Bizi Takip Edin
movenpick

Makaleler

Avrupa Birliği perspektifinden sağlık sektörünün geleceği: Dijital sağlık

Dijital sağlık terimi, e-sağlık, mobil sağlık, tele-sağlık, elektronik sağlık kayıtları, uzaktan izleme, nesnelerin interneti ile birbirine bağlı cihazlar, dijital terapötikler ve daha fazlasını kapsar.

Yayınlandı

Tarih

Dijital sağlık terimi, e-sağlık, mobil sağlık, tele-sağlık, elektronik sağlık kayıtları, uzaktan izleme, nesnelerin interneti ile birbirine bağlı cihazlar, dijital terapötikler ve daha fazlasını kapsar. Dijital sağlık, sağlık hizmetlerini iyileştirmek için verileri, yapay zekâyı (AI) ve alt bileşeni olan makine öğrenimini kullanmak anlamına gelir.

Dijital sağlığın birçok biçimi, örneğin sağlık hizmetlerinin sürdürülmesine olanak tanıyan telesağlık, hastalık izlemi ve ilaç tedarik zincirlerini destekleyen mekanizmalar olarak COVID-19 krizi sırasında değerini kanıtlamıştır. Ancak bunlar dijital sağlık potansiyelinin yalnızca bir kısmını temsil etmektedir. Sistem genelinde dijitalleşme, ihtiyacımız olan entegre, insan merkezli, sonuç odaklı sağlık sistemlerini güçlendirerek gelecekteki tüm sağlık hizmetlerinde devrim yaratacaktır.

Dijital sağlık;

Hastaların, sağlık hizmeti sunucularının ve halkın sağlık hizmetlerine katılımını ve araştırmacılarla daha iyi ilişki kurmasına, hastaların kendi sağlıklarını daha iyi yönetmesine,

İş gücünü daha iyi yönetmesine, hasta bakımı hakkında daha iyi ve daha hızlı kararlar almasına,

Reklam

Kaynakları daha verimli bir şekilde tahsis etmesine yardımcı olmasına,

İnsanların ihtiyaçlarını karşılayan yenilikçi tedaviler sunmasına ve sağlık sistemleri genelinde değer üretmesine,

Sağlık sistemlerinin izlenmesine, öğrenmesine ve uyum sağlamasına yardımcı olacak ve onları daha dayanıklı hale getirecektir.  

İlaç sektöründe ve bir bütün olarak sağlık sektöründe dijitalleşme güçlü bir şekilde desteklenmelidir.  2020 dönemi Avrupa Sağlık ve Gıda Güvenliği Komiseri Stella Kyriakides’e göre “Dijital araçların, sağlık sistemlerinin kapasitesini ve verimliliğini, ayrıca bireylerin sağlığını ve refahını önemli ölçüde artırabileceği açıktır.

Dijital araçlar hastaları da güçlendirebilir. Dijital dönüşüm, Avrupa ülkelerinin pandemiden kurtulmasına yardımcı olmak, daha güçlü ve daha dayanıklı sağlık sistemleri oluşturmak, AB tıp endüstrisinde uzun vadeli rekabet edebilirliği ve inovasyonu desteklemek için çok önemlidir.”.  

Reklam

Sağlık sektöründeki dijitalleşme, veri eksikliğinden değil, birlikte çalışamama eksikliğinden sekteye uğramaktadır. Aslında, sağlık sistemleri elektronik sağlık kayıtları (bunların bulunduğu yerlerde), hastalık kayıtları, ruhsatlandırma sonrası ilaç gözetim sistemleri, geri ödeme sistemleri, mobil sağlık uygulamaları ve diğer giyilebilir teknolojiler gibi çeşitli kaynaklardan çok büyük miktarda veri üretir. Bununla birlikte, çoğu sağlık verisi işe yaramaz – yaklaşık %80’i kullanılmadan kalır. Kullanılabileceği yerlerde, kullanımı genellikle tek bir amaç ile sınırlıdır, dolayısıyla potansiyeli yeterince gerçekleşmez. Bu durum kısmen, üstesinden gelinebilecek iyi bilinen aşağıdaki teknik sorunlardan kaynaklanmaktadır:  

Veri toplama sistemleri genellikle birlikte çalışamaz, yani birbirleriyle “konuşamazlar”. COVID-19 salgını bunu açıkça vurguladı, çünkü çoğu durumda veri toplama ve sınıflandırmadaki farklılıklar nedeniyle AB ülkeleri arasındaki ölüm sayılarını karşılaştırmak bile mümkün değildir.

Veri, kalitesi bakımından farklılık göstermektedir.

Özellikle sınır ötesi ve AB düzeyinde veri paylaşımı için uygun altyapı ve yasal çerçeve eksikliği mevcuttur.    

Daha da temel olarak, verilere sahip olan veya verileri kontrol eden kuruluşlar şu anda bunları paylaşmaya teşvik edilmemektedir ve ilgili veri paylaşımı düzenlemeleri belirsiz veya engelleyici durumdadır. Örneğin, AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR)’nün değişken yorumları, bazıları dijital sağlık hizmetlerini destekleyen (Örneğin, Estonya) ve diğerleri daha büyük engeller oluşturan (Örneğin, Almanya) farklı düzenleyici etkilere neden olmaktadır.

Reklam

Ayrıca, birçok sistem sağlık bakımı tüketimi ve faaliyetleri hakkında veri kaydederken, sağlık sistemleri arasında karşılaştırılabilecek kapsamlı sağlık sonuçları ölçümü eksikliği vardır.     Dijital dönüşüm, AB bölgesinde siyasi liderliğe ve hastalar, halk, sağlık işgücü ve teknik uzmanlar arasında işbirliğine ihtiyaç duymaktadır. Avrupa İlaç Endüstrileri ve Dernekleri Federasyonu, kısa adıyla EFPIA, Avrupa Komisyonu’nun tüm sektörlerde dijital ekonomi ve veri ekonomisinin değerini ortaya çıkaran bir AB politika ortamı yaratma çabalarını takdir etmektedir. Avrupa İlaç Endüstrileri ve Dernekleri Federasyonu, 1978’de kurulmuş ve Avrupa’da faaliyet gösteren araştırmaya dayalı ilaç endüstrisini temsil eden Brüksel merkezli bir ticaret birliği ve lobi kuruluşudur. EFPIA, Avrupa’da faaliyet gösteren biyofarmasötik endüstrisini temsil eder. 36 ulusal derneğe, 39 lider ilaç şirketine ve sayıları giderek artan küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler)’in doğrudan üyeliğiyle her geçen gün genişlemektedir.    

