Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu
Artık üniversiteler yalnızca eğitim veren yapılar değil; bilginin özgür üretim mekânları, toplumsal adaletin sesi, yeni teknoloji devrimlerinin gerekli kıldığı entelektüel dönüşümün motoru ve insanlığın evrimsel hafızasının fiziksel-siber merkezleri olmak zorundadır. Bu manifesto, geleceğin üniversitesini üç eksende tartışmaktadır: dijital epistemoloji ve yapay zekâ devrimi; 4. ve 5. sanayi devrimleri bağlamında yeni yetenek ekosistemi ve neo-totaliter baskılar karşısında akademik özgürlük. Temel soru şudur: Geleceğin üniversiteleri nasıl olmalıdır ve insanlık bu kurumlarla birlikte nasıl bir uygarlığa dönüşecektir?
1. Dijital epistemoloji: Yapay zekâ çağında bilginin yeniden tanımı
Arama motorlarının yükselişi, üniversitelerin bilginin üretilmesi ve dolaşımdaki merkezi otoritesini zayıflatmıştır. Bilgi artık hiyerarşik değil, ağ-organizasyonludur: üretim ve erişim merkezsizleşmiştir. Dijitalleşme ile kapalı erişim bilgi mimarisi çözülmüş, açık erişim normu güçlenmiştir. Artık bilgiye ulaşmak akademik statüye değil, dijital katılıma bağlıdır. Bu dönüşüm, epistemolojik gücün üniversitelerden algoritmalara kaydığı yeni bir çağ yaratmaktadır. Öğrenme mekân ve zamanın ötesine geçerek “learning is everywhere” anlayışını yerleştirmiş; çevrimiçi platformlar ve dijital kampüsler sayesinde eğitim geniş kitlelere açılmıştır. Öğrenme artık yaşamın belirli bir dönemine sıkışan bir süreç değil, bireyin varoluş biçimidir. Yapay zekâ destekli bu çağda bilginin kendisi de sürekli güncellenen, kolektif-dijital bir organizmaya dönüşmüştür. Öğrenen birey, bilgiyi pasifçe alan değil; algoritmalarla birlikte üreten yeni bir özneye evrilmiştir. Büyük dil modelleri, öğrencilerin kavramsal açıklama, araştırma tasarımı, kodlama ve problem çözme süreçlerinde aktif ortak hâline gelmiş; böylece üniversite eğitiminin ontolojisi yeniden tanımlanmaktadır. Bu dönüşüm üç temel devrim yaratmaktadır:
1. Pedagojik Devrim; Üniversite artık bilginin aktarıldığı değil, üretildiği; öğrencinin tüketici değil üretici olduğu bir ekosisteme dönüşmektedir. Değerlendirme süreçleri sınav merkezli olmaktan çıkıp analitik düşünme, tasarım, proje geliştirme, endüstri iş birliği ve inovasyon kapasitesi üzerinden yürütülmelidir.
2. Etik Devrim; Yapay zekânın yaygınlaşması akademik dürüstlük, fikrî mülkiyet ve bilişsel özerklik kavramlarını yeniden şekillendirmektedir. Üniversitelerin küresel etik normların üretiminde öncü olması gereklidir.
3. Erişilebilirlik Devrimi; AI destekli öğrenme, dil, coğrafya ve gelir eşitsizliklerini azaltarak eğitimde küresel fırsat eşitliğini güçlendirmektedir.
2. Endüstri 4.0 ve 5.0 bağlamında yetenek ekosistemi
Endüstri 4.0 otomasyon ve siber-fiziksel sistemlerle üretimi dönüştürdü; Endüstri 5.0 ise teknolojiyi yeniden insan merkezli hâle getirerek “insan–makine işbirliği”ni temel almıştır. Bu iki devrim, üniversiteleri pedagojik ve kurumsal düzeyde yeniden yapılanmaya zorlamaktadır.
Yeni paradigmanın temel unsurları
- Proje-temelli öğrenme: Öğrenciler bilgi tüketicisi değil çözüm üreticisidir. Üniversite, derslikten çok bir “inovasyon stüdyosu”na dönüşmelidir.
- Çok-disiplinli problem çözümü: Mühendislik, tıp, sosyal bilimler ve sanat, disiplin sınırlarının ötesine odaklanarak, “hangi problemi çözüyorsun?” sorusu etrafında birleşir.
- Endüstriyle kurumsal iş birliği: Üniversite–sanayi ilişkisi staj ve sponsorluk düzeyinin ötesine geçerek ortak Ar-Ge/ tematik inovasyon merkezleri, veri platformları, teknoloji geliştirme/AI laboratuvarları, uygulama atölyeleri ve yetenek geliştirme merkezleri ile kurumsallaşmalıdır.
Bu yeni modelde üniversite, diploma veren bir kurumdan çok; teknolojik dönüşüm kapasitesini, toplumsal faydayı ve entelektüel sermayeyi üreten bir ekosisteme dönüşür. İleri dijital beceriler, sürdürülebilirlik bilinci, çok kültürlülük, gezegensel sorumluluk ve özgür düşünce bir araya geldiğinde üniversite yalnızca ekonomik değil, toplumsal katma değeri de yeniden tanımlar.
