80 saat oldu.
Nefesimizi tutup beklediğimiz tam tamına 80 saat…
Bu yazıda size;
Nefes almanın ne boyutta günah bir suç gibi hissettirdiğinden,
Yemek yemekten ne denli utandığımızdan,
Çocuklarımızı artık koklaya koklaya nasıl sevdiğimizden,
Cümlelerimizin nasıl boğazımıza dizilip, ağzımızı açtığımız anda gözyaşlarımızı kontrol edemediğimizden,
İnsan hayatı ve yaşamını değerini sorguladığımızdan,
Hayatımızda büyük dediğimiz tüm sorunların aslında ne kadar değersiz ve önemsiz olduğundan,
Ulusa seslenişte neden bu kadar geç kalındığından,
Toplumun neden eksik ve yetersiz bilgilendirildiğinden,
Birkaç saatte gidilebilecek şehirlere, neden günler sonrasında malzemesiz, plansız ve programsız gidildiğinden,
Sanki; yoldan geçerken tesadüfen öğrendiğimiz bir depremmiş gibi seyirci kaldığımızdan,
Enkaz altında, hala “Yaşıyorum… Yardım edin… Adresim bu… Yalvarırım bulun beni…” diye paylaşım yapanların çığlıklarını neden ve nasıl duymayıp görmediğimizden,
O insanların tek iletişim kanalı olan, sosyal medyadaki paylaşım kanallarının neden ve ne sebeple engellediğimizden,
Hala enkaza, tren muamelesi yapıp, yeterli planlamanın neden yapılamadığından,
İnşaat sektörünün ihmalkârlığı olup olmadığından,
Madencilerin, iş makinelerinin, inşaat elemanlarının paylaşımlarını görmeden önce en önce belki de ilk saatlerde bölgeye neden gönderilmediğinden,
Depremden çıkan depremzedelerin, yemeğini, suyunu, zaruri tüm ihtiyaçlarını; öğretmeninin, ev kadının, inşaat işçisinin, doktorunun, sanayicinin, gazetecinin, memurun düşündüğü, bu süreçte ne büyük yardımlarda bulunup, kendi aralarında koordine olup, canlarımıza, evlatlarımıza, kardeşlerimize nasıl yüzlerce tır yardımı ulaştırmaya çalıştığından da bahsetmeyeceğim.
*****
Sizlere;
Saatlerce enkaz altında kalan,
Ağlamaktan gözyaşları kuruyan,
Ne olup bittiğini kavramayan,
Günahsız, korumasız, ürkek yavrularımızdan, çocuklarımızdan bahsedeceğim…
İçimizde en çok zarar gören en çok zorlanan, zorlanacak olan, evsiz, odasız kalan sessiz çocuklardır.
Bu kadar ihmalkârlığın olduğu bir süreçte, o çocuklar daha fazla ihmal edilmemelidir.
3 gün önce annesinin babasının bir tanesi, biriciği sevilen oynatılan, üşümesin diye uykusundan kalkılıp, üzerinin örtüldüğü, yemeği suyu giysisi özenle seçilen, karne aldığında ödüllendirilen, enkaz altında bedenleri kalan anneleri, babalarının, teyze, amcalarının bir taneleri…
Artık kimsesizler… Annesiz, babasız, evsiz, yurtsuz.
Korunup kollanmaya, şefkate, sevgiye, yaralarının sarılmasına herkesten çok o minik bedenlerin ihtiyacı var.
Ne olur….
Bu sefer geç kalmayalım.
Anne-babasına, ailesine yetişemediğimiz o yavruları korumak, sahiplenmek, koruyucu aile olmak bizim Türk milletinin en büyük vazifesi, görevidir.
Ailesine; yetişemediğimiz yüzbinlerce çocuğa sahip çıkmak boynumuzun borcudur.
Bunu asla ama asla unutmayalım.