Elektrikli araçların üretimi, özellikle bataryalarının üretim süreci nedeniyle, benzinli araçlara kıyasla daha fazla emisyon üretiyor. Yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir elektrikli aracın üretimi sırasında 14 ton karbondioksite eşdeğer emisyon ortaya çıkarken, benzinli araçlarda bu rakam 10 ton olarak belirlendi. Bu durum, elektrikli araçların üretim aşamasında %40 daha fazla emisyon ürettiklerini ortaya koyuyor. Bu veriler, elektrikli araç endüstrisinin çevresel etkilerini değerlendirirken dikkate alınması gereken önemli bir konuyu işaret ediyor.

ÜRETİM AŞAMASINDA EMİSYON ETKİSİ NELER?
Ancak, batarya teknolojilerinin gelişmesi ve nadir bulunan toprak elementlerine olan bağımlılığın azalmasıyla bu durum değişebilir. Argonne National Laboratory’nin GREET modeline göre, elektrikli araçların üretimi benzinli araçlara kıyasla %80 daha fazla sera gazı üretiyor. Yani, elektrikli araçlar üretim hattından çıktıklarında benzinli araçlara göre daha yüksek bir “karbon borcu” ile başlıyor.

ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERİN ÇEVREYE ETKİSİ NELER?
Ancak elektrikli araçlar bu karbon borcunu hızla telafi ediyor. Genellikle bir elektrikli aracın benzinli bir araçla emisyon eşitliğine ulaşması, kullanılan enerji kaynağına bağlı olarak değişse de genellikle iki yıldan daha kısa bir süre alıyor. Bu da elektrikli araçların çevre için daha çekici bir seçenek olduğunu gösteriyor.

ELEKTRİKLİ ARAÇLAR NASIL ŞARJ EDİLİYOR?
EV pillerinin şarj edilebilmesi için gereken güç, genellikle fosil yakıt ve yenilenebilir enerji santrallerinin karışımını içeren ortalama bir şebekeden aktarılıyor. Böyle varsayıldığında da elektrikli araçlar, geleneksel araçlardan hala çok daha çevreci görünüyor. Ancak elektrikli araçların emisyonu, bataryaları şarj etmek için ne kadar fosil yakıt kullanıldığına bağlı olarak değişiyor.
Elektrikli araçların şarj edilmesi için kömür kullanmak, çevreye olan faydalarının zarara dönüşmesine ve hatta daha fazla hava kirliliğine neden oluyor. Bu sebeple ülkelerin elektrik şebekesi ağlarını çevre dostu olacak şekilde yeniden yapılandırmaları gerekiyor. Yakın zamanda ABD’de, daha düşük emisyon yaratan doğal gaz, rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerine geçiş yapılması planlanıyor. Böylece elektrikli araçlar için temiz enerji üretmek daha fazla mümkün hale geliyor.

ÜRETİM VE HAM MADDE SORUNU
Elektrikli araçların üretim süreci, geleneksel araç üretiminde olduğundan daha fazla emisyona neden olabiliyor. Bunun sebebi genellikle, pillerin üretiminde kullanılan ham maddelerin yaklaşık yüzde 40’lık bir emisyon artışına yol açması olarak gösteriliyor.
EV’leri çalıştırmak için çoğunlukla lityum iyon piller kullanılıyor. Lityumu çıkartıp ondan pil üretmek için ise geleneksel araçların üretiminde kullanılanın iki katı kadar su kullanılması gerekiyor. Pil üretiminde kullanılan bir diğer ham madde olan kobalt da çevreye sızabilecek tehlikeli atıklar üreterek hem doğayı hem de madende çalışan ve madenin yakınında yaşayan insanların sağlığını tehdit edebiliyor.

GERİ DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ PİLLER ELEKTRİKLİ ARAÇLAR İÇİN UMUT VAAT EDİYOR
Elektrikli araçlarda kullanılan lityum iyon pillerin geri dönüşüm oranı şu an için yüzde 5 civarında olsa da, bu oranın zamanla artırılabilir olması çevre açısından önemli bir adım olabilir. Elektrikli araçlarda pil kapasitesinin yüzde 80’in altına düşmesi durumunda menzil azalıyor. Bu nedenle geri dönüştürülmüş piller için farklı kullanım alanları aranıyor. Pillerin şebeke depolamasında kullanılması gibi seçenekler üzerinde çalışılıyor.

Ayrıca, elektrikli araç bataryalarının güneş enerjisi için yedek akü olarak da kullanılabileceği öngörülüyor. Bu sayede, geri dönüştürülmüş piller uzun yıllar boyunca farklı amaçlar için kullanılarak hem çevreye duyarlı bir yaklaşım sergilenmiş olacak hem de kaynakların verimli bir şekilde kullanılması sağlanacak. Bataryaların geri dönüşümü, elektrikli araçlar için çözüm olmaya devam ediyor…
Kaynak: Sanayi Gazetesi