İki öncelik nettir: sağlık verilerinin hasta bakımını, sağlık sistemlerini ve araştırmayı iyileştirmek için büyük bir potansiyeli vardır ve kaçırmayı göze alamayacağımız bir fırsat sunar, ancak farklı amaçlar için kullanılabilirliğini sağlamak, mahremiyet ve güvenliğin yanı sıra kaliteyi sağlamak için uygun altyapılara ve hesap verebilirlik içeren net bir yönetime ihtiyaç vardır. Sağlık hizmeti kararları kritik olabilir ve Avrupa vatandaşları verilerinin güvende olduğunu ve olumlu bir sağlık hizmeti niyetiyle kullanıldığını hissetmelidir. Gerçekten de AB vatandaşları genel olarak dijital sağlığı desteklemektedir ve %80’i gizlilik ve güvenlik sağlandığı takdirde sağlık verilerini paylaşmayı kabul etmektedir.

Bu nedenle, Avrupa’nın dijital sağlık için amaca uygun ve tüm taraflarca güvenilen yasal ve etik bir yönetişim çerçevesine ihtiyacı vardır. Birey ve sağlık sistemi için faydalar ile güvenlik ve veri koruma arasında bir denge kurulmalıdır. EFPIA, bunu geliştirmek için tüm paydaşlarla birlikte çalışmaya kararlıdır ve bu amaçla özel tavsiyeler yayınlamıştır:    

Kapsayıcı ilkeler insan odaklılık ve toplumsal fayda olmalıdır: eğer vatandaşlar kendi verilerine sahip olurlar ve bunları kontrol ederlerse ve sağlık aktörleri sağlık sonuçlarını iyileştirmeye teşvik edilirse veri paylaşımı normalleşecektir. GDPR mevzuatı zaten yönetişim çerçevesini sağlamaktadır, ancak uygulama mekanizmaları eksiktir.  

Vatandaşların verilerine erişimi olmalı ve kontrolü elinde tutmalıdır. Verilerinin hangi amaçlarla kullanılacağını seçmekte özgür olmalıdırlar; sağlık ve araştırma alanındaki potansiyel alıcılar, devam eden incelemeye tabi olarak yetkilendirilmelidir. Veri paylaşımı onayının, bilimsel araştırma amacıyla yeniden kullanım için kapsamlı bir onaya dayalı olarak, devre dışı bırakma seçeneğiyle birlikte AB genelinde uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.  

Reklam

Yönetişim çerçevesi, verilerin araştırma ve politika oluşturma amaçları (ikincil kullanımlar) ve sağlık hizmetleri (birincil kullanım) için kullanımını desteklemelidir. Bu konudaki kuralların netleştirilmesi ve uyumlaştırılması gereklidir. Ayrıca, veri yönetişim gereksinimlerinin, verilerin amaçlanan kullanımıyla ilişkili riskle orantılı olması gerektiğine inanılmaktadır. Google’a göre veri yönetişimi, verilerin güvenli, gizli, doğru, kullanılabilir ve kullanılabilir olmasını sağlamak için yapılan her şeydir. İnsanların yapması gereken eylemleri, izlemeleri gereken süreçleri ve bunları veri yaşam döngüsü boyunca destekleyen teknolojiyi içerir. Veri yönetişimi, verilerin nasıl toplandığı, depolandığı, işlendiği ve imha edildiğine ilişkin geçerli olan iç standartların (veri ilkelerinin) belirlenmesi anlamına gelir. Hangi tür verilere kimin erişebileceğini ve ne tür verilerin yönetişim altında olduğunu gösterir. Veri yönetişimi, sektör birlikleri, devlet kurumları ve diğer paydaşlar tarafından belirlenen dış standartlara uymayı da içerir.  

Genel olarak, Avrupa Açık Bilim Bulutu (the European Open Science Cloud)’nun temelini oluşturan yol gösterici ilkeleri, yani verilerin “mümkün olduğunca açık ve gerektiği kadar kapalı” ve bulunabilir, erişilebilir, birlikte çalışabilir ve yeniden kullanılabilir olması gerekmektedir. Yapay zekâ, insanları sağlıklı tutmak, bakımı iyileştirmek, hayat kurtarmak ve sağlık sistemlerinde mali tasarruf yapmak için önemli fırsatlar getirebilir.    

EFPIA, yapay zekâ destekli çözümlerin hastalara, sağlık uzmanlarına ve sağlık sistemlerine getirebileceği faydaları tamamen benimsemektedir. EFPIA vizyonu, hasta güvenliğini ve mahremiyetini korurken, hastaları daha verimli bir şekilde tanımlamak, tedavi etmek ve bakımını yapmak için yeni tedaviler ve yaklaşımlar geliştirme potansiyelini en üst düzeye çıkarmaktır. Ancak mevcut düzenlemeler, çerçeveler ve en iyi uygulamalardaki potansiyel veya öngörülemeyen boşlukları belirlemek ve ele almak için daha fazla işbirliğine ihtiyaç vardır.

