizmadan ibaret değildir: “Benim fıkrada ben göle maya çaldım; siz de ‘nasıl olsa tutmaz’ dediniz. Şimdi ben size derim ki: “Suyu tasarruf etmeyen, geleceği israf eder. Gölü korumayana oy verir, gölleri besleyen akarsular üzerine gölet-hidroelektrik santral-inşaat yapana-kuyu açana alkış tutar, suyun çekilmesine-kaçak suya göz yumarsanız; sadece göl değil, vicdan kurur.”
Gölü Geri Getirmek Mümkün mü? Bilimsel Çare: Önce Su Bütçesi Oluştur, Sonra Ekolojiyi Onar
Hoca burada romantik değildir; gerçekçidir: “Göl geri gelir mi?
Gelir… ama suyun geldiği yerden değil; suyun gittiği yerden başlamak şartıyla.” Bilimsel olarak “göl restorasyonu” şu üç katmanda yürür:
A) Acil Önlem Paketi (0–2 yıl): Kanamayı durdur
- Havzadaki tüm kuyuların envanteri + sayaç zorunluluğu: Ölçmediğin şeyi yönetemezsin.
- Kaçak kuyulara gerçek yaptırım: “Ceza yazdık” değil, fiili kapatma ve tekrarını engelleme.
- Kuraklık döneminde zorunlu su tahsisi kısıtı: Önceliklendirme (içme suyu, ekosistem asgari suyu, tarım).
- Su yoğun ürün deseninin revizyonu: Havzanın kaldırmadığı su tüketimini “piyasa alışkanlığı” diye sürdürmek gölü bitirir.
Bu yaklaşım, kuraklık yönetimi planlarının temel mantığıyla uyumludur: arz-talep dengesini ve risk senaryolarını havza ölçeğinde ele almak gerekmektedir
B) Orta Vadeli Dönüşüm (2–7 yıl): Verimi suyla değil, bilgiyle artır
- Modern sulama + doğru yerde doğru teknoloji özellikle Yapay Zeka: Damla sulama tek başına mucize değildir; doğru planlama ve denetimle birlikte etkilidir. Aksi hâlde “tasarruf” sanılıp toplam sulama alanı büyütülür, tüketim yine artar (geri tepme etkisi). Yapay Zeka ile uydu görüntü analizi, kirlilik seviyesi tespit eden makine öğrenmesi, sensör ağlarından gelen büyük verinin işlenmesi, yasa dışı veya kaçak su kullanımını takip edilmesi ve “predictive analytics” sistemlerinin kullanılması,
- Tarımda su verimliliği için teşvikleri yeniden tasarla: Teşvik “çok su kullananı” değil, “birim suyla daha çok değer üretenin” ödüllendirmesi,
- Yeraltı suyu için ‘emniyetli çekim’ rejimi: Havza bazında çekim üst sınırı; dinamik (kuraklık yılına göre değişen) kota uygulamasına geçilmelidir.
C) Ekolojik Restorasyon (5–15 yıl): Su gelince göl kendiliğinden “eski göl” olmaz
- Gölün ekolojik su ihtiyacını tanımla: Kuş göç yolu, sazlık, balık-yumuşakça, kıyı habitatı; hepsinin “asgari su rejimi” vardır.
- Kıyı tozu ve tuzluluk yönetimi: Kuruyan tabanlardan kalkan toz, çevreyi zehirleyebilir; Burdur gölü örneğinde bu risk görünür şekilde tartışılmıştır.
- Havza içi kirleticileri kontrol et: Geri gelen suyun “çorba” olmaması gerekir; yoksa göl suyla dolsa da ekosistem çökebilir.
Hoca burada siyasete net bir cümleyle “yol haritası” bırakır: “Göl için beş şey isterim: Veri (ölçüm), hukuk (koruma), bütçe (kaynak), denetim (şeffaflık), irade (uygulama). Veri yoksa plan kördür; hukuk yoksa koruma zayıftır; bütçe yoksa çözüm hayaldir; denetim yoksa düzen çürür; irade yoksa hiçbir şey değişmez,‘ göl’ değil, ‘devletin sözü’ kurur.
Son Söz: Maya Nereye Çalınır?
Hoca tasını tekrar eline alır. Bu kez göle değil, kurumuş toprağa doğru eğilir: “Benim mayam suya çalınır sanırdınız… Meğer maya akla çalınırmış. Aklı tutturursanız, su da tutar.” Akşehir Gölü’nün hikâyesi, bir fıkranın hüzünlü devamı değildir; bir ülkenin su yönetiminde “havza gerçeğiyle” yüzleşme zorunluluğudur. Akşehir gölünün kuruması üzerine yapılan bilimsel incelemeler, iklim değişkenliğiyle birlikte insan kaynaklı su yönetimi etkilerini birlikte düşünmeyi zorunlu kılar. Gölü geri getirmek bir “tek proje” işi değildir; ölçüm, tahsis, denetim, su kaynakları mühendisliği ve teknoloji dönüşümünün yanı sıra ekolojik restorasyonu da kapsar. Başka bir ifadeyle; rehabilitasyon, restorasyon, rehidrasyon, sedimantasyon, biyomanipülasyon, fitoremediasyon, hipolimnetik havalandırma, kimyasal bağlama, tarımsal drenaj kontrolü ve tampon bölgeler, yapay zekâ destekli eko-informatik ve sürdürülebilirlik uygulamalarının bütüncül bir bileşimidir. Kısacası; devletin bütçe, su yönetimi, çevre ve altyapı politikalarını; akademinin bilim, teknoloji ve Ar-Ge kapasitesini; bürokrasinin uygulama disiplinini; sermayenin maddi, etik ve sosyal sorumluluk desteğini; toplumun ise “su ahlakı”nı ortaya koymadan sularımızı ve göllerimizi korumamız mümkün değildir.
Ve Nasrettin Hoca, Akşehir Çölü’nde son kez gülerek ama içimizi acıtarak şunu söyler: “Ben göle maya çaldım diye beni yüzyıllardır anlatırsınız. Siz gölü kuruttunuz diye çocuklarınız sizi nasıl anlatacak…İşte ona ben gülmem.”
Kaynak: Haber Merkezi