Başladığımız Yere Geri Mi Döndük?

Cumhuriyetimiz savaşlarla yoğrulmuş ve sonunda ilan edilmişti 29 Ekim 1923’te… Zor zamanlardı… Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kalkındırmak için elinden geleni yapıyordu…

Başladığımız Yere Geri Mi Döndük?: Cumhuriyetimiz savaşlarla yoğrulmuş ve sonunda ilan edilmişti 29 Ekim 1923’te… Zor zamanlardı… Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kalkındırmak için elinden geleni yapıyordu… Bir tarafta eğitimi bir taraftan ekonomiyi güçlendirmek için çabalıyordu… Sanayi devrimini kaçırsak da sızlanmak yerine sanayi hamleleri gerçekleştiriyordu… Mustafa Kemal Atatürk ve cesur silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye cumhuriyeti bugün 100. Yılına giriyor. Dile kolay bir asırlık devlet oldu Türkiye… Geçirdiği muhtıralara, darbelere, ekonomik buhran ve krizlere rağmen dimdik ayakta durmayı başardı…

Bazen halk arasında çok duyarız “başka ülke olsa çoktan yıkılırdı” diye aslında pek de haksız sayılmazlar… Cumhuriyetin 100 yıllık serüvenine baktığımızda ne badireler atlatmış bu ülke, bu millet… Ama yine de dimdik ayakta kalmayı başarmış… Avrupa Türkiye’yi kıskanmasında ne yapsın!

Ekonomik Kriz

Dünya bir ekonomik kriz yaşıyor Türkiye ise en fazla etkilenen ülkelerin başında geliyor. Enflasyon aldı başını gitti, dizginlemek gün geçtikçe zorlaşıyor… Yeni ekonomi yöneticileri 2028 yılında enflasyonun tek haneye düşeceğini planlıyor… Umarız evdeki hesap çarşıya uyar… Ama yapılanlara baktığımızda pek de inandırıcı gelmiyor. Bir tarafta vergi artışları, diğer tarafta fiyat istikrarsızlığı derken inandırıcılık kısmı biraz zayıf kalıyor…

Gözlerdeki Işık Söndü

Ekonomiyi gözlerdeki ışık olarak tanımlayan eski bakan milletin gözünün ferini söndürdükten sonra 28 Mayıs seçimlerinin ardından görevini Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e devretmişti. Şimşek Türkiye’ye umut olmuştu! Görev teslimi sırasında Şimşek’in yaptığı “rasyonel ekonomi politika” açıklaması adeta Nurettin Nebati’nin de gözlerindeki ışığın ferini söndürmüştü. Şimşek, ağır bir sorumluluğun altına girmişti. Ekonomide başarılı olup olmadığını söylemek için çok erken ama umarız Türkiye 100 yılına yakışır seviyeye getirmeyi başarır…

Güvenli Liman

Bir ülkenin ekonomisini kalkındıran en önemli şey üretimdir. Yani dışa bağımlılığın azalmasıdır. İhracatın artması, ithalatın ise sembolik değere inmesidir. Peki, bunun için sadece üretmek ve ihracat yeterli midir? Tabiki değil…  Yabancı yatırımcının da üretim merkezine dönüşmesi gerekiyor. Yabancı yatırımcı ise güvenli liman arar… Parasının güvende olmasını ve yüksek kar elde etmeyi ister… Burada anahtar kelime “güven”dir. Yabancı yatırımcı gideceği ülkenin ilk hukuk sistemine bakar… Yatırımın teminatıdır hukuk… Olmazsa olmazdır… Aradığı “Güven”i hukukta bulur…  Bundan dolayı Türkiye hukuk ve demokrasiyi acilen tesis etmelidir. Aksi halde dövizin 30 kat olduğu ülkemiz, yabancı yatırımcı trenini kaçırmış olur. Bu da ekonominin toparlanma sürecini oldukça geciktirmiş olur.

Yerli Yatırımcı

Yabancı sermayenin önemi sık sık vurgulanır ben de yazımda altını kalın puntolarla çizdim, peki ya yerli yatırımcı?  Yerli yatırımcının durumu ne? Ülke sanayimizi kalkındıran, gece gündüz demeden bu ülkeye katma değer sağlamak için var gücüyle çalışan sanayicimize ne kadar değer veriyoruz? Yaşadığımız şu ekonomik krize rağmen düşük kar marjlarıyla üretimde devam eden sanayicilerimiz kur ile büyük mücadele veriyor. Döviz kurunun baskılanması üreticinin planlarının flu olmasını sağlıyor. Bu da üretimi oldukça olumsuz etkiliyor. Türkiye 100 yılında üreticiler hep bir ağızdan şunu dile getiriyor “Ülke olarak küresel piyasada rekabet gücümüzü arttıracak, katma değerli ürünleri ön plana çıkaracak yatırımların yapılabilmesi için kredi ve finansman kaynaklarına ihtiyaç duyuyoruz…”  İdarecilerin üreticilerin bu isteklerine kulak vermesi gerekiyor… Sanayicimiz, ülkesine ve üretime küstürülmemeli… Aksi halde geri dönülmez bir yola sokmuş oluruz Türkiye’yi…

Dünyaya Kafa Tutuyoruz

Çizdiğim bu reel tabloya rağmen umutsuz muyuz? Hayır… Türkiye o kadar çok kriz ve buhran yaşadı ki hepsinden sonra ayağa kalkmayı başardı… Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen üretimden hiç taviz vermedi. Devletin böyle bir politikası olmasa da ülkesini seven sanayiciler bu konuda devleti adeta üretmeye zorladı… Tüketen bir Türkiye’den üreten bir Türkiye hikâyesi çıkarmayı başardılar. Bunların başında savunma sanayi gelmektedir. Savunmada dünya devleriyle kafa kafaya geldik sayılır. Diğer yandan ilk yerli ve milli aracımız olan Togg üretildi ve şuan satışta… Çokça tartışmaya sebep olsa da yüzyıllık bir düş gerçeğe dönüştü. Mustafa Kemal yaşasaydı bununla gurur duyardı. Bundan eminim…

Söz Bitti Mürekkep Tükendi…

Türkiye’nin ekonomi ve üretim durumuna ağırlık vermeyi planlıyordum. Yazımı ekonomiyle başlatıp sanayi ile sonlandırmayı düşünüyordum. Olmadı… Büyüklerin yarattığı düşmanlığının çocuklara sirayet etmesi yazımın finalini değiştirmek zorunda bıraktı. Savaşla başlatıp savaşla bitiriyorum… Evet, Gazze’deki çocuklardan bahsediyorum. Yıllardır sistematik olarak İsrail tarafından saldırıya uğrayan Gazze halkı bu sefer abluka altında… Su, elektrik yok, hayatlar tükeniyor… Bebekler ve çocukları gözlerini kırpmadan katlediyor İsrail askerleri… Bu yaşanan savaş değil bir soykırım… Savaşın bile bir ahlakı, hukuku var ama İsrail adeta terörist gibi davranıp hiçbir kurala riayet etmiyor. Dünya üç maymunu oynuyor. Geçtiğimiz günlerde Sanayi Tv Youtube kanalındaki yayınımda da söylediğim gibi; Hamas’ın saldırısı aslında Gazze’nin İsrail’e hediye edilme operasyonuydu… Söz bitti, mürekkep tükendi…