EFPIA, “EFPIA Pozisyon Belgesi”nde yapay zekâ yasal çerçevesinin tasarlanmasına rehberlik edecek ilkeler ve öneriler yayınlamıştır. Yapay zekâ (AI) destekli çözümler, sağlık hizmeti ekosistemini geliştirme potansiyeline sahiptir. EFPIA’nın vizyonu, hasta güvenliğini ve mahremiyetini korurken hastaları daha verimli bir şekilde tanımlamak, tedavi etmek ve bakımını yapmak için yeni terapiler ve yaklaşımlar geliştirmek için AI kullanma potansiyelini en üst düzeye çıkarmaktır. EFPIA, yüksek sağlık standartlarını ve hasta güvenliğini garanti ederken yeniliği teşvik etmelerini sağlamak için yapay zekâ hakkında önerilerde bulunan devam eden politika tartışmalarına girmiştir. EFPIA Pozisyon Belgesi, yapay zekâ üzerine bir yasal çerçeve geliştirirken yasa koyucular ve düzenleyiciler tarafından dikkate alınacak kilit alanları içermektedir. Pozisyon belgesinde yer verilen hususlar şöyledir:    

Yapay zekâ ile ilgili kurallar yeterli, uygun, açık ve tutarlı olmalı ve AB genelinde uyumlu yaklaşımı teşvik etmelidir.  

Reklam

Yapay zekâ okuryazarlığı ve yetkinlik geliştirme etkin bir hale getirilmelidir. Yapay zekâ okuryazarlığı, yapay zekânın ne olduğu, yapay zekânın nasıl çalıştığı ve tüm mesleklerde gelecekteki uygulama potansiyeline ek olarak şu anda günlük hayatımızda nasıl bir rol oynadığı hakkında temel bir anlayış sunar. Yapay zeka okuryazarlığının amacı, yapay zeka hakkındaki yanlış anlamaları ortadan kaldırmak ve topluluğun tüm üyelerinin, yapay zekânın yaygın olacağı değişen bir dünyaya daha iyi uyum sağlayarak daha fazla öğrenmeyi sürdürmek için gereken temel becerilerle donanmış olduğu her şey dahil bir ekosistem oluşturmaktır.   Yüksek kaliteli verilere erişim yapay zekâ için kritik öneme sahiptir.  

Veri yönetimi elzemdir. GDPR, bireylerin verilerinin nasıl kullanıldığı konusunda daha iyi bilgilendirilme hakları da dahil olmak üzere kişisel verilerin korunmasını standartlaştırmayı ve güçlendirmeyi amaçlar. Ayrıca, sağlık profesyonelleri ve bu tür verileri kullanan şirketler için ihlaller için katı cezalarla açık sorumluluklar ve yükümlülükler ortaya koymaktadır. GDPR gereklilikleri ve kavramları, yerel ve kurumsal düzenlemeler ile etik denetim, yapay zekâda yeniliği destekleyeceklerse daha fazla açıklama gerektirebilir. Ayrıca, AB genelinde bilimsel araştırmalarla ilgili GDPR ve diğer mevzuatın aşama aşama uygulanmasını ele almak önemli olacaktır. Verilerin güvenli ve etik bir yönetişim çerçevesinde yönetilmesi ve analiz edilmesi sağlanmalıdır. Yapay zekâ destekli karar verme sürecine insan katılımı, uygun denetimin iş süreçlerine entegre edilmesini sağlar.  

Şeffaflık. İlaç endüstrisi, endüstrinin çeşitli yönlerine şeffaflığı çoktan yerleştirmiştir. Yapay zeka tanı araçları ve diğer hastayla yüz yüze olan araçlar, fonksiyonları/eğitimleri konusunda bir dereceye kadar şeffaf olmalıdır (veya sağlamlık açısından bağımsız olarak test edilmelidir), tescilli dahili Ar-Ge araçları olması durumunda, bunlardan elde edilen içgörüler doğrulanacağından farklı yaklaşımlar uygulanmalıdır. Yapay Sinir Ağları (ANNs) gibi şeffaflığın daha zor olduğu yerlerde, şeffaflığın bu bağlamda daha iyi tanımlanması gerekecektir. EFPIA, bir güven ortamı oluşturmanın anahtarı olan denetim mekanizmaları da dahil olmak üzere, yapay zekanın ve temel alınan veri kümelerinin yeterli yorumlanabilirliğine veya açıklanabilirliğine izin veren şeffaflık düzeylerinin tanımlanmasını önerir. Hem modeli eğitmek için kullanılan veri setlerinin hem de modeli oluşturmak için kullanılan kodun kontrolü ve saklanması şeffaflığa yardımcı olacaktır. Ayrıca, gerekli veri setlerinin ve yapay zekâ çözümlerinin oluşturulmasını teşvik etmeye yönelik gereken yatırımların yeterince teşvik edilmesini sağlamak için şeffaflık gereksinimlerinin dikkatli bir şekilde dengelenmesi de önemlidir.  

Yapay zekâ üzerindeki Fikri Mülkiyet (IP) koruması, etkili ve öngörülebilir olmalıdır. Patentler de dahil olmak üzere etkili ve öngörülebilir IP koruması, yapay zeka dahil olmak üzere biyofarmasötik inovasyonu geliştirmek için esastır. Patentler de dahil olmak üzere fikri mülkiyet korumaları, önemli koruyucu ve tedavi edici araçlara yapılan bu önemli yatırımları yönlendiren ve sürdüren teşvikler sağlar, böylece bunlara ihtiyacı olan hastalara sunulabilirler. Daha da önemlisi, patentler, patent sisteminin şeffaflık gereklilikleri nedeniyle bilgi paylaşımını da teşvik eder.

Liderlik ve koordinasyon. Özel sektör, yapay zekâ tabanlı sistemlerin yenilikçi kullanımlarını keşfedebilir ve sağlık sistemi için değer yaratmayı göstererek, sürdürülebilirliğini ve Avrupa ekonomisine değer yaratmayı destekleyerek kamu veri tartışmasını bilgilendirebilir. Kamu sektörünün, katılım için doğru çerçevenin, bunu kaldıracak beceriler ve altyapının mevcut olduğundan emin olması gerekecek ve altyapıya yaptığı yatırımla eğitim sistemleri, beceriye dayalı işgücü ve yetenekler sayesinde önemli bir insan sermayesi gerektirecektir. Avrupa Komisyonu, bu ekosistemin iyi bir şekilde koordine edilmesini ve Koordinasyon Planı’nın üye devletlerle yapay zeka üzerindeki etkisinin, parçalarının toplamından daha büyük olmasını, diğer bir ifadeyle sinerji oluşturmasını, sağlamalıdır.

