Bizi Takip Edin
movenpick

Ar-Ge

ÇEVRECİ VE EKONOMİK JEOTERMAL SERALAR YÜZDE 400 BÜYÜDÜ

Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dr. Kıvrak, fosil yakıt kullanmadan ısıtılan ve enerji maliyetlerini düşüren jeotermal seraların 2002’den bu yana Türkiye’de jeotermal seracılığın yüzde 400 büyüme gösterdiğini kaydetti.

Yayınlandı

Tarih

Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dr. Mücahit Kıvrak, fosil yakıt kullanmadan ısıtılan ve enerji maliyetlerini düşüren jeotermal seraların hızla yaygınlaştığını belirterek, 2002’den bu yana Türkiye’de jeotermal seracılığın yüzde 400 büyüme gösterdiğini kaydetti.

TARIMSAL ÜRETİMDE ÇEVRECİ VE EKONOMİK SİSTEM: JEOTERMAL SERALAR

Elektrik üretimi, termal turizm, konut ısıtması, yaş meyve-sebze kurutma ve tatlı su balıkçılığının yanında seralarda da kullanılabilen jeotermal kaynaklar, enerji ihtiyacının karşılanmasına ve ekonomik büyümeye katkıda bulunuyor.

Türkiye’nin iklim şartları, Akdeniz ve Ege Bölgesi’nin kıyı kesimi dışında ekonomik anlamda seracılık yapmayı zorlaştırırken jeotermal enerji sayesinde iklim özellikleri kısmen kontrol altına alınarak seracılık, kıyıdan uzak iç kesimlerde de yapılabiliyor. Jeotermal enerjinin tarımsal üretim alanlarında kullanılması, bitkinin ihtiyaç duyduğu sıcaklığı sağlamasının yanı sıra, aşırı sıcak dönemler hariç, kesintiye uğramadan yılın her döneminde üretim yapılabilmesine olanak sağlıyor.

“TÜRKİYE, JEOTERMAL ENERJİDE İLK BEŞ ÜLKEDEN BİRİ”

Reklam

Türkiye’nin jeotermal seracılıkta geldiği noktayı değerlendiren Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dr. Mücahit Kıvrak, jeotermal seracılığın ısıtma maliyetlerini aşağı çeken bir sistem olduğunu belirtti.

Fosil yakıtlardan arındırılmış, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla üretim yapan seraların, gıda güvenliği açısından öneminin her geçen gün artacağını dile getiren Kıvrak, Türkiye’nin jeotermal enerji konusunda öncü ülkelerden biri olduğunu ifade ederek “Jeotermali dünyada kullanan ilk 5 ülke arasındayız. Bunu hem enerji hem de seracılık anlamında kullanıyoruz.” dedi.

Jeotermal seracılığın dünyada ve Türkiye’de hızla yaygınlaştığına dikkati çeken Kıvrak, 2002’den bu yana Türkiye’de jeotermal seracılığın yüzde 400 büyüme gösterdiğini vurguladı.

Kıvrak, şöyle devam etti: “Eğer siz ülkenizde tarım alanlarını kaybetmeye başladıysanız mutlak suretle marjinal alanlarda yani tarım dışı alanlarda seracılığı ve jeotermal seracılığı teşvik etmek zorundasınız. Jeotermal seracılığın en önemli avantajı ısıtma. Bir de sabit düzenli ısı veriyorsunuz. Sürekli sabit ısı verdiğinizde bitkiler verimlerini yüzde 60’a kadar artırabiliyorlar. Fosil yakıt veya odun kullandığınız sistemin soğuması veya ısınması, dinlenmesi, külünü alması gibi durumlarda sistem soğuyor ve tekrar ısınıyor. O ilk etapta yukarıya ısı çıkıyor, tekrar normale dönüyor ondan sonra aşağıya düşüyor ama jeotermal seralarda sabit sıcaklık olduğu için verim, temel kural.”

“ATIK KISMIYLA TOPRAK ISITMASI VEYA HAVA ISITMASI SAĞLANABİLİYOR”

Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Özer Kula da jeotermal sistemlerin devamlılığını sağlamak ve biyoçeşitliliğe zarar vermemek için sistemin sıcaklığını düşürmeyecek şekilde belli bir mesafeden, suyun yeniden kaynağına enjekte edildiğini ve bu işleme reenjeksiyon denildiği bilgisini vererek atık jeotermal suyun mutlaka kapalı devre bir sistemle kaynağa geri gönderilmesinin önemine değindi. Jeotermal seralarda bitkiye zarar vermemesi için kullanılan suyun sıcaklığının çok yüksek olmaması gerektiğini ve bu nedenle toprak ısıtmada 40 derece, seraların ısıtılmasında ise maksimum 80 derece sıcaklığın kullanılabildiğini belirten Kula, jeotermalin atık kısmının farklı alanlarda kullanılarak son aşamaya kadar değerlendirilebileceğini bildirdi.

