Reklam

Kocaeli-Belediyesi

PROF. DR. Murat Çemberci: Bilgiyi ticari değere dönüştüremeyen girişimler sürdürülebilir olamaz!

GOSB Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. Murat Çemberci, Sanayi Gazetesi'ne yaptığı özel açıklamada; savunma sanayiinin yazılım sektörüne etkisinden "Sınırları Olmayan Teknopark" vizyonuna, finansman stratejilerinden bilginin ticarileşmesine kadar teknoloji girişimciliğinin kritik dönemeçlerini değerlendirdi.
PROF. DR. Murat Çemberci: Bilgiyi ticari değere dönüştüremeyen girişimler sürdürülebilir olamaz! PROF. DR. Murat Çemberci: Bilgiyi ticari değere dönüştüremeyen girişimler sürdürülebilir olamaz!
PROF. DR. Murat Çemberci: Bilgiyi ticari değere dönüştüremeyen girişimler sürdürülebilir olamaz!

Türkiye’nin en köklü ve güçlü sanayi havzalarından biri olan Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin kalbinde yer alan GOSB Teknopark, geliştirdiği vizyoner modellerle teknoloji girişimciliğinin sınırlarını yeniden çiziyor.

Sadece endüstrinin yoğunlaştığı Marmara çevresine değil, “Sınırları Olmayan Teknopark” mottosuyla Anadolu’nun en uç noktalarına kadar uzanan kapsayıcı bir inovasyon ağı kuran GOSB Teknopark, bilginin ticari ürüne dönüşmesindeki küresel darboğazları tek tek çözüyor GOSB Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. Murat Çemberci; savunma sanayiinin tetiklediği yazılım devrimini, teknoloji firmalarının pazara giriş bariyerlerini, büyüme aşamasında yaşanan kurumsallaşma sancılarını ve kriz dönemlerinin barındırdığı stratejik fırsatları aktardı. Çember­ci, ekosistemdeki firmaların salt Ar-Ge odaklı kalmayıp küresel pazarda rekabet edebilecek ticari olgunluğa erişmesi için gereken stratejik dönüşüm yol haritasını çizdi. Nitelikli insan kaynağından finansmana erişimdeki yapı­sal körlüklere kadar pek çok kritik başlıkta ezber bozan bir projeksiyon sunan Çemberci, ticarileşme ve sürdürülebilirliğini sağlamakta zorlanan tüm teknoloji girişimleri için tavsiye­lerde bulundu.

Son dönemde yakaladığı ivmeyle savunma sanayiii oldukça gündemde. Ancak sektörel olarak gelişen sektör, yanında özellikle yazı­lım gibi oldukça kritik sektörleri de geliştiriyor. Yazılım anlamında birçok girişime ev sahip­liği yaptığınız düşünüldüğünde süreci nasıl değerlendirirsiniz?

Savunma sanayiindeki gelişim, yalnızca bu sek­törü değil; yazılım, yapay zeka, siber güvenlik, otomasyon ve veri analitiği gibi birçok kritik alanı da büyütüyor. Bu nedenle süreci GOSB Teknopark açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Tek­noparkımızda yer alan yazılım ve teknoloji girişimleri, sanayiden gelen gerçek ihtiyaçlara çözüm üreterek daha uygulanabilir ve katma değerli teknolojiler geliştirme imkânı buluyor. Özellikle savunma sanayiinin kalite, güvenlik ve sürdürülebilirlik beklentileri, girişimlerin kabili­yetlerini daha üst seviyeye taşıyor. Önümüzde­ki dönemde odağımız; sanayiyle entegrasyonu güçlendirmek, Ar-Ge ve prototipleme kapasi­tesini artırmak, üniversite iş birliklerini geliş­tirmek ve firmalarımızın ulusal ve uluslararası pazarlarda daha görünür olmasını sağlamaktır.

Girişimcilerin bugün karşılaştığı en büyük problemlerden birisi “pazarlama” strate­jileri. GOSB Teknopark olarak girişimcilere bu kapsamda nasıl bir mentorluk desteği sağlıyorsunuz?

GOSB Teknopark olarak girişimcilere pazar­lama alanında yalnızca tanıtım değil, pazara erişim odaklı bir mentorluk desteği sunuyoruz. Girişim Ofisimizde yer alan girişimcilerin sa­nayinin ihtiyaçlarına doğrudan temas etme­sini sağlıyor; Sanayi Buluşmaları aracılığıyla teknoloji firmalarını sanayi kuruluşlarıyla bir araya getirerek ortak proje, teknoloji transferi ve iş birliği fırsatları oluşturuyoruz. Ayrıca üni­versite-sanayi iş birlikleri, ulusal ve uluslararası fonlar ile proje destekleri aracılığıyla firmaları­mızın gelişim süreçlerini destekliyoruz. Hizmet ihracatı tarafında ise HİSER Projesi kapsa­mında firmalarımızın dış pazarlara açılmasına, uluslararası görünürlük kazanmasına ve ihracat kapasitelerini artırmasına katkı sağlıyoruz. TÜBİTAK BİGG uygulayıcı kuruluşu olarak da girişimcilerin fikirden yatırıma uzanan süreç­lerinde daha sistematik ve sonuç odaklı bir destek modeli sunuyoruz. GOSB Teknopark bugün sadece Gebze veya çevresinde faaliyet gösteren değil, sınırlarını son yıllarda yaptığı çalışmalar ile Ardahan’a kadar uzatabilmiş bir Teknopark olarak faaliyetini sürdürüyor. Aslında “Sınırları Olma­yan Teknopark” olarak nitelendirebileceğimiz kapsayıcı bir modeli benimsediğinizi söyle­yebilir miyiz? Bu çalışmalardan ve anlayıştan yola çıkarak temel hedefiniz nedir?