3. Üniversite–toplum–ekonomi arasında yeni toplumsal sözleşme
Yükseköğretim birçok ülkede finansal krizler ve politik saldırılar nedeniyle itibarsızlaştırılmaktadır. Oysa üniversiteler, bir toplumun inovasyon kapasitesinin ve sürdürülebilir kalkınma potansiyelinin en kritik altyapısıdır. Bu nedenle yeni toplumsal sözleşme üç ilkeye dayanmalıdır:
1. Ortak değer üretimi; Devlet–üniversite–endüstri üçlüsü rekabet eden aktörler değil, ko-yaratım ortaklarıdır. Ortak inovasyon fonları, teknoparklar, kuluçka merkezleri ve start-up ekosistemleri, bu iş birliğinin temel araçlarıdır.
2. Sürdürülebilir finansman; Üniversiteler öğrenci ücretine dayalı kırılgan modele mahkûm olmamalıdır. Uzun vadeli kamu yatırımları, özel sektör iş birlikleri, yapay zekâ ve teknoloji üretim merkezleri aracılığıyla hibrit bir finansal yapı kurulmalıdır.
3. Bilimsel özgürlük; Üniversitelerin yönetimi, fonlama süreçleri ve akademik kadroları ideolojik müdahaleden bağımsız olmalıdır. Akademik liyakat ve üretim, demokratik toplumun epistemik güvencesidir.
Bu çerçevede yeniçağın yükseköğretim sloganı:
“Üniversiteye yatırım, insanlığın geleceğine yatırımdır.”
4. Akademik özgürlük ve yeni kuşakların direnci
Demokrasideki küresel gerileme, üniversiteleri de hedef hâline getirmektedir. Otoriter popülist rejimler, akademiyi toplumdan kopuk veya “tehdit” olarak göstererek nitelikli üniversite modelinin yerine diplomayı metalaştıran sayısal büyüme modelini teşvik etmektedir. Müfredatın ve kadroların ideolojik kontrol altına alınması, fonların siyasallaşması, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması ve öğrenci etkinliklerinin yasaklanması üniversiteye yönelik yapısal baskılardır. Buna karşın üç tür direniş ortaya çıkmıştır:
1. Kurumsal direniş; Üniversitenin özerkliğini ve akademik özgürlüğünü anayasal ve hukuksal güvence altına alan mekanizmalar.
2. Epistemik direniş; Hakikatin kaynağının politik otorite değil, bilimsel yöntem ve bağımsız akademik denetim olduğunu savunan yaklaşım.
3. Kültürel direniş; Dijital kuşak, demokrasi, özgürlük, sosyal adalet, çevresel duyarlılık ve fırsat eşitliği talepleriyle üniversitenin ahlaki pusulası hâline gelmiştir.
Sonuç: Yeni dalga bilimin ve Post-Hümanist dünyanın eşiğinde üniversite
Yeni Bilim Dalgası, insan-makine yakınsamasını biyolojik ve teknolojik sınırların ötesine taşıyarak insanlığın evrimsel yönünü belirleyen bir çağı başlatmıştır. Yapay zekâ, gen düzenleme, akıllı malzemeler, nanoteknoloji, biyoteknoloji, nöromühendislik, kuantum teknolojileri, süper bilgisayarlar, gelişmiş yazılımlar yalnızca bilimsel ilerleme değil, insanlığın geleceğini şekillendiren güçlere dönüşmüştür. Bu dönüşüm, ölümsüzlük arayışından iklim krizine, enerji optimizasyonundan gezegensel sürdürülebilirliğe kadar tüm temel sorularımızı yeniden tanımlamakta ve çözümlemektedir.
Bu tarihsel kırılma noktasında üniversite artık sadece bilginin koruyucusu değil; bilimin, teknolojinin, özgür düşüncenin, toplumsal eşitliğin, sosyal adaletin, küresel barışın ve gezegenin kurumu olarak insanlığın evrimsel rehberidir. Geleceğin üniversitesi, yapay zekâ ile düşünen, teknolojiyi insanla bütünleştiren, ekonomiyi bilimle dönüştüren, sürdürülebilir kalkınma-sosyal gelişimi sağlayan, çevreyi-doğayı koruyan ve toplumu “Süper Akıllı Toplum” düzeyine taşıyan bir entelektüel ekosistem olacaktır. Bu dönüşüm bir tercih değil; bir varlık koşuludur. Üniversiteler bilimin rehberliğini, teknolojinin kudretini, insanın vicdanını ve gezegenin geleceğini birleştirerek yeni uygarlığın mimarı olacaktır. Bu mücadele yalnızca akademinin değil, insanlığın, adaletin ve barışın geleceğini kurma mücadelesidir.
Kaynak: Sanayi Gazetesi