Reklam

EFPIA, yapay zekâ konusunda Yüksek Düzeyli Uzman Grubu gibi uzman gruplarının kurulmasını memnuniyetle karşılamaktadır ve ulusal ve AB düzeyi arasında tamamlayıcılığı ve sinerjiyi teşvik eden kılavuz ilkelerin daha da geliştirilmesi için çağrıda bulunmaktadır. Koordinasyon Planı’nın, özellikle uluslararası bir perspektiften özel yatırımları çekmek için hızlandırıcı, netlik kazandıran, AB Yapay Zekâ ekosistemi geliştirmeyi çekici hale getiren özellikleri bulunmaktadır. AB Yapay Zekâ ekosisteminin doğru altyapı ve becerilere sahip olması için kamu sektörü tarafından yapay zekânın benimsenmesinin sağlaması, erişimin güvence altına alınması ve özel yatırım için veri kullanımının sağlanması, doğru kolaylaştırıcılar ve teşviklerin sunulması gerekmektedir.     

EFPIA, bahsedilenlerin yanında, sağlık sektörü ve genel nüfus içindeki veri ve dijital okuryazarlık politikaları, devlet destekli yatırım programları, kamu sağlık hizmetleri arasında çekici “eşit” ortaklıklar dahil olmak üzere sağlık hizmetlerinde yapay zeka için gerçek bir mükemmelliyet merkezinin geliştirilmesine yönelik AB planlarının daha fazla detaylandırılmasını teşvik etmektedir. Özetle, dijitalleşmenin bir sonucu olarak dijital sağlığın sağlık sektörü ve ilişkili alt sektörü olan ilaç sektöründeki önemi verilmiş, ardından Avrupa Birliği ile Avrupa İlaç Endüstrileri ve Dernekleri Federasyonu (EFPIA) perspektifinden dijital sağlık ve içerisinde önemli bir yere sahip yapay zekâ ele alınmıştır. Faydalı olması ve farkındalık oluşturması dileğiyle…

Bilimle ve teknolojiyle kalınız.

Yararlanılan Kaynaklar EFPIA, https://www.efpia.eu/about-us/who-we-are/ EFPIA, https://www.efpia.eu/media/636465/its-time-to-power-up-health-systems.pdf EFPIA, https://www.efpia.eu/media/580528/efpia-position-on-ai.pdf Data Governance, https://cloud.google.com/learn/what-is-data-governance AI Literacy, http://aicoe.ai/ai-literacy-program/

Reklam
Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Makaleler

OSB’lerde bedelsiz parsel tahsisleri

Yayınlandı

Tarih

4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu (OSBK)’na, 18/6/2017 tarihli, 7033 sayılı Kanun ile eklenen Ek 3’üncü madde uyarınca; Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenen il ve ilçelerdeki OSB’lerde yer alan parseller tamamen veya kısmen bedelsiz tahsis edilebilir. Buna ilişkin uygulamanın süresi, 14/5/2018 tarihli, 2018/11773 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile üç yıl olarak belirlenmişken; 1/6/2021 tarihli, 4051 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 2024 yılı sonuna kadar uzatılmıştır.

1/11/2018 tarihli ve 300 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile de bedelsiz tahsise ilişkin kademelendirmeye son şekli verilmiştir. Anılan Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca; organize sanayi bölgelerinde yer alan parsellerin;

  1. a)   Birinci kademe gelişmiş ilçelerde indirimsiz,
  2. b)    İkinci kademe gelişmiş ilçelerde % 60 indirimli,
  3. c)    Üçüncü kademe gelişmiş ilçelerde % 80 indirimli,

ç) Dördüncü, beşinci ve altıncı kademe gelişmiş ilçelerde % 100 indirimli,

olarak tahsis edilmesi kararlaştırılmıştır.

Örneğin; beşinci kademe ilçeler arasında sayılan Kırıkkale’nin Keskin ilçesindeki OSB’de yer alan sanayi parselleri, tamamen bedelsiz olarak tahsis edilebilir. Buna karşılık, üçüncü kademede yer alan Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesindeki OSB’de, sanayi parselleri %80’i bedelsiz, % 20’si de bedelli olmak üzere kısmen bedelsiz olarak tahsis edilebilir.

Böylece, OSBK’nın Ek 3’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, Bakanlık kredisi kullanan OSB’lerin mülkiyetindeki tahsis edilmemiş parseller, OSB müteşebbis heyeti veya genel kurulunca karar alınması halinde, en az on kişilik istihdam öngören yatırımlara girişen gerçek veya tüzel kişilere, bedeli Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından OSB’ye verilen kredilerden mahsup edilmek üzere, tamamen veya kısmen bedelsiz olarak tahsis edilebilir. Ancak, en az on kişilik istihdam şartı Tarıma Dayalı İhtisas OSB’lerde aranmaz.

Reklam

OSBK bu konuda ayrıca çıkarılacak yönetmelikle belirlenen şartları taşıma koşulu da getirmiştir. OSBK’nın Ek 3’üncü maddesinin öngördüğü istihdam sayısını sağlayacak yatırımlar için başvuru koşulları, tahsislerde öncelik sırası, taahhütname alınması, yatırım koşulları, mücbir sebepler, borçlardan mahsup işlemleri, ödemelerin durdurulması, ödemeye esas parsel bedellerinin tespiti, tapu kaydına konulacak şerh ve yatırımların denetlenmesi ile devredilen taşınmazların geri alınmasına ilişkin hükümler de, Organize Sanayi Bölgelerinde Yer Alan Parsellerin Tamamen Veya Kısmen Bedelsiz Tahsisine Dair Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Bu itibarla, OSBK’nın Ek 3’üncü maddesi ile anılan Yönetmeliğin 8’inci maddesini birlikte dikkate alındığında; bedelsiz parsel tahsisi için başvuran gerçek veya tüzel kişilerin;

– 5.000 m2’ye kadar olan parsel için en az 10,

– 5.000 m2’den büyük olup 10.000 m2’ye kadar olan parsel için en az 20,

– 10.000 m2’den büyük olup 20.000 m2’ye kadar olan parsel için en az 30

– ve 20.000 m2’den büyük parsel için ise en az 50

Reklam

kişilik istihdam taahhüt etmesi gerekir.

Her ne kadar OSBK’nın Ek 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında;

– “Bakanlık kredisi kullanmamış ya da kredi borcunu ödemiş olan OSB’lerden de yetkili organlarının karar almaları hâlinde, en az on kişilik istihdam öngören yatırımlara girişen gerçek veya tüzel kişilere, çıkarılacak yönetmelikte belirlenen şartları taşımaları kaydıyla, tamamen veya kısmen bedelsiz olarak parsel tahsisi yapılabilir. Bu durumda tahsis edilen parsel bedeli, OSB tüzel kişiliğine Bakanlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten ödenir. Ödemeye esas parselin bedeli, Bakanlıkça her OSB için tespit edilecek yılı metrekare fiyatı üzerinden hesaplanır.” hükmüne yer verilerek, Bakanlığa kredi borcu bulunmayan OSB’lerde de kısmen veya tamamen bedelsiz parsel tahsisine imkan tanınmış ise de;  

– 1/11/2018 tarihli ve 300 sayılı Cumhurbaşkanı Kararında “Ayrıca 12/4/2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun ek 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen Organize Sanayi Bölgelerine birinci kademe uygulanır.” denildiğinden dolayı, bulunduğu kademe ne olursa olsun, Bakanlık kredisi kullanmamış veya kredi borcunu ödemiş olan OSB’lerde, 2 Kasım 2018 tarihinden itibaren kısmen (% 60 veya % 80 indirimli) veya tamamen bedelsiz (%100 indirimli) parsel tahsisi mümkün değildir.

Yasa ve Yönetmelik hükümlerine rağmen, kısmen veya tamamen bedelsiz parsel tahsis edilen gerçek veya tüzel kişinin şartlara uymaması olumsuz birtakım sonuçlar doğurur. Şöyle ki,  yatırımcının OSBK’nın Ek 3’üncü maddesinde belirlenen şartlara uymadığının veya mücbir sebepler hariç öngörülen sürede yatırımın tamamlanmadığının tespiti hâlinde, herhangi bir yargı kararı aranmaksızın parsel tahsisi iptal edilir. Bu durumda taşınmazın üzerindeki tüm yapı ve tesisler sağlam ve işler durumda tazminat veya bedel ödenmeksizin OSB tüzel kişiliğine intikal eder, bundan dolayı adına tahsis yapılan kişiler veya üçüncü kişilerce herhangi bir hak ve talepte bulunulamaz. Ancak öngörülen sürede yatırımın en az %50’sinin gerçekleştirilmesi hâlinde, yatırımın bedeli, yeni yatırımcı tarafından önceki yatırımcıya ödenir. Bu ödeme, organize sanayi bölgesi tüzel kişiliğince sağlanır.

Reklam
Okumaya Devam Et

Makaleler

SİNAN PEKŞEN: OYUNU KULUÇKAYA ALACAK

Hacettepe Teknokent Genel Müdürü Sinan Pekşen, Teknopark Dergisi’nin 10. sayısına konuştu. Pekşen, “Oyun girişimcileri için ön kuluçka ve kuluçka merkezimizi büyütmek arzusundayız. Sadece oyun girişimcilerinden oluşan bir oyun kuluçka merkezi açmak için çalışmalara başladık. Oyun firmalarına teknokentimizde daha fazla alan ve imkân sağlamak üzere araştırma ve çalışmalara devam ediyoruz” dedi.

Yayınlandı

Tarih

Hacettepe Teknokent, 2003 yılından bu yana edindiği bilgi birikimi ve Hacettepe Üniversitesi’nin ana kurucu ortaklığından aldığı güçle, Türkiye’nin ilk teknokentleri arasında öncü kimliği ile yer alıyor. Türkiye’nin tekno girişimcilik ekosistemini geliştirmek için girişimcilerin her zaman yanında olan Teknokent, yerli ve milli üretimi teşvik etmeyi, Türkiye’nin adını dünyada duyuracak AR-GE süreçlerine destek olmanın yanı sıra çıkan ürünlerin ticarileşmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Hacettepe Teknokent Genel Müdürü Sinan Pekşen, bölge olarak teknoloji odaklı yerli, milli ürün ve markaların sayısının artmasına odaklandıklarını söyledi. Teknokentte sayıları giderek artan oyun firmaları arasında bir diyalog platformu kurduklarını anlatan Pekşen, “Oyun girişimcileri için ön kuluçka ve kuluçka merkezimizi büyütmek arzusundayız. Sadece oyun girişimcilerinden oluşan bir oyun kuluçka merkezi açmak için çalışmalara başladık. Oyun firmalarına teknokentimizde daha fazla alan ve imkân sağlamak üzere araştırma ve çalışmalara devam ediyoruz” dedi.

SİNAN PEKŞEN

Hacettepe Teknokent hakkında sizden genel bir bilgi alabilir miyiz?