GOSB Teknopark olarak biz kendimizi sadece belirli bir bölgede faaliyet gösteren bir yapı olarak görmüyoruz. Sanayi ve Teknoloji Ba­kanlığımızın tensipleriyle Ardahan’da attığımız adım da bunun somut bir göstergesi. Buradaki temel hedefimiz, girişimcilik ve inovasyon kültürünü daha geniş bir alana yaymak; tek­nolojiye, mentorluk desteğine ve iş geliştirme imkanlarına erişimi farklı bölgelere taşımak. Yani sadece bulunduğumuz yerde değil, potansiyel gördüğümüz her bölgede değer üreten bir yapı olmak istiyoruz.

Teknoloji girişimlerinin ölçek­lenmesi için finansman ve yatırım tarafında ne gibi eksikler görüyorsunuz?

Teknoloji girişimlerinin ölçeklenmesinde temel eksik, yalnızca finansmana erişim değil; doğru aşamada doğru yatırım yapısıyla buluşamama­larıdır. Girişimciler çoğu zaman yatırımcıya hazır iş modeli, finansal plan ve ölçeklenme stratejisi konusunda yeterince hazırlıklı olamayabiliyor. Bu nedenle hibe, yatırım fonu, eş finansman ve kamu destekleri­nin birbirini tamamlayan; daha erişilebilir, esnek ve ölçeklenme odaklı bir yapıda sunulması önem taşıyor. Özellikle ürününü doğrulamış ve pazara açılmak isteyen girişimlerin büyümesini des­tekleyecek fonlara ihtiyaç var. GOSB Teknopark olarak girişimcilerimize ve Ar-Ge firmalarımı­za; sanayi, üniversite, fon kaynakları, ihracat destekleri ve iş dünyasıyla entegre güçlü bir ekosistem sunarak bu süreci destekliyoruz.

İşletme ve insan kaynağı yönetimi alanındaki uzmanlığınıza da dayanarak sizce girişimci­lerin artık “kurumsallaşma” evresine geldi­ğinde sorun yaşamaması için nelere dikkat etmesi gerekiyor?

Girişimcilerin kurumsallaşma evresinde sorun yaşamaması için büyümeyi yalnızca satış, gelir ya da ekip artışı olarak görmemesi gerekir. Asıl mesele; büyüyen yapının yönetilebilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir hale gelmesidir. Bu süreçte net görev tanımları, doğru insan kaynağı, finansal disiplin ve kurucuya bağımlı olmayan karar me­kanizmaları kritik önemdedir. Devlet destekleri, teşvikler, mentörlük ve danışmanlık mekaniz­maları da yalnızca finansal kaynak olarak değil; Ar-Ge, dijitalleşme, ihracat, yatırım hazırlığı ve yönetim kapasitesini güçlendiren stratejik araçlar olarak değerlendirilmelidir. Kurumsal­laşma, girişimin çevikliğini kaybetmesi değil; bu çevikliği sürdürülebilir büyümeyi mümkün kılan sağlam bir yapıya dönüştürmesidir.

Türkiye’de sıkça dile getirilen bir konu: “Bilgi var ama ürünleşme zayıf.” Siz bu tespiti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu tespitin önemli ölçüde doğru olduğunu dü­şünüyorum. Türkiye’de bilgi, teknik kapasite ve nitelikli insan kaynağı var ancak bu bilginin ürüne, markaya ve ticari değere dönüşmesi konusunda hala istedi­ğimiz seviyede değiliz. Çünkü bilgi üretmek ile onu pazarda karşılığı olan bir ürüne dönüştürmek arasında ciddi bir fark var. Burada yalnızca tekno­loji değil; süreç yönetimi, müşteri ihtiyacını doğru okuma, iş modeli kurma, test etme, sabır ve doğru ekosistem desteği de gerekiyor. Mesele bilgi eksikliği değil, bilginin doğru mekanizmalarla ürünleşmesini ve ticarileş­mesini sağlayacak yapıları daha da güçlendirme ihtiyacıdır.

Siz de takdir edersiniz ki ekonomik göstergeler ve global ölçekte yaşanan krizler yeni bir girişimde bulunmayı isteyen kişilerin yüksek riskler karşısında karamsarlığa kapılmasına neden oluyor. "Yüksek risk aynı zamanda yüksek fırsatlara da gebedir" diyebilir miyiz? Bu görüşte olan veya olmayan tüm girişimcilere geçmişteki tecrübelerinize de dayanarak neler söylersiniz?

Yüksek riskin her zaman yüksek fırsat anlamına geldiğini söylemek doğru olmaz. Risk, ancak doğru analiz edildiğinde ve stratejik şekilde yönetildiğinde fırsata dönüşür. Bu nedenle girişimcilere tavsiyem; sadece riskten korkup geri çekilmemeleri, ancak yalnızca heyecanla da hareket etmemeleridir. Kriz ve belirsizlik dönemlerinde başarılı olan girişimler; ihtiyacı doğru okuyan, maliyetlerini iyi yöneten, müşteriye gerçek değer sunan ve kaynaklarını disiplinli kullanan girişimlerdir. Türkiye'nin teknoloji üretiminde sıçrama yapabilmesi için de iyi niyetli projeler kadar ölçülebilir çıktılara, sürdürülebilir iş birliklerine ve somut sonuçlara ihtiyaç vardır. Etkinlikler, toplantılar ve protokoller tek başına başarı değildir. Asıl başarı; bu temasların projeye, ürüne, yatırıma, ihracata ve istihdama dönüşmesidir. Bizim odağımız da tam olarak bu dönüşümü sağlayabilmektir.

Kaynak: Sanayi Gazetesi ( Özel Haber )

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir