Esra Ocak TAMER
Aynı dönemde Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), küresel sıcaklık artışının 1,5°C sınırını aşmaması gerektiğini, aksi halde geri döndürülemez ekolojik değişimlerin yaşanacağını ifade etmektedir. Doğal kaynakların yenilenme kapasitesinin üzerinde tüketildiği mevcut küresel eğilimler, biyokapasite aşımını giderek derinleştirmektedir.
Bu bağlamda akıllı şehir yaklaşımı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin kentsel sistemlerle bütünleşmesini temel alan, insan yaşamını iyileştirmeyi hedefleyen, çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliği gözeten bir dönüşüm modeli olarak öne çıkmaktadır. Kavramın temelinde teknoloji bir amaç değil, toplumsal refahı artırmak için kullanılan araç olarak konumlanmaktadır. Akıllı şehirlerin amaçları arasında yaşam kalitesinin artırılması, kaynak kullanımının optimize edilmesi, çevreye zarar vermeyen çözümlerin geliştirilmesi, sürdürülebilirliğin sağlanması ve gelecekteki ihtiyaçların öngörülmesi yer almaktadır.
Akıllı şehir kavramının ortaya çıkışı, teknolojik altyapı ile sınırlı bir modernleşme yaklaşımının ötesine uzanmaktadır. Literatürdeki ilk sistematik tanımlardan biri, kenti kritik altyapılarını izleyebilen, hizmetleri iyileştiren, güvenliği artıran ve kaynak kullanımını optimize eden bir organizma olarak tasvir etmektedir. Sonraki dönemlerde yapılan tanımlar, yönetim süreçleri, vatandaş katılımı, sürdürülebilirlik, kapsayıcılık, açık veri, inovasyon ve ekonomik rekabetçilik gibi bileşenleri kapsamıştır.
Zaman içerisinde akıllı şehir yaklaşımı teknoloji merkezli bir yapıdan insan ve yönetişim merkezli bir yapıya doğru evrilmiştir. Bu dönüşüm Cohen tarafından üç evre üzerinden açıklanmaktadır: İlk aşama teknoloji şirketlerinin öncülüğünde altyapı ve yönetim sistemlerine odaklanan model (Akıllı Şehir 1.0), ikinci aşama yerel yöneticilerin teknolojik uygulamaları politika düzeyinde benimsediği model (Akıllı Şehir 2.0) ve üçüncü aşama vatandaşların karar süreçlerine katıldığı model (Akıllı Şehir 3.0). Ancak söz konusu evrelerin farklı coğrafyalarda eşzamanlı biçimde görülebileceği belirtilmektedir.
Kavramın dilsel yapısı da önemli bir tartışma alanıdır. “Akıllı” etiketinin çok anlamlılığı, paydaşlar arasında iletişimsel ve kavramsal belirsizliklere yol açmaktadır. Bu durum kavramın teknolojik araç ve markalar üzerinden araçsallaştırılmasına neden olabilmekte, hedeflerin yerine araçların öne çıkmasıyla sonuçlanabilmektedir. Ayrıca “akıllı şehir” etiketinin popülaritesi, kimi zaman kavramın pazarlama amaçlı kullanımını artırmakta ve kavramsal çerçevenin dağılmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle kavramın doğru anlaşılması, stratejilerin ve uygulamaların tutarlılığı açısından kritik önem taşımaktadır.
Akıllı şehirlerin planlaması, yalnızca dijital altyapı yatırımlarına değil, veri-temelli karar alma süreçlerine, katılımcılığa, uzun vadeli stratejilere ve çok paydaşlı yönetişime dayanmalıdır. Planlama süreçlerinde mevcut durum analizleri, ihtiyaç ve talep değerlendirmeleri, paydaş katılımı, teknoloji mimarisi ve bütçe planlaması gibi unsurlar yer almaktadır. Akıllı şehirlerin ölçülmesi ise niceliksel ve niteliksel yöntemlerle yapılmaktadır. ISO 37120, ISO 37122 ve ISO 37123 gibi standartlar, kentlerin sürdürülebilirlik, akıllılık ve dirençlilik düzeylerini değerlendirmek için referans noktaları oluşturmuştur. Niteliksel yaklaşımlarda ise şehirler “erken dönem”, “gelişen”, “uyumlu” ve “optimize” gibi olgunluk seviyeleri üzerinden sınıflandırılmaktadır.