Reklam

Hacettepe Teknokent, 2003 yılında faaliyete başlamış ve o tarihten günümüze ülkemizin en çok tercih edilen teknoloji geliştirme alanlarından biri olma başarısını yakalamıştır. Yılların tecrübesi ile Türkiye’nin teknoloji ve inovasyon ekosistemini geliştirmek için farklı sektörlerden pek çok girişimcimizin yanında olduk. Bilime ve teknolojiye katkıda bulunmak, ulusal üretimi teşvik etmek, ülkemizin adını dünyada duyuracak Ar-Ge süreçlerine destek olmanın yanı sıra, çıkan ürünlerin ticarileşmesine katkı sağlamak için büyük bir gayret ve özveri ile çalışmayı bugün de sürdürüyoruz.

Hacettepe Teknokent, yaklaşık 702.240 m²’si açık, 75 bin m²’si ise kapalı olmak üzere, Ar-Ge firmalarına toplamda 63.5 bin m²‘lik kiralanabilir yatırım alanı sunmaktadır. 11 binada güncel verilere göre 289 firma, alanında uzman 5000’e yakın çalışan, devam eden 568 Ar-Ge projesi, yeni girişimlerin desteklendiği ön kuluçka ve kuluçka merkezi, prototip atölyesi, pek çok başarılı çalışmaya imza atan Teknoloji Transfer Merkezi (TTM) ile Türkiye’nin en köklü teknokentleri arasında olmanın gururunu yaşıyoruz.

Hacettepe Teknokent şu anda yüzde yüz doluluk oranına sahip olmakla birlikte, sırada bekleyen yüzün üzerinde girişim ve firma var. Mevcut olanaklar içinde tüm talepleri karşılamaya ve çözüm üretmeye gayret ediyoruz. Bu arada önümüzdeki süreçte Hacettepe TGB alanı içerisinde yeni binalar yapmayı, sosyal alanları artırmayı da arzu ediyoruz.

Önemli bir başarımızdan bahsetmek isterim. Türkiye’deki tüm teknokentlerin belirlenen başarı kriterlerine göre sıralandığı endekste, Hacettepe Teknokent bir önceki yıla büyük bir sıçrama göstererek bu yıl 10’uncu sırada yer aldı.  Geçen yıl pandemi nedeniyle yapılamayan, bir önce yılda ise 16’ıncı sırada yer alan Hacettepe Teknokent, 6 sıra birden yükselerek ilk 10’a girmeyi başardı.  Hacettepe Teknokent Ankara’da ise 3’üncü sıraya yükselerek önemli bir başarı elde etti.

Teknokent olarak hangi alanlara yoğunlaşıyorsunuz?

Reklam

Hacettepe Teknokent’i özel kılan etmenlerin başında kuşkusuz, dünyada sayılı üniversiteler arasında yer almamız, üniversitenin desteğini arkamızda görmek, akademik bilgi ve birikiminden faydalanmak, oldukça önemli. Bu konuda oldukça şanslıyız; Değerli Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran başta olmak üzere Yönetim Kurulumuzun tüm saygın üyeleri ve Hacettepe Üniversitesi’nin akademisyenlerinin olağanüstü ilgisi, desteği ve olumlu yaklaşımları ile hızla ve etkin bir biçimde büyüme ve gelişme sürecimizi ilk günkü heyecanla sürdürüyoruz. Hacettepe Teknokent’te farklı sektörlerde 289 firma yer alıyor. En fazla firmamızın bulunduğu sektör yazılım ve bilgisayar iletişim teknolojileri. Ardından savunma sanayi geliyor.  Sağlık, medikal ve ilaç sektörü de yine önemli sektörlerimiz arasında.

Oyun sektörü de son bir yılda büyüyen sektörlerimizden birisi. Şu anda Hacettepe Teknokent bünyesinde oyun sektöründe faaliyet gösteren 16 ekip yer alıyor.  Bunlardan birkaçı dünya çapında kendini kanıtlamış oyun şirketleri iken, bazıları ise henüz yolun başında, genç girişimcilerden oluşuyor. Oyun sektörü ile birlikte simülasyon ve siber güvenlik alanında faaliyet gösteren toplam 30 firmamız bulunuyor. Bunlardan biri de Picus Security. Geçtiğimiz günlerde 24 milyon dolar yatırım alan Picus, bu yatırımla milletlerarası pazarlardaki genişlemesini hızlandıracak.

Hacettepe Teknokent bünyesinde şu anda aktif olarak 568 Ar-Ge projesi yürütülüyor. Bu projelerin yüzde 70-80’i inovatif ürün ve hizmet geliştirme süreçlerinden oluşuyor.  Örneğin binlerce kurum veya kişinin manuel olarak hazırladığı formların, dijital ortamda sayısız seçenekle hazırlanmasını sağlayan Jotform’un yaptığı iş, Hacettepe Teknokent’teki önemli inovatif faaliyetlerden biri. Hemen hemen her yıl ürününü geliştirerek, şu anda dünyada 10 milyon kullanıcıya ulaşmış durumda Jotform.  Senyorapp ise yaşlı bireylerin günümüzün hızla değişen dijital dünyasına adapte olmasını sağlayan bir mobil uygulama ve henüz çok yeni olan bu proje de Hacettepe Teknokent’te doğup büyüyen inovasyon faaliyetlerine çok güzel bir örnek. Kuluçka firmalarımızdan Venüs Robotik Medikal ve Protez A.Ş.’in geliştirdiği proje ile engelli bireyler gündelik hayatımızda yaptığımız en temel ve basit hareketleri kolaylıkla yapabilecekler.

Oyun sektörünün gelişmesi için yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Reklam

Türkiye oyun sektörünün hız kazanması ile irili ufaklı pek çok farklı başarıya imza atan genç girişimcilerin kurduğu firmalar ortaya çıkmaya başladı. Örneğin Hacettepe Teknokent bünyesinde bulunan Loop Games firması, 2021 yılında büyük bir çıkış yaptı. Türkiye’de geliştirilen bu oyunlar küresel pazara hitap etmeye, dünya sıralamalarında üst sıralara yükselmeye başladı.