Reklam

Kula, şunları söyledi: “Jeotermal seralardaki avantaj şu; jeotermalin atık kısmıyla toprak ısıtması veya hava ısıtması sağlanabiliyor. Bu da jeotermal kaynağın sıcaklığına göre kent ısıtması, fabrikalarda kullanılması, meyve, sebze kurutulması gibi birçok sahada kullanıldıktan sonra atık suyun reenjekte edilmeden önce de seralarda artı bir üretim için kullanılması anlamına geliyor. Yani aslında jeotermal sistemin atık kısmı seralarda kullanılıyor ve bu şekilde de siz son kez jeotermal sistemden ciddi bir fayda sağlamış oluyorsunuz.”

“SERANIN KONUMLANMA AŞAMASINDA HEDEFLERİN BELİRLENMESİ GEREKİYOR”

Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı ve Mekatronik Bölümü Öğretim Görevlisi Mehmet Algil ise jeotermal seraların konumlandırılma aşamasında hedef analizi yaparken seranın büyüklüğü, serada ne üretileceği, yatırım maliyetleri ve otomasyon sistemlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğine işaret etti.

Algil, “Hedef analizi yapmak, burada ne üreteceğiniz ve serayı nerede kurduğunuz önemli. Bunu yaparken seranızın dayanımı, rüzgar yükü, kar yükü, içerisindeki sistemlerin ona getirdiği ağırlık, hepsi seranın konstrüksiyonuyla ilgili bir maliyet oluşturuyor. Bunların hesaplanması ve buna göre seranın bilinçli kişilerce, tahmin edilen büyüme oranında konumlandırılması gerekiyor.” diye konuştu.

“KÖMÜRE KIYASLA ISITMA GİDERLERİNİ YAKLAŞIK YÜZDE 80 AZALTIYORSUNUZ”

Reklam

İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan ve tek yerleşkede kurulu dünyanın en büyük ikinci, Avrupa’nın ve Türkiye’nin en büyük jeotermal serasına sahip Agrobay Seracılık Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Şentürk Salık, “Jeotermal kullandığınızda kömüre kıyasla ısıtma giderlerini yaklaşık yüzde 80 azaltıyorsunuz. Çok ciddi bir rakam, çok değerli bir kaynak.” değerlendirmesini yaptı.

Sera işletmelerinde yaklaşık 1000 kişinin çalıştığını ve çalışanların yüzde 90’ının kadın olduğunu belirten Salık, yetiştirdikleri ürünlerin Avrupa pazarında yer bulduğunu aktardı.

Salık, şunları kaydetti: “Biz şu an tamamen Avrupa’yla çalışıyoruz. Avrupa’nın önceden şöyle bir problemi vardı; sizden ürün alırdı ama kota koyardı. Neden? Çünkü Hollanda üreticisinin ürünü çıkıyor, onu korumak adına ton başına bir fiyat uyguluyor, ‘vergi’ diyor buna ve size diyor ki; ‘Bana ürün gönderme.’ O yüzden biz hep Rusya’ya gönderirdik ama artık Hollanda’nın maalesef çok büyük enerji, işçi ve hastalık problemi var; bize muhtaç. 2 yıldır Hollanda bizden ürünü kesmiyor. Hiçbir Avrupa ülkesi kesmiyor çünkü ürünleri yok. O yüzden artık bizim için yeni pazar Avrupa.”

Jeotermal seralarının bulunduğu arazinin tarıma elverişsiz, atıl bir arazi olduğunu ve topraksız tarımla araziyi işlevsel hale getirdiklerini anlatan Salık, “Burada 600 dönüm kapalı alanda yaklaşık 15 bin ton domates üreterek ülkeye kazandırıyoruz yani atıl bir yeri, çok işle, katma değerli bir hale getiriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Jeotermal kuyuların enerji ihtiyacının karşılanması amacıyla kullanımına ilişkin bilgiler veren Salık, sözlerini şöyle tamamladı: “Kiralık kuyularınız ya da kendi kuyularınız olabiliyor ama kendi kuyularınız olsa dahi biliyorsunuz ki yer altındaki her şey devletimize aittir. Cironuzun yüzde 1’i kadar ücret ödüyorsunuz. Kiralık kuyularda da kiraladığınız şartlara göre bedeli belirleniyor. Yine bildiğimiz gibi yıllık ÜFE, TÜFE oranlarına göre de bunlar yıl geçtikçe değişiyor.”

