Türkiye savunma sanayiinde son yıllarda elde ettiği başarılarla küresel ölçekte dikkat çekerken, bu yükselişin arkasında yalnızca büyük üretim tesisleri değil; üniversitelerde üretilen bilgi, teknokentlerde büyüyen girişimler ve derin teknoloji odaklı Ar-Ge ekosistemleri de yer alıyor.
Türkiye’nin en güçlü teknoloji geliştirme bölgelerinden biri olan İTÜ ARI Teknokent, savunma teknolojilerinin geleceğini şekillendiren girişimlere ev sahipliği yaparken, aynı zamanda küresel pazarlara açılan bir köprü görevi üstleniyor. İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Attila Dikbaş ile savunma sanayiinde girişimciliğin yükselen rolünü, derin teknoloji yatırımlarını ve Türkiye’nin teknoloji ekosisteminin geleceğini konuştuk.
“Yüzlerce firmamız Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığına katkı sağlayacak stratejik çözümler üretiyor”
İTÜ ARI Teknokent, Türkiye’nin teknoloji geliştirme bölgeleri arasında lokomotif bir role sahip. Savunma sanayii özelinde baktığımızda, İTÜ’nün mühendislik birikimi ile Teknokent’in girişimci ruhu nasıl bir sinerji oluşturuyor?
Türkiye’nin savunma sanayiinde son dönemde yakaladığı başarının arkasında güçlü mühendislik kabiliyeti ve bu kabiliyeti ürüne dönüştürebilen girişimcilik kültürü bulunuyor. İTÜ ARI Teknokent olarak tam da bu iki gücün kesişim noktasında yer alıyoruz.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 250 yılı aşan mühendislik mirası; elektronikten haberleşmeye, yapay zekâdan malzeme bilimine kadar birçok kritik alanda önemli bir bilgi birikimi oluşturuyor. Biz de bu akademik gücü girişimcilik ekosistemiyle buluşturarak teknoloji geliştiren şirketlerin doğmasını sağlıyoruz.
Günümüzde savunma sanayiindeki rekabet artık yalnızca büyük üretim tesisleri üzerinden yürümüyor. Yapay zekâ, sensör teknolojileri, otonom sistemler, ileri malzemeler ve yazılım tabanlı çözümler yeni rekabet alanlarını oluşturuyor. Bu alanlar ise doğrudan üniversitelerde üretilen bilgi ile girişimcilik dinamizminin birleştiği noktada şekilleniyor.
Bugün İTÜ ARI Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren yüzlerce teknoloji şirketi yalnızca ticari ürünler geliştirmiyor; aynı zamanda Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığına katkı sağlayacak stratejik çözümler üretiyor. Üniversite-sanayi-girişimci üçgenini aynı ekosistemde buluşturarak savunma teknolojilerinde sürdürülebilir bir inovasyon modeli oluşturuyoruz.
Savunma sanayii gibi giriş bariyeri yüksek ve derin teknoloji gerektiren alanlarda genç girişimcilere nasıl destek veriyorsunuz?
Savunma teknolojileri girişimciliği, klasik teknoloji girişimlerinden oldukça farklı bir yapıya sahip. Daha uzun Ar-Ge süreçleri, yüksek teknik uzmanlık ve güçlü doğrulama mekanizmaları gerektiriyor. Bu nedenle destek modellerimizi de bu gerçeklik doğrultusunda şekillendiriyoruz.
Girişimcilerimize yalnızca mentorluk vermekle kalmıyoruz; onları sektör uzmanları, yatırımcılar, teknoloji liderleri ve kurumsal şirketlerle buluşturuyoruz. Özellikle patent süreçleri, fikri mülkiyet yönetimi, yatırım hazırlıkları ve kurumsal iş birlikleri bu alanda büyük önem taşıyor.
Son dönemde odaklandığımız en önemli alanlardan biri de çift kullanım teknolojileri. Savunma, havacılık ve uzay ekosistemleri ile sivil sektörlerin kesişiminde geliştirilen teknolojiler büyük bir potansiyel taşıyor. Yapay zekâ, siber güvenlik, sensör sistemleri, ileri malzemeler ve otonom çözümler hem savunma hem de ticari alanlarda kullanılabiliyor. Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz İTÜ Çekirdek Dual-Use Hızlandırma Programı ve Dual-Use Studio İstanbul ile girişimlere ürün doğrulama, yatırımcı ilişkileri, kurumsal iş birlikleri ve pazara giriş stratejileri gibi kritik başlıklarda destek sağlıyoruz. Ayrıca İTÜ iş birliğiyle yürüttüğümüz ITUTECH Programı kapsamında öğrencileri çok erken aşamada destekliyoruz. Fikirlerin teknoloji girişimlerine dönüşmesi için mentorluk, ağ desteği ve finansman imkanları sunuyoruz. Program kapsamında seçilen ekipler proje başına 10 bin dolara kadar destek alma fırsatı yakalıyor.