Hacettepe Teknokent bünyesinde şu anda 16 oyun firmamız var. Bu sayı bir yıl önce 5 idi. Bize başvuru yapan oyun firmalarının sayısı da her geçen gün artıyor. Yüzde yüz doluluk oranına sahip olduğumuz için henüz şirketleşmemiş girişimleri ön kuluçkadan, yeni kurulmuş bir girişim ise de kuluçka merkezimiz bünyesinden ekosistemimize katıyoruz. İmkanlarımız el verdiğinde ihtiyaç duydukları daha büyük ofis alanlarını kendilerine sunmaya çalışıyoruz. 2022 yılında sadece oyun girişimcilerinden oluşan bir oyun kuluçka merkezi açmak için çalışmalarımız sürüyor. Önümüzdeki süreçte stratejik bir vizyon ile, Hacettepe Teknokent olarak oyun sektöründe daha önde olmayı planlıyoruz.

Türkiye’nin oyun sektöründe daha çok söz sahibi olabilmesi gözlemlediğiniz konu başlıkları nelerdir?

Oyun sektörünün daha da fazla gelişmesi için gözlemlediğimiz bazı konu başlıkları var. En başta gelen konu nitelikli insan gücü, bir diğeri reklam ve pazarlama ihtiyacı ve firmaların gelir elde edene kadar ihtiyaç duyduğu finansman ile çoğunlukla reklam ve pazarlama için ihtiyaç duydukları yatırımcı arayışları.

Reklam

Nitelikli insan gücü yetiştirmek için en önemli görev üniversitelere düşmekte. Hacettepe Üniversitesi Bilişim Enstitüsü bünyesinde de Bilgisayar Animasyonu ve Oyun Teknolojileri Yüksek Lisans programları bulunmakta. Başarılı oyun girişimlerinin bilgisayar, yazılım mühendisliği veya farklı disiplinlerden öğrenci alan bu programlardan eğitim aldığını biliyoruz.  Benzer şekilde devlet ve vakıf üniversitelerinde açılacak lisans ve yüksek lisans programları, ihtiyaç duyulan iş gücü için bir kaynak olacaktır.

Bununla birlikte diğer sektörlerde de olduğu gibi mevcut firmalar staj ve aday mühendislik programlarıyla oyun sektörüne ilgi duyan öğrencileri ve yeni mezunları kendi bünyelerinde eğitmeleri sektör için çok önemli. Teknokentler olarak bizlerin de yeni girişimlerin ve firmaların yatırımcılarla buluşması için gerekli ortamları sağlaması gerekiyor. Bu konuyu önemsiyoruz. Bununla birlikte Üniversitelerin ilgili bölümleri ile ilişki kurarak, oyun sektörüne gençleri yönlendirmek gerekiyor. Üniversite ve oyun sektörü arasında bir köprü görevini üstlenmeli teknokentler.

Sizce simülasyon teknolojileri alanında faaliyet gösteren firmaların teknokentlerden ve devletten beklentileri nelerdir?

Simülasyon teknolojileri otomotiv, savunma, havacılık başta olmak üzere sağlık, eğitim, eğlence gibi birçok sektörde kullanılmaktadır. Pandemi ile birlikte  simülasyon teknolojisinin kullanımı arttı. Örneğin Facebook yeni adıyla Meta’nın “Metaverse” yani sanal evren ile ilgili çalışma ve yatırımları gelecekte simülasyon teknolojilerinin günlük yaşam ve iş hayatına çok fazla etki edeceğinin bir göstergesi.

Reklam

Firmaların devlet kurumlarından beklentileri ise geleneksel yöntemlerin dışına çıkarak simülasyon teknolojilerinin kullanılması konusunda istekli ve öncü olmaları. Sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklikle yürütülen birçok başarılı proje bulunmaktadır. Bakım onarım hizmetlerinde, tehlike içeren eğitimlerin gerçekleştirilmesinde, öğrenmeyi öğrenmek gibi özel alanlarda oldukça başarılı projelere şahit oluyoruz. Biz de elimizden geldiğince bünyemizdeki firmaları hem yatırımcılarla hem de özel sektör ve kamu kuruluşları bir araya getirmeye çalışıyoruz

Türkiye’nin milli ve yerli siber güvenlik gücünü oluşturması için neler yapılabilir?

2021 Kasım ayı sonunda Milli Siber Güvenlik Zirvesi gerçekleştirildi örneğin. Bu tür etkinliklerle farkındalığın daha üst seviyelere çıkarılması çok önemli. Zirvede, ulusal siber güvenlik gücünün geliştirilmesi konuları ele alındı. Hacettepe Teknokent bünyesindeki firmalarımız da zirveye katıldı.

Siber güvenlik ürünlerinin yabancı kaynaklı olmasının ne tür sıkıntılara sebep olabileceğinin farkına vardık diye düşünüyorum. Bu nedenle devletimiz de ulusal siber güvenlik konusunda önemli adımlar atıyor. Bu doğrultuda Türk Silahlı Kuvvetlerine ait Siber Savunma Merkezi (SİSAMER) Projesi’nin yürütüldüğünü biliyoruz. Bununla birlikte savunma sanayisine hizmet edecek test ve değerlendirme altyapılarının geliştirilmesi, işletilmesi ve idamesi gibi faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için TRTEST Test ve Değerlendirme AŞ kuruldu ve çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesinde de 200’e yakın firma ve 275’ten fazla ürün var. Milli Güvenlik Zirvesinde de kamu başta olmak üzere veri biriktiren ve işleyen tüm birimlerin, ulusal sistemlere güvenmesi gerektiği mesajı verildi.

Hacettepe Teknokent bünyesinde de siber güvenlik alanında faaliyet gösteren başarılı firmalarımız var. Bazıları dünya çapında işlere imza atıyor. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte bu konularda daha hızlı mesafe alacağına gönülden inanıyorum.

Reklam

Girişimcilerin doğru yatırımcıyla buluşabilmesi için neler yapılabilir?

