Değişen Harp Doktrini ve Yeni Nesil Orduların Enerji İhtiyacı

Veli Aydın

Harp tarihi insanlık tarihi ile aynı anda başlayan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk insan topluluğu kabilelerin sivri taş ve ahşap silahlar ile başlayan mücadelesi zamanla metalin işlenmesi ile kılıç kalkan zırh ve mızrağa dönüşürken, barutun keşfi ile tüfek ve toplara evirildi. Sonrasında gerçekleşen Sanayi Devrimi ve ardından yaşanan iki büyük dünya savaşı ise harp tarihinin dönüm noktalarından oldu. Bu dönemde kullanılan tanklar, uçaklar, makineli silahlar, denizaltılar savaşları daha yıkıcı hale getirirken insan sayısı üstünlüğü yerini yavaş yavaş savaş makinesi sayısı üstünlüğüne bıraktı.

Özellikle son yarım asırdan başlayarak tüm dünyada savaş doktrini yeniden şekillendi. Artık makinelerin sayısı gelişen teknoloji karşında yetersiz kalmaya başladı. Günümüzde orduları yeniden şekillendiren ve yeni nesil ordu kavramını oluşturan; elektronik harp, insansız sistemler, yapay zekâ destekli mekanizmalar, yüksek hassasiyetli güçlü silahlar, uzay sistemleri gibi parametreler yükseldi. Tüm bu yükselen parametreler ise enerjiye olan talebi daha da artırdı. Bu yüzden enerji arz güvenliğini bağımsız şekilde güvenceye alabilen, stoklayabilen ve sürdürebilen ordular daha güçlü hale geldi.

Öncelikle yüksek tork ve daha uzun menziller için ihtiyacımız olan fosil yakıtlar ile başlayalım. Çünkü şu an içinde bulunduğumuz dönem bir geçiş dönemi ve yukarda bahsettiğim yeni nesil unsurlar ya eski nesil diyebileceğimiz savaş araçları ile birlikte kullanılıyor ya da hibrit bir şekilde üretiliyor. Kara kuvvetlerinde tankların, zırhlı personel taşıyıcıların, büyük jeneratörlerin yüksek yakıt tüketimi görülmektedir. Bir ana muhabere tankı 1000 litre ile 2000 litre arasında yakıt alabilmektedir. Arazi şartlarına göre ise saatte 300 litre ile 700 litre arasında yakıt harcamaktadır. Yani ciddi bir fosil yakıt lojistiğine ihtiyaç duyulmaktadır. Hava kuvvetlerinde ise savaş uçakları, helikopterler ve ağır nakliye, tanker ve uzun süre havada kalabilen erken uyarı uçakları karşımıza çıkmaktadır. Bu uçaklardan hepimizin bildiği F-16’yı inceleyim. Bir F-16 çok yüksek hızda uçar, turbofan motor kullanır ve yüksek itiş gücü gerektiren manevralar gerçekleştirir. Ortalama 4000 litre ek tanklar ile 7000 litre jet yakıtı alabilir ve normal bir görev uçuşunda bir saatte bu yakıtı harcayabilir o yüzden sürekli havadan ikmal edilmeleri gerekir. Son olarak deniz kuvvetleri tarafında ise uçak gemileri, büyük destroyerler ve denizaltılar en büyük tüketici olarak karşımıza çıkmaktadır. Büyük bir nakliye çıkarma gemisi 2 milyon litre yakıt alabilir. Operasyon durumuna göre günde 40.000 ile 60.000 litre yakıt tüketebilir. Yaklaşık verilen rakamlardan anlaşılacağı üzere Tüm kuvvetler müşterek bir operasyon gerçekleştirdiğinde karadan tanklar, havadan uçaklar ve denizden gemiler hareket ettiğinde muazzam bir enerji tüketimine ihtiyaç duyulmaktadır. Enerji olmadan tüm bu enstrümanlar sadece bir demir yığınından ibaret hale gelmektedir.

İkinci kısımda ise fosil yakıtlardan sonra elektrik enerjisi tüketimine bakalım. Örneğin; binlerce elektronik modül içeren, sürekli veri işleme halinde, yüksek frekanslı yayınlar yapan bir uzun menzil radar sistemi ciddi enerji tüketimine sahiptir. Bu radar ve elektronik harp sistemleri günümüz tüm savaş araçlarında mevcuttur. Gemilerde büyük dizel jeneratörler ile sağlanan bu güç uçaklarda ana motordan bağlı jeneratörler ile yardımcı güç üniteleri tarafından üretilmektedir. Daha düşük tüketime sahip araçlara ise örnek mini insansız hava araçları, el telsizleri, gece görüş dürbünleri, GPS cihazları vb. verilebilir.

Bu bağlamda tüm bu verilen örnekler yeni nesil orduların enerji ihtiyacının giderek arttığı ve bu artışın sürekli kesintisiz sağlanabilmesi adına yeni doktrinler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Fosil yakıtların tüketimini azaltmak için, enerji verimli motorlar geliştirmenin yanı sıra elektrik destekli sistemler ile tüketim azaltılmaya çalışılmaktadır. Geliştirilen tüm elektronik sistemlerde enerji verimliliği ön planda tutulmakla birlikte, modüler güneş ve rüzgârdan enerji üretim sistemler ile batarya teknolojileri bu ihtiyacı karşılamak için sürekli geliştirilmektedir. Bu noktada ise sağlam bir üretim iletim altyapısının yanında batarya teknolojileri için gerekli elementlerinde ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Ülkemiz özelikle son yıllarda savunma sanayinde çok ciddi atılımlar gerçekleştirmiştir. Bu atılımlar sonucu geliştirilen İHA/SİHA sistemleri, elektronik harp ve radar teknolojileri veri merkezleri enerji talebini de büyük ölçüde artırmıştır. Yani savunma sanayi politikamız asla enerji politikamızdan ayrı düşünülemez. Fosil yakıtlarda petrol ve doğalgaz keşifleri ile dışa bağımlılık azaltılmakta, arz güvenliği için büyük depolama tesisleri inşa edilmekte, üretim iletim ve dağıtım altyapısına büyük yatırımlar yapılmaktadır. Batarya ve büyük elektrik enerjisi depolama tesisleri üzerine çalışmalar yürütmekte, ürünler geliştirmektedir.  Bu konuda Kayseri’de faaliyet gösteren ASPİLSAN lokomotif kuruluşumuzdur. Askeri bataryalar, lityum iyon piller, uçak ve helikopter aküleri, telsiz bataryaları ile taşınabilir enerji depolama sistemleri üreten ASPİLAN ürünleri savunma sanayi başta olmak üzere havacılık, robotik sistemler, telekomünikasyon, medikal cihazlar ve elektrikli araçlar gibi pek çok alanda kullanılmaktadır.

Sonuç olarak değişen harp doktrini, yeni nesil orduları enerji ihtiyacına daha da bağımlı hale getirmiştir.  Bu hayati bağımlılık enerjiyi sadece bir lojistik unsuru olmaktan çıkarıp belirleyici unsur haline getirmiştir. İşte bu bağlamda ülkemiz milli savunma sanayi politikası ile milli enerji politikasını başarılı bir şekilde birlikte yürütmektedir.

Kaynak: Haber Merkezi

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir