Prof. Dr. Metin Duyar
İstanbul Kültür Üniversitesi Rektör Danışmanı
Dünya ekonomisinde rekabetin kuralları değişiyor. Bir dönem ülkelerin ekonomik gücü sahip oldukları doğal kaynaklar, üretim kapasiteleri ve düşük maliyet avantajları üzerinden değerlendirilirken, günümüzde belirleyici unsur bilgi üretme kapasitesi, teknoloji geliştirme yetkinliği ve inovasyonu ekonomik değere dönüştürebilme becerisi haline gelmiştir.
Artık yalnızca ne ürettiğimiz değil, ürettiğimiz ürünlere ne kadar bilgi, teknoloji ve katma değer ekleyebildiğimiz önem taşımaktadır.
Bu dönüşüm, küresel değer zincirlerinin yapısını da değiştirmektedir. Üretim hâlâ önemini korumaktadır; ancak asıl ekonomik değer tasarımda, araştırmada, teknolojide, veri yönetiminde, patentlerde ve markalaşmada oluşmaktadır. Bir başka ifadeyle rekabet artık yalnızca fabrikalar arasında değil, inovasyon ekosistemleri arasında yaşanmaktadır.
Türkiye de son yirmi yılda teknoloji geliştirme bölgeleri, Ar-Ge merkezleri, tasarım merkezleri ve girişimcilik programları aracılığıyla önemli bir altyapı oluşturmuştur. Ancak artık yeni bir aşamaya geçilmesi gerekmektedir. Bundan sonraki dönemde temel mesele yalnızca teknoloji geliştirmek değil, geliştirilen teknolojiyi sanayiye ve ihracata dönüştürebilmektir.
Çünkü ekonomik değer, laboratuvarda başlayan bilginin küresel pazarlara ulaşabildiği noktada ortaya çıkmaktadır.
Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri kıymetli madenler sektöründe yaşanmaktadır.
Türkiye, altın işleme kapasitesi, mücevher üretimi, rafinasyon altyapısı ve ihracat performansı bakımından dünyanın önemli ülkelerinden biridir. Ancak sektörün geleceği artık yalnızca üretim miktarlarıyla açıklanabilecek bir noktada değildir. Yapay zekâ destekli tasarım sistemleri, ileri malzeme teknolojileri, nanoteknoloji uygulamaları, dijital sertifikasyon altyapıları, blockchain tabanlı izlenebilirlik sistemleri, veri analitiği ve finansal teknolojiler sektörün yeni rekabet alanlarını oluşturmaktadır.
Bu nedenle kıymetli madenler sektörü artık yalnızca bir üretim sektörü değildir. Aynı zamanda ileri malzemeler, dijital teknolojiler, veri ekonomisi ve yüksek teknoloji üretimi ile kesişen çok disiplinli bir teknoloji alanına dönüşmektedir.
Geleceğin rekabet avantajı altının fiziksel işlenmesinden değil, altının etrafında oluşan bilgi, teknoloji ve inovasyon ekosisteminin yönetilmesinden doğacaktır.
Türkiye’nin önündeki yeni hedef daha fazla ürün ihraç etmek değil, ihracata konu olan ürünlerin arkasındaki teknolojiyi geliştirmek olmalıdır. Çünkü yüksek katma değerli ihracatın yolu daha fazla üretimden değil, daha fazla teknoloji üretiminden geçmektedir.
Tam da bu noktada Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve ihracatçı birliklerinin üstlenebileceği rol stratejik önem taşımaktadır.
Uzun yıllar boyunca Ar-Ge ekosistemi ile ihracat ekosistemi çoğu zaman birbirinden bağımsız yapılar olarak gelişmiştir. Oysa günümüz rekabet koşullarında ihracatçı birlikleri yalnızca ticaretin değil, aynı zamanda inovasyonun da doğal paydaşı olmak zorundadır. Teknoloji geliştirme süreçleri ile ihracat stratejileri arasındaki bağ ne kadar güçlenirse, Türkiye’nin küresel rekabet gücü de o kadar artacaktır.
Başta Kıymetli Madenler ve Mücevherat sektörü olmak üzere, TİM bünyesindeki tüm ihracatçı birlikleri için yeni dönemin temel gündemlerinden biri teknoloji odaklı dönüşüm olmalıdır. Yapay zekâ, ileri malzeme teknolojileri, dijital dönüşüm, veri analitiği ve teknoloji girişimciliği artık yalnızca teknoloji sektörünün değil, ihracatçı sektörlerin de gündemidir.
Bu dönüşüm için uygun coğrafi ve kurumsal altyapıların oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
Basın Ekspres hattı bu açıdan son derece stratejik bir konuma sahiptir. İstanbul Havalimanı, Dünya Ticaret Merkezi, TEM ve D-100 ulaşım aksları, finans kuruluşları, ihracatçı birlikleri, organize sanayi bölgeleri ve Kuyumcukent gibi kritik yapıları aynı coğrafyada buluşturan bölge; yalnızca bir ticaret ve lojistik koridoru değil, aynı zamanda ihracat odaklı yeni nesil bir inovasyon koridoru olabilecek potansiyele sahiptir.
Özellikle TİM ve ihracatçı birliklerinin bölgedeki varlığı, Basın Ekspres’i klasik bir teknoloji geliştirme bölgesinden farklılaştırabilecek önemli bir avantaj sunmaktadır. Çünkü burada üretim, ticaret, finansman, ihracat ve teknoloji geliştirme süreçlerinin aynı ekosistem içerisinde buluşması mümkündür.
Bu noktada İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından yürütülen teknoloji geliştirme bölgesi hazırlıkları dikkat çekici bir perspektif ortaya koymaktadır.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nin yaklaşımı yalnızca yeni bir teknopark kurmak değildir. Asıl hedef; üniversite, sanayi, girişimcilik, yatırım ve ihracat ekosistemlerini aynı platformda buluşturan bütünleşik bir inovasyon modeli oluşturabilmektir.
Üniversitenin sahip olduğu araştırma altyapıları, Avrupa Birliği projeleri, teknoloji transfer faaliyetleri, girişimcilik deneyimi ve uluslararası iş birlikleri bu hedef için önemli bir temel oluşturmaktadır. Özellikle yapay zekâ, veri teknolojileri, ileri malzemeler, nanoteknoloji, dijital dönüşüm ve finansal teknolojiler alanlarında geliştirilen yetkinlikler, ihracat odaklı sektörlerin dönüşümüne katkı sağlayabilecek niteliktedir.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nin önümüzdeki dönemde TİM ve ihracatçı birlikleriyle geliştirebileceği Ar-Ge, inovasyon ve teknoloji ticarileştirme iş birlikleri ise bu vizyonun en önemli bileşenlerinden biri olabilir. Böyle bir yapı yalnızca kıymetli madenler sektörüne değil; makineden kimyaya, tekstilden elektroniğe kadar birçok ihracatçı sektöre hizmet verebilecek yeni bir teknoloji üretim ve dönüşüm merkezi oluşturabilir.
Önümüzdeki dönemde ülkelerin rekabet gücünü sahip oldukları madenler değil, bu madenlerin etrafında oluşturdukları bilgi, teknoloji ve inovasyon ekosistemleri belirleyecektir. Aynı şekilde üniversitelerin başarısı da yalnızca bilimsel yayınlarla değil, ürettikleri bilginin ekonomik ve toplumsal değere dönüşebilme kapasitesiyle ölçülecektir.
Basın Ekspres’te şekillenmeye başlayan yeni yaklaşımın stratejik önemi tam olarak burada yatmaktadır. Amaç yeni bir teknopark kurmak değil; üniversite, sanayi ve ihracatı aynı eksende buluşturan ihracat odaklı bir teknoloji üretim ekosistemi oluşturmaktır.
Belki de önümüzdeki yıllarda Basın Ekspres yalnızca İstanbul’un önemli ticaret koridorlarından biri olarak değil, Türkiye’nin teknoloji üreten, teknolojiyi ticarileştiren ve teknolojiyi ihraç eden yeni nesil inovasyon koridorlarından biri olarak anılacaktır.
