Aslıhan AYDIN KOŞAR
Global Karma OSB Bölge Müdür Yardımcısı
Savaş sonrası döneme yakından bakıldığında özellikle 1950’ler ve sonrasında eğitim olanaklarının gelişmesi, yasal düzenlemeler ve kadın hareketlerine bağlı olarak kadınlar yalnızca iş gücüne katılan bireyler değil aynı zamanda meslek sahibi, uzman ve yönetici pozisyonlarında yer almaya başlamıştır. Bu noktadan sonra çalışma hayatında kadın emeğinin rolü nitelikli bir değişim göstermiştir. Katharine Graham, 1972 yılında The Washington Post Company’nin ilk kadın CEO’su olarak kadınların çalışma hayatında üst düzey yönetici olarak da yer alacaklarını gösteren ilk adımı atmıştır. Ülkemiz özelinde ise dünya ile aynı paralel gelişimde yer alan kadınlarımızdan 1993 yılında Sayın Tansu Çiller ilk Başbakan, 2004 yılında Sayın Güler Sabancı ise ilk Holding CEO’luğu görevini yürütmüştür.
Son yıllarda tüm alanlarda üst düzey görevlere ulaşan kadınlarımız insan kaynağı niteliği ve kapsayıcılığında yaptıkları büyük değişimlerle tek başına sermaye ve teknolojinin üretim ve toplumsal gelişme için yeterli olmayacağını kanıtlamışlardır. Bu durumu yapılan araştırmalarda desteklemektedir. İş disiplini, ince detay odaklılık ve kalite kontrol süreçlerinde kadın istihdamı yüksek işletmelerin daha rekabetçi olduğunu ve iş verimliliğinin büyük oranda arttığını ortaya koymaktadır. Özellikle iş verimliliğin artırılmasında, zaman yönetimi, süreç geliştirme ve iyileştirme, ergonomi, iş güvenliği ve takım içi iletişim gibi konularda kadın çalışanların katkıları şirket kültürünü daha sürdürülebilir bir yapıya ulaştırmaktadır.
Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) yalnızca üretimin kümelendiği değil, aynı zamanda karar alma, kaynak tahsisi ve sanayi politikalarının uygulamaya dönüştüğü kurumsal yapılardır. Bu nedenle OSB’lerin başarısı, yalnızca firma sayıları ve üretim kapasiteleri ile değil yönetimin vizyoner bakış açısını etkileyen yönetici profiliyle de doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda kadın yöneticilerin OSB ekosistemindeki varlığı, ekonomik verimlilikten kurumsal sürdürülebilirliğe ve dünya ile entegrasyonuna kadar geniş bir etki alanı oluşturmaktadır. OSB yönetiminde kadınlara daha aktif yer veren OSB’lerin ortaya koydukları vizyon ile sanayi bölgesi gelişiminin fark yarattığını, risk yönetimi ve kriz çözme yeteneğinin arttığını, kaynak kullanımda daha reel ve uzun vadeli kararlar aldığını, döngüsel ekonomi, çevre, iş sağlığı ve güvenliği alanında daha yüksek bilince sahip olduklarını son olarak ise kurumsal bağlılığın ve çalışan memnuniyetin yüksek olduğu gözlemlenmektedir. Stratejik karar alma mekanizmalarında kadın yönetici istihdamı zayıf olan OSB’lerin uzun vadeli stratejik sürdürülebilirlik hedeflerinin zayıfladığını, insan odaklı ve sosyal altyapı destekli projelerin geride kaldığını ve kurumsal çeşitlilikten faydalanma oranının düşük olduğunu analiz etmekteyiz.
Yukarı bahsettiğimiz gözlem ve analizlerden anlaşılacağı üzere kadın yöneticilerin olduğu OSB’lerde yalnızca çıktı odaklı üretim kültürü değil, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir kalkınma, süreç kalite ve insan faktörünü merkeze alan bir yapıyı görmekteyiz. Bu yapının yaklaşımını; OSB içi firmalarda daha güçlü iletişim ve iş birliği sağlanmasını, proje ve uygulama paylaşımının artırılmasını, kapsayıcı insan kaynakları politikasının yaygınlaşması olarak sıralayabiliriz. Tüm bu ölçütlere baktığımıza da kadın yöneticilerin OSB’ler de çarpan etkisi yapan bir aktör olduğunu söylemek nicel veriler ışığında ‘’abartı’’ olmamaktadır.
OSB’nin önemli hedeflerden biri de katma değerli üretim ile uluslararası firmalar nezdinde daha cazip hale gelmektir. Bunun için OSB yönetiminde öne çıkan parametreler; şeffaflık ve hesap verilebilirlik, paydaşlar arası etkileşim ile etki ölçümü ve raporlamadır. İşte bu noktada OSB’de kadın yönetici varlığının aktif karar alma mekanizmalarında bulunmasıyla tüm bu parametreleri yukarı taşıdığını görmekteyiz. O halde OSB’ler de kadın yöneticilerin istisnai değil Kurum kültürü olarak var olması için, Bölge ve Yönetim Kurullarında cinsiyet eşitlikçi kriterler getirilmesi, kadın adaylara yönelik üniversiteler ile iş birliği içerisinde programlar hazırlanması gerekmektedir.
Sonuç olarak, Yeni nesil Organize Sanayi Bölgeleri Türkiye’nin sanayi geleceğini şekillendiren stratejik yapılar olacaktır. O halde geleceğin OSB modeli; kadın liderliğini dışlayan değil, onu merkeze alan bir yönetim anlayışıyla inşa edilmek zorundadır. Bu yapıların yönetiminde kadınların yeterince temsil edilmemesi, yalnızca bir eşitlik sorunu değil; kurumsal kapasite ve rekabet gücü kaybıdır. Kadın yöneticilerin OSB yönetiminde etkin rol alması, daha dengeli karar alma süreçleri, daha sürdürülebilir yatırımlar ve daha güçlü bir sanayi ekosistemi anlamına gelmektedir.
‘’Bu yazı Organize Sanayi Bölgeleri özelinde tüm kadın yöneticilere ithafen kaleme alınmıştır… Her birine ayrı ayrı başarı dileklerimle…’’
Kaynak: Sanayi Gazetesi