“Türkiye artık teknoloji tüketen değil, geliştiren bir ülke olma yolunda ilerliyor”
Türkiye girişimcilik ekosisteminin gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye girişimcilik ekosistemi son on yılda çok önemli bir dönüşüm yaşadı. Bir dönem daha çok uygulama geliştirme ve yerel ihtiyaçlara çözüm üretme odaklı bir yapı varken bugün patent üreten, Ar-Ge yapan, yatırım alan ve küresel pazarlarda faaliyet gösteren teknoloji şirketleri görüyoruz.
Özellikle yapay zekâ, savunma teknolojileri, sağlık teknolojileri, enerji çözümleri ve ileri mühendislik gerektiren alanlarda ciddi bir ivme yakalandı. Bu dönüşüm Türkiye’nin teknoloji tüketen değil, teknoloji geliştiren bir ülke olma yolunda ilerlediğini gösteriyor. İTÜ ARI Teknokent olarak 420’den fazla teknoloji firması, 6 bin 300’ü aşkın Ar-Ge projesi ve 1,4 milyar doları aşan ihracat hacmiyle bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri konumundayız. Bundan sonraki hedefimiz ise yalnızca daha fazla girişim çıkarmak değil, dünya çapında teknoloji şirketleri oluşturmak.
“Beş kritik teknoloji alanı öne çıkıyor”
Savunma sanayii kapsamında İTÜ ARI Teknokent’te en yoğun Ar-Ge çalışmaları hangi alanlarda yürütülüyor?
Savunma teknolojilerine katkı sağlayan alanlara baktığımızda beş başlık öne çıkıyor.
İlk sırada yapay zekâ ve veri analitiği yer alıyor. Karar destek sistemlerinden görüntü işlemeye kadar çok geniş bir kullanım alanı bulunuyor. İkinci olarak siber güvenlik ve bilgi güvenliği çözümleri geliyor. Dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte bu alan stratejik önem kazandı. Üçüncü alan otonom sistemler ve robotik teknolojiler. Kara, hava ve deniz platformlarında kullanılabilecek çözümler geliştiriliyor.
Dördüncü alan haberleşme ve ileri sensör teknolojileri. Veri aktarımı, algılama ve durum farkındalığı sağlayan sistemler yoğun ilgi görüyor. Beşinci alan ise enerji depolama ve ileri malzeme teknolojileri. Yeni nesil bataryalar ve yüksek performanslı malzemeler savunma sanayiinin geleceğinde belirleyici rol oynayacak.
“Derin teknoloji ekosistemi doğal bir kümelenme oluşturdu”
İnsansız sistemler, siber güvenlik ve ileri malzeme teknolojileri alanlarında firma sayısındaki artışı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu artış tesadüfi değil. Hem küresel teknoloji trendlerinin hem de Türkiye’nin stratejik önceliklerinin doğal bir sonucu. Yıllardır derin teknoloji odaklı bir ekosistem inşa ediyoruz. Girişimleri büyük kurumlarla buluşturuyor, sektörel programlar yürütüyor ve belirli alanlarda uzmanlaşmayı teşvik ediyoruz. Bugün oluşan yapı resmi bir kümelenmenin ötesinde, doğal bir teknoloji yoğunlaşması oluşturmuş durumda. Bir girişimin başarısı diğer girişimleri de teşvik ediyor ve ekosistem kendi kendini besleyen güçlü bir inovasyon ağına dönüşüyor.
“Yerlileşmenin anahtarı teknolojiye sahip olmak”
Teknokentlerin yerlileşme sürecindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yerlileşme yalnızca üretimin Türkiye’de yapılması anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan teknolojinin geliştirilmesi ve fikri mülkiyet haklarının Türkiye’de olmasıdır.
Teknokentlerin en önemli katkısı da burada ortaya çıkıyor. Çünkü yeni teknolojiler bu merkezlerde doğuyor, geliştiriliyor ve ticarileştiriliyor. Patentler, Ar-Ge projeleri ve teknoloji girişimleri sayesinde kritik teknolojiler yerli olarak geliştirilebiliyor.
İTÜ ARI Teknokent bugün patentli start-up sayısında Türkiye’nin en güçlü ekosistemlerinden biri konumunda bulunuyor. Bu da geleceğin savunma teknolojilerinin temellerinin burada atıldığını gösteriyor.
Kaynak: Sanayi Gazetesi