Küresel ölçekte akıllı şehir stratejileri farklı coğrafyalarda farklı önceliklerle şekillenmiştir. Avrupa’da veri paylaşımı, inovasyon ekosistemleri, açık platformlar ve enerji verimliliği öne çıkarken; Asya’da merkezi planlama, dijital altyapı yatırımları ve yasal çerçeveler dikkat çekmektedir. Afrika ve Okyanusya’da altyapı ve kapsayıcılık odaklı yaklaşımlar, Amerika kıtasında ise yönetişim, kamu-özel iş birlikleri ve sürdürülebilirlik temelli uygulamalar belirgindir. Bu stratejik farklılaşma, akıllı şehir politikalarının tek tip değil, bağlama göre şekillenen yapısını ortaya koymaktadır.
Türkiye’de akıllı şehir politikalarının temeli 2000’li yıllardan itibaren çeşitli strateji belgeleriyle atılmıştır. 2014–2018 Onuncu Kalkınma Planı, kentsel hizmetlerde verimlilik, ulaşım ve altyapıda akıllı çözümler ile enerji verimliliği başlıklarını ön plana çıkarmıştır. 2014’te yayımlanan Ulusal Akıllı Ulaşım Sistemleri Strateji Belgesi trafik yönetimi, toplu taşıma entegrasyonu ve sensör tabanlı altyapı uygulamalarına yönelik yol haritaları ortaya koymuştur. 2015–2018 Bilgi Toplumu Stratejisi ise nesnelerin interneti, bulut bilişim ve büyük veri gibi teknolojilere özel vurgu yapmış, dijital altyapının güçlendirilmesine katkı sağlamıştır.
Türkiye’de akıllı şehir alanında ulusal ölçekte kapsamlı ilk stratejik adım, 2019 da yayımlanan 2020–2023 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı ile atılmıştır. Bu belge, akıllı şehir politikalarını ulusal koordinasyon altında birleştiren, paydaş rollerini tanımlayan, olgunluk değerlendirmeleri ile mevcut durumu tespit eden ve veri yönetimine özel vurgu yapan yönüyle dikkat çekmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda yürütülen bu süreçte belediyeler; akıllı ulaşım, enerji izleme, atık yönetimi, park çözümleri, açık veri portalları ve e-belediye hizmetleri gibi farklı uygulama alanlarında projeler geliştirdi. Bu süreçte şehirlerin mevcut durumlarının tespiti amacıyla ulusal ölçekte Akıllı Şehir Olgunluk Değerlendirmesi gerçekleştirilmiş, yerel yönetimlerin kurumsal kapasiteleri incelenmiş ve ulusal mimariye uyumlu uygulamaların geliştirilmesi hedeflenmiştir.
Bu yaklaşım On İkinci Kalkınma Planı (2024–2028) ile güçlendirilmiş; akıllı şehir uygulamalarına ilişkin politika maddeleri resmi olarak plan metnine dahil edilmiştir. Plan’da yer alan, “yerel yönetimlerin akıllı şehir uygulamalarının yerel ihtiyaçlara göre belirlenen öncelikler ve geliştirilen standartlar çerçevesinde gerçekleştirileceğini, uygulamalarda yerli ürünlerin kullanımının yaygınlaştırılacağını” belirtmektedir. Aynı maddede yerel yönetimlerin bu alandaki kapasitesinin artırılması ve standartlaşmanın güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Bunun yanı sıra üç boyutlu şehir modelleri, konum hassasiyet sistemleri, veri paylaşımı ve dijital kadastro çalışmaları gibi akıllı şehir altyapısını destekleyen düzenlemeler de plana dâhil edilmiştir.
Günümüzde Türkiye’de akıllı şehir yaklaşımı; ulaşım, çevre, enerji yönetimi, afet risk azaltımı, veri tabanlı yönetişim ve katılımcı belediyecilik gibi çok çeşitli uygulama alanlarına yayılmış durumdadır. Akıllı şehir yaklaşımı, yalnızca dijital altyapıları değil; sürdürülebilirlik, afet dayanıklılığı, çevresel performans, kapsayıcılık ve yaşam kalitesi gibi daha geniş kapsamlı hedefleri içermektedir.
Sonuç olarak akıllı şehir kavramı, küresel kentleşme eğilimleri ve çevresel riskler karşısında şehirlerin yeniden düşünülmesini gerektiren çok boyutlu bir dönüşüm yaklaşımıdır. Türkiye’de bu alanda hem ulusal stratejik belgeler hem de kalkınma planları yoluyla kurumsal bir çerçeve oluşturulmuş, yerel yönetimlerin uygulama kapasitesinin artırılması ve ulusal standartlaşmanın sağlanması yönünde çalışmalar yürütülmüştür.
Kaynak: Sanayi Gazetesi