Reklam
Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ar-Ge

TÜRK FİRMASI GELİŞTİRDİ ELON MUSK’IN PROJESİNDE KULLANILACAK

Türk firmasının geliştirdiği yüzey teknolojisi Elon Musk’ın ‘Hyperloop’ projesinde kullanılacak.

Yayınlandı

Tarih

Tesla ve SpaceX’in Üst Yöneticisi Elon Musk’ın desteklediği mühendislik ekiplerinden UMD Loop, “geleceğin süper hızlı ulaşım sistemi” olarak tanımlanan “Hyperloop” projesinde, Türk firmasının diş implantları için geliştirdiği yüzey teknolojisinden yararlanacak.

Gebze TÜBİTAK Marmara Teknokent’te faaliyet gösteren DTİ İmplant, çok sayıda ülkeye ihraç ettiği implantlarda TÜBİTAK’la birlikte geliştirdiği yüzey teknolojisini kullanıyor. Söz konusu teknoloji, implant yüzeyinde makro pürüzlülük oluşturarak kemikte tutunumu maksimum seviyeye çıkarıyor.

“SLA Aktif” adı verilen yüzey, implantlar kumlama ve asitleme işlemlerinden geçirildikten sonra plazma prosesine tabi tutularak oluşturuluyor. Böylece implant yüzeyi, suyu, kanı ve kemik hücrelerini çeken hidrofilik (sıvı maddenin yüzeye yapışması) bir özellik kazanıyor. Sıvı çekme özelliği kazanan yüzey, uygulamanın ardından iyileşme süresinin kısalmasını sağlıyor.

UMD Loop ekibi de “Hyperloop” projesi kapsamında tünel kazma makinesi ve ulaşım aracının içeriğindeki komponentlerin (parçaların) yapıştırılmasında, DTİ İmplant firmasının geliştirdiği yüzey teknolojisinden faydalanacak. Plazma yüzey teknolojisi, parçaların yüzeyinde kalan artık partiküllerin uzaklaştırılmasında kullanılacak. Böylelikle, makinenin birbirine yapıştırılan farklı parçalarının daha uzun ömürlü olması hedefleniyor.

“TÜBİTAK’LA BİRLİKTE GELİŞTİRDİK”

Reklam

DTİ İmplant Genel Müdürü Dr. Talat Buğur, TÜBİTAK projesi sonucu elde ettikleri diş implantlarını tüm dünyaya pazarladıklarını söyledi. Gebze TÜBİTAK Marmara Teknokent’te faaliyetlerini sürdürdüklerini belirten Buğur, üretimin yüzde 40’ını yurt dışına sattıklarını, başta İsviçre ve ABD olmak üzere 30’a yakın ülkeye ihracat yaptıklarını kaydetti.

Diş implantlarının yüzeyle ilgili özelliklerini TÜBİTAK Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile birlikte geliştirdiklerini vurgulayan Buğur, “SLA yüzey dışında ‘SLA Aktif’ dediğimiz diş implant yüzeyi dünyada tektir. Kuru yüzey üretiminde dünyada tekiz. Bu da implantın çene kemiğine yerleştirildikten sonraki iyileşme sürecini daha hızlı şekilde sağlıyor” diye konuştu.

SLA yüzey için implantın kumlamadan sonra asitleme işlemine tabi tutulduğuna dikkati çeken Buğur, şöyle devam etti: “Bunu biz daha da ileriye götürmek için plazma teknolojisini kullanıyoruz. Aslında maddenin dördüncü hali diyebileceğimiz bir teknoloji bu. Yani katı, sıvı ve gaz hali dışında plazma hali olduğunu söyleyebiliriz. Burada yüzeyi hidrofilik yapıyoruz, aynı zamanda yüzeyde kalan tüm kalıntıları ortadan kaldıran bir teknoloji. İmplantlar, diş kökü yerine kullanıldığından implantın kemik tarafından tutunması için kemik hücrelerine benzer nitelikte olması beklenir. Bu sebeple implant yüzey işlem proseslerinde implant yüzeyine kemik hücreleri büyüklüğünde gözenekler açılır. Kemik hücreleri implant yüzeyinde tutunma sağlayarak implantın yapay diş kökü görevini görmesini destekler. Bununla birlikte implantın yüzey enerjisinin artırılması ile yüzey hidrofilik hale getirilerek kemik tarafından tutunması, erken iyileşme döneminde operasyonun başarısını artırır. Bu yüzey aktifleştirme prosesi firmamıza özeldir, SLA Aktif teknoloji olarak nitelendirilir.”