Girişimcilerin yatırım alması aşamasında en önemli konu doğru yatırımcı ile doğru girişimcinin buluşmasıdır. Bir girişime yapılan yatırımı sadece maddi yatırım ve kar beklentisi olarak görmemek lazım. Ülkemizde de artık gelişmeye başlayan yatırımcı ekosistemindeki çoğu yatırımcı yapacağı yatırım için dikey sektörleri belirlemekte ve yaptığı yatırımdan beklediği geri dönüşü elde edebilmek için yatırımını kendi bilgi birikimi ve iş ağı ile desteklemektedir. Aynı şekilde çoğu girişimin yatırımcıdan beklentisi satış, pazarlama, globale açılma gibi konularda destek verecek, geçmiş startup tecrübeleri olan yatırımcı ile buluşmak. Bizler de bu noktada iletişimde olduğumuz yatırımcılarla, girişimcileri bir araya getiriyoruz. Hacettepe Teknokent olarak yatırımcı sohbetleri programları düzenliyoruz. Yatırımcı arayışında olan firmalarımızla özellikle ilgilenmeye ve destek olmaya gayret ediyoruz.  

KURULUŞ: HACETTEPE TEKNOKENT

KURULUŞ TARİHİ: 2003

Reklam

TOPLAM YERLEŞİM ALANI:  2.006.033 m²’

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ’NİN POLATLI KAMPÜSÜ:  703.391 m²

DOLULUK ORANI: 100/100

Okumaya Devam Et

Makaleler

GEÇMİŞTEN GELECEĞE TÜRKİYE’DE SİBER GÜVENLİK

Geçtiğimiz hafta 10. Sayısıyla yayınlanan Teknopark Dergisi’ne Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Siber Güvenlik Dairesi Başkanı Salih Talay’ın kaleme aldığı “Geçmişten geleceğe Türkiye’de siber güvenlik” başlıklı makalede çarpıcı bilgilere yer verildi. Talay, yarının dijital dünyasında Türkiye’nin “Siber Güç” olabilmesi noktasına dikkat çekti.

Yayınlandı

Tarih

Yirminci yüzyılın ortalarında geliştirilen ilk bilgisayardan sonra yarı iletken teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ile birlikte dünya dijital çağı yaşamaya başlamıştır. Dijital teknolojiler ile birlikte gelişen iletişim teknolojileri dijital dönüşümün ivmesini artırmış, geçmişin bilim kurgu senaryolarındaki cihazları bugün toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

SALİH TALAY

Dünyada ve ülkemizde yaşanan bu dijitalleşme süreci ile birlikte dijital dünyada bıraktığımız ayak izlerimiz artmakta ve buna bağlı olarak saldırı yüzeyimiz sürekli genişlemektedir. Bu durum, tüm dünya ülkeleri gibi ülkemizde de gerek yönetişim altyapısı gerek mevzuat konusunda bazı düzenlemeler yapma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Ülkemizde sürdürülen siber güvenlik çalışmaları, 2012 yılından itibaren ulusal organizasyonu şekillendirmeye başlamış, bu kapsamda “Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve 2013-2014 Eylem Planı” yayımlanmış ve 2013 yılı Mayıs ayında Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla 2016-2019 ve 2020-2023 yıllarını kapsayan Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı dokümanları hazırlanarak yayımlanmış, planların uygulanmasına ilişkin koordinasyon ve izleme faaliyetleri ilgili paydaşlar tarafından gerçekleştirilmiştir.

10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 no’lu Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan Dijital Dönüşüm Ofisine, 11. Kalkınma Planı ve plan doğrultusunda hazırlanarak 3/11/2019 tarihinde yayımlanan 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda kamuda siber güvenliğin koordinasyonunun tek çatı altında toplanarak etkinliğinin artırılması tedbirine ilişkin sorumluluk verilmiştir.

Tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kritik altyapı hizmeti veren işletmelerde karşılaşılan güvenlik risklerinin azaltılması, etkisiz kılınması ve milli güvenliği tehdit edebilecek veya kamu düzeninin bozulmasına yol açabilecek kritik türdeki verilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla Bilgi ve İletişim Güvenliği Tedbirleri konulu 2019/12 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Temmuz 2019 tarihinde yayımlanmıştır.

Reklam

Genelgede belirtilen kritik türdeki verilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla ulusal ve uluslararası standartlar ve bilgi güvenliği kriterleri çerçevesinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kritik altyapı niteliğinde hizmet veren işletmelerde uygulanmak üzere farklı güvenlik seviyeleri içeren “Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi” hazırlanarak, Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmıştır. Ekim 2021 tarihinde ise Bilgi ve İletişim Güvenliği denetim çalışmalarının yürütülmesi konusunda kurum ve kuruluşlara yol göstermesi amacıyla bir denetim rehberi yayınlanmış, ayrıca rehber denetimlerini gerçekleştirecek firmaların belgelendirilmesi için TSE ve TÜBİTAK iş birliği ile Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından bir belgelendirme programı hayata geçirilmiştir.

Bugün dijitalleşmenin geldiği noktada siber güvenliği yalnızca savunma bakış açısıyla değil, siber caydırıcılık, siber suçlarla mücadele, siber güvenlik kapasitesinin geliştirilmesi, denetim ve gözetim faaliyetlerinde iş birliği ve koordinasyonun artması gibi daha geniş bir perspektifle ele almak gerekmektedir.

Bulut bilişim, giyilebilir ve akıllı cihazlar, nesnelerin interneti, duyuların interneti, yapay zekâ ve makine öğrenmesi, blok zincir teknolojileri, 5G ve ötesi iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, her geçen gün daha karmaşık hale gelen sistemlerin güvenliğini sağlamaya yönelik yeni tedbirler alma zorunluluğunu doğurmaktadır.

Dijital Dönüşüm Ofisi olarak bugün atmakta olduğumuz adımlar ve almakta olduğumuz önlemler, yarının dijital dünyasında Türkiye’nin “Siber Güç” olabilmesi vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilmektedir.

Reklam
Okumaya Devam Et

Trendler

Copyright © 2022 Sanayi Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.