OECD, yayımladığı son Ekonomik Görünüm Raporu'nda Orta Doğu'da devam eden çatışmaların küresel ekonomi üzerindeki riskleri artırdığına dikkat çekti. Kurum, dünya ekonomisinin 2025 yılında kaydettiği yüzde 3,4'lük büyüme performansının ardından, 2026 ve 2027 yıllarında daha düşük bir büyüme temposuna gireceğini öngördü.
OECD'nin 3-4 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen Bakanlar Konseyi Toplantısı kapsamında "Baskı Altında" başlığıyla yayımladığı raporda, jeopolitik gerilimlerin ekonomik görünüm üzerindeki etkileri değerlendirildi. Raporda, ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın küresel ekonominin dayanıklılığını test ettiği belirtilirken, çatışmanın süresi ve kapsamına ilişkin belirsizliklerin ekonomik riskleri artırdığı ifade edildi.
Kurum, devam eden gerilimin enerji fiyatları, ticaret akışları ve yatırım kararları üzerinde baskı oluşturabileceğine işaret ederek, küresel büyümenin önümüzdeki iki yılda ivme kaybetmesinin beklendiğini vurguladı. OECD'ye göre, artan jeopolitik riskler ve küresel belirsizlikler ekonomik faaliyetler üzerinde aşağı yönlü baskı yaratmayı sürdürüyor.
Savaşın ekonomik etkileri çatışma bitse de sürebilir
OECD, Orta Doğu’daki savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkilerinin çatışmalar sona erse bile bir süre daha devam edebileceğini değerlendirdi. Raporda, zarar gören altyapının ve ulaşım hatlarının yeniden inşa edilmesinin, ayrıca küresel tedarik zincirlerinin normale dönmesinin aylar alabileceği belirtildi.
Bu sürecin, dünya ekonomisi üzerinde baskının bir süre daha hissedilmesine neden olabileceği ifade edildi. Özellikle Körfez ülkelerinde petrol, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), tarımsal ürünler ve sanayi girdilerinde yaşanan aksaklıkların fiyat artışlarını beraberinde getirdiği aktarıldı.
Enerji ve temel girdi fiyatlarındaki yükselişin birçok ülkede enflasyonist baskıları artırdığına dikkat çekilirken, Orta Doğu’dan yapılan ithalata bağımlı Asya ekonomilerinin mevcut ve olası şoklardan en doğrudan etkilenen ülkeler arasında yer aldığı kaydedildi.
OECD, olağanüstü belirsizlik nedeniyle raporda küresel ekonominin gelecek 18 ayda nasıl şekillenebileceğine ilişkin iki ayrı senaryoya yer verdi. Söz konusu senaryoların, enerji krizinin seyrine, çatışmaya kalıcı çözüm bulunmasının ne kadar zaman alacağına ve ülkelerin bu süreçte uygulayacağı politika adımlarına göre farklılaşabileceği vurgulandı.
Küresel büyüme bu yıl yavaşlayacak
OECD, savaş kaynaklı ekonomik aksaklıkların belirgin şekilde hissedildiği ancak uzun süreli olmadığı “sınırlı süreli aksaklık” senaryosunda, Körfez ekonomilerinde enerji üretimi ve ticaretin yılın üçüncü çeyreğinden itibaren kademeli olarak normale döneceğini varsaydı.
Bu senaryoda, özellikle Asya ekonomilerinde enerji arzına ilişkin kısıtların sınırlı kalacağı öngörüldü. Buna göre, 2025’te yüzde 3,4 olan küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,8’e gerilemesi, 2027’de ise yüzde 3,1’e yükselmesi bekleniyor.
OECD’nin mart ayında yayımladığı önceki raporda ise küresel ekonominin bu yıl yüzde 2,9, 2027’de yüzde 3 büyüyeceği tahmin edilmişti. Yeni senaryoda, politika faizlerinin bu yıl büyük ekonomilerin çoğunda istikrarlı seyredeceği, temel fiyat baskılarının ise sınırlı kalacağı değerlendirildi. Bu baskıların 2027’de hafiflemesi bekleniyor.
G20 ülkelerinde enflasyonun 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 4’e çıkacağı, 2027’de ise yüzde 3,1’e gerileyeceği hesaplandı.
Raporda, savaşta kalıcı ateşkes sağlanması ve enerji fiyatlarında daha belirgin düşüş yaşanması halinde küresel büyümenin bir miktar daha güçlü gerçekleşebileceği belirtildi. Buna göre, yılın ikinci yarısından itibaren petrol, doğal gaz ve gübre fiyatlarında yüzde 10’luk ek düşüş yaşanması, 2027 küresel büyümesini 0,1 puan artırabilir. Aynı gelişmenin enflasyonu ise 0,3 puan aşağı çekebileceği öngörüldü.
OECD Türkiye’de enflasyon için Orta Doğu riskine dikkat çekti
OECD'nin tahminine göre Türkiye ekonomisi, bu yıl yüzde 3,1 ve 2027'de yüzde 3,8 büyüyecek. Örgüt, martta yayımladığı raporda Türkiye ekonomisinde büyümenin bu yıl yüzde 3,3 ve 2027'de yüzde 3,8 olacağı tahmininde bulunmuştu.
Yüksek enerji ve emtia fiyatlarının sıkı finansal koşullar altında Türkiye'nin iç talebini baskılayabileceği öngörülürken, bu yıl sonuna doğru tüketici güveninin iyileşmesi ve faizde beklenen düşüşün tüketim ve yatırımların güçlenmesini destekleyeceği tahmin ediliyor.
Dezenflasyon sürecinin devam etmesiyle Türkiye'de yıllık enflasyonun 2027'nin ilk yarısında yüzde 20'nin altına inmesi bekleniyor ancak Orta Doğu'da gerilimin tırmanması ve olası fiyat baskılarının enflasyonun yavaşlama süreci için önemli bir risk olduğu değerlendiriliyor.
Sıkı para politikasının sürdürülmesi enflasyon beklentilerini düşürmek için kilit önemde görülürken, gelecekte faiz artışlarının göz ardı edilmemesi gerektiği ifade ediliyor.
OECD'ye göre Türkiye, artan enerji fiyatlarından etkilenmesine rağmen petrol, doğal gaz ve gübre ithalatının büyük kısmı Basra Körfezi'nden gelmediği için doğrudan tedarik riskleri karşısında birçok ülkeye göre daha güvenli bir konumda bulunuyor. Öte yandan Türkiye ekonomisi, Avrupa'daki talep durgunluğu ve özellikle imalat sektöründe üçüncü pazarlardaki Çin hakimiyetine karşı hassasiyetini koruyor.