“TEKNOLOJİMİZİ KULLANMALARIYLA İLGİLİ ÇALIŞMALAR ÇOK KISA SÜREDE BAŞLAYACAKTIR”

Talat Buğur, sahip oldukları bu teknolojiyle ilgili önemli bir gelişme yaşandığına işaret ederek, “Elon Musk, geleceğe yatırım yapan ve gelecekteki teknolojilerle ilgili çalışmalar yapan bir girişimci. ‘Hyperloop’ adında bir projesi var. Washington’dan New York’a 29 dakikada ulaştıracak yüksek hızlı yer altı toplu taşıma sistemini hayata geçirmeye çalışıyor” diye konuştu.

Reklam

“Hyperloop” projesinde daha sonra New York ve Los Angeles arasında tünel kazılarak bir çeşit “yer altı mekiği”yle ulaşımın sağlanmasının hedeflendiğini anlatan Buğur, şu bilgileri verdi: “Bu projede 2 makinenin kullanılması düşünülüyor, biri tüneli kazan, diğeri de tünel içinde vakumlu ortamda hareket edecek yer altı mekiği. The Boring Company firması ile Maryland Üniversitesinden UMD Loop ekibindeki araştırmacılarla, bu 2 makinede elde ettiğimiz yüzey teknolojisini kullanmak istemeleriyle ilgili bir iş birliğine gittik. Diş implantlarında kullandığımız teknolojiyle Elon Musk’ın fonladığı projede iş birliği içerisinde bulunuyoruz.”

Geliştirdikleri yüksek teknolojiyi UMP Loop ekibiyle paylaşacaklarını belirten Buğur, geçen ay imzaladıkları sözleşmenin ardından bilgi transferine başladıklarını, 2023’ün ortalarında belirli prototip ürünlerin ortaya çıkmasının beklendiğini dile getirdi.

Buğur, bu konuya maddi olarak bakmadıklarını, Türk firması olarak projede yer almalarının daha önemli olduğunu ifade ederek, başarılı olması halinde bunun çok anlamlı şekilde maddi faydasını göreceklerini düşündüğünü kaydetti.

Okumaya Devam Et

Ar-Ge

ETİ ALÜMİNYUM’UN PROJESİNE AVRUPA BİRLİĞİ’NDEN DESTEK

Eti Alüminyum’un Alüminyum, Diğer Metaller ve Bileşiklerinin Üretimi için Alüminyum İçeren Hammaddelerin Kullanılması” ERA-MIN 3 Projesi, AB Ufuk 2020 Hibe Programı’ndan fon almaya hak kazandı.

Yayınlandı

Tarih

Eti Alüminyum’un üç farklı ülkeden şirketler ve üniversitelerle birlikte çalışacağı “Alüminyum, Diğer Metaller ve Bileşiklerinin Üretimi için Alüminyum İçeren Hammaddelerin Kullanılması” ERA-MIN 3 Projesi, AB Ufuk 2020 Hibe Programı’ndan fon almaya hak kazandı.

Dünya çapında bilimsel bilginin üretilmesi ve üniversite-sanayi iş birliklerinin oluşturulması konusunda destek veren Avrupa Birliği (AB) Ufuk 2020 Hibe Programı kapsamında fon almaya hak kazanan Eti Alüminyum, “Alüminyum, Diğer Metaller ve Bileşiklerinin Üretimi için Alüminyum İçeren Hammaddelerin Kullanılması” projesini İsveç ve Çekya’daki şirket ve üniversitelerle hayata geçirecek. TÜBİTAK tarafından da desteklenen proje 3 yıl sürecek. Projenin Türkiye ayağında Eti Alüminyum, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Yeditepe Üniversitesi birlikte çalışacak.

BİRİNCİL ALÜMİNYUM ÜRETEN TEK ENTEGRE TESİS

Eti Alüminyum Genel Müdürü Mehmet Arkan, Türkiye’de madenden birincil alüminyum üreten tek entegre tesis olduklarını vurgulayarak, “49 yıl önce kurulan şirketimiz, yarım asırlık tecrübe ve bilgi birikimini, 2005 yılında Cengiz Holding çatısı altına girdikten sonra teknoloji ve Ar-Ge faaliyetleriyle birleştirerek Türkiye ve dünyada önemli bir konuma geldi. Ar-Ge çalışmalarıyla geliştirdiğimiz yeni ürünleri Türkiye’de stratejik sektörlerin kullanımına sunarken devam eden yenilikçi çalışmalarımızla da önemli projelere imza atıyoruz. Bunlardan biri olan; alüminyum üreticilerinin hammaddesi olan boksit cevherine alternatif bulmayı amaçladığımız bu projenin, AB tarafından desteklenmesi bizim için büyük gurur kaynağı” diye konuştu.

“BOKSİT, KRİTİK HAMMADDE İLAN EDİLDİ”

Reklam

Boksitin dünya birincil alüminyum üretiminde kullanılan birincil cevher olduğunun altını çizen Arkan, yüzde 90’ı tropikal ve subtropikal bölgelerde bulunan boksitin, AB tarafından kritik hammadde ilan edildiğini dile getirdi. Arkan, “Bu nedenle boksit, dünyada ekonominin ve sanayinin sürdürülebilirliği için büyük öneme sahip. Bir taraftan boksit rezervleri azalırken diğer taraftan boksitin atığı olan kırmızı çamurun bertarafı da önemli bir gündem maddesini oluşturuyor. Bu projeyle, Orta Avrupa ve Türkiye’deki bölgesel özellikleri göz önünde bulundurarak; alümina, alüminyum oksit gibi bazı bileşikler ve düşük dereceli ikincil malzemelerden alüminyum üretmek için çalışacağız. Tabii bu çok ürünlü esnek metalürjik süreçlerin tasarımına ve geliştirilmesine odaklanmamızı sağlayacak. Pek çok hammadde ve atığı analiz edeceğiz. Bunun da bizim Ar-Ge faaliyetlerimiz açısından önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyorum. Tüm bu süreçlerde İTÜ ve Yeditepe Üniversitesi’yle çalışmamızın da bilimsel bakış açımıza büyük katkısı olacağını düşünüyorum. Bu projede emeği geçen tüm arkadaşlarımı kutluyorum” dedi.

Okumaya Devam Et

Ar-Ge

TÜBİTAK’IN İHA YARIŞMALARI BUGÜN BAŞLIYOR

TÜBİTAK tarafından düzenlenen Uluslararası İnsansız Hava Araçları (İHA) ile Liseler Arası İHA yarışmaları bu yıl Afyonkarahisar’da, gerçekleştirilecek.

Yayınlandı

Tarih

TÜBİTAK tarafından düzenlenen Uluslararası İnsansız Hava Araçları (İHA) ile Liseler Arası İHA yarışmaları bu yıl Afyonkarahisar’da, Uluslararası Serbest Görev İHA Yarışması ise Kütahya’da gerçekleştirilecek.

TÜBİTAK’tan yapılan açıklamaya göre, Uluslararası İHA yarışmaları 2016’dan, Liseler Arası İHA yarışmaları 2020’den bu yana gerçekleştiriliyor. Serbest Görev İHA yarışmalarının da bu yıl ikincisi düzenleniyor.

Afyonkarahisar ve Kütahya’da bugün başlayacak yarışmalara geçen yıla göre yüzde 54 artışla toplam 2 bin 352 takım ve yaklaşık 18 bin 500 öğrenci başvuru yaptı.

Yarışmalarda, bilimsel ve teknik kriterlere göre başarılı bulunan toplam 352 ulusal ve uluslararası takımın İHA’ları, 9-14 Ağustos’ta iki ilde derece almak için gökyüzünde kıyasıya yarışacak.

ÖDÜLLER TEKNOFEST’TE VERİLECEK

Reklam

Büyük rekabet ve heyecanın yaşanacağı yarışmalarda takımların 50 bin liraya kadar Performans, Yerlilik, Mansiyon, Teşvik ve TUSAŞ ödülleri 14 Ağustos’ta belirlenecek. Derece alan takımlar, ödüllerini 30 Ağustos-4 Eylül döneminde Samsun’da düzenlenecek TEKNOFEST’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden alacak.

Yarışmalar, üniversite ve lise eğitimine devam eden öğrencileri İHA teknolojilerine yönlendirmeyi, bilimsel ve teknik çalışmalar yapmalarını teşvik etmeyi ve İHA teknolojisinde başarılı Türkiye’yi yetenekli ulusal ve uluslararası öğrencilerin buluşma noktası haline getirmeyi amaçlıyor.

Okumaya Devam Et

web tasarımı

Reklam

Trendler

Copyright © 2022 Sanayi Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.