Kaptanlar Hazırda Bekliyor… Peki Ya Gemiler Nerede?: Geçtiğimiz aylarda Orta Vadeli Program (OVP) ve 12. Kalkınma Planı açıklandı. Belirlenen hedefler ise tüm yerli ve yabancı yatırımcıların ilgisine sunuldu. İki programında ulaşmak istediği temel hedef, Türkiye’nin ekonomik refaha ulaşması ve en nihayetinde ‘kalkınması’ oldu. Peki kalkınmayı nasıl sağlayacağız? Bu hedeflere ve hatta hedeflerin ötesine nasıl geçeriz? Bu soruların cevabı oldukça basit. Fakat biz nedense işi karmaşıklığa sürüklemeyi seviyoruz. Üstüne bir de işi karmaşıklaştırıp içinden çıkılmaz bir durumu kendi ellerimizle oluşturuyoruz. Böylece bir diğer sevdiğimiz olgu olan ‘keşkelerimiz’ ile ikinci yüzyıla adımımızı atıyoruz…
Ekonomi Zincirini Kıracak Tek Anahtar
Şu anki dönemde tamamı zincirlerle çevrili bir kapıymış gibi duran ekonomiyi, tüm bu zincirlerinden arındıracak tek anahtar ‘sanayi, yerli üretim ve buna bağlı ihracat’ hamleleridir. Bu memleketin üretmekten başka bir çıkar yolu olmadığı da apaçık ortada zaten… Eğer söz konusu hedeflere ulaşmak istiyorsak ülkece daha fazla üretmeli ve sanayiye yatırım yapmak zorundayız. Burada da karşımıza iki soru çıkıyor. Birincisi yeteri kadar yatırımcı var mı? İkincisi ise bu yatırımlar nereye yapılacak? İlk sorunun cevabı “Evet yeteri kadar yatırımcı var”. Hatta belki de Türkiye’nin kalkınma yolundaki en büyük şansı bu diyebilirim. Fakat burada kastettiğim durum yatırımcıların sayısı değil, onlarda bulunan üretim iştahıdır. Yatırımcı sayısını çeşitli teşvikler vererek veya bazı vergilerden muaf tutarak artırabilirsiniz. Fakat üretim iştahını bir ülkeye bu kadar kolay kazandıramazsınız. Ancak zor olduğu kadar da kolay bir şekilde bu iştahı kaybettirebilirsiniz. İşte tam bu noktada ikinci sorunun cevabı önemli. Çünkü sanayicinin o üretim iştihanı kabartabilecek bir yer, maalesef Türkiye’de yok.
Üretim İştahı Ya Yitirilse
Bahsettiğim durum yatırım yapılacak arazinin altyapı ve lojistik bakımdan avantajları değil, direkt olarak bu alanın hiç bulunmuyor olması… Türkiye’nin toplam alanı içerisinde sanayi alanlarının payı sadece yüzde 0,4 seviyelerinde… Peki, hal böyleyken sanayicinin üretim konusunda oldukça iştahlı olması ne işe yarayacak? Gemisiz bir kaptan ne işe yarıyorsa tam olarak o işe yarayacak. Gemisiz diyorum çünkü o dümene geçmeye hevesli çok sayıda ‘kaptan’ var. Fakat dümen ortada yok! Eğer böyle devam ederse o dümeni tutacak sanayicileri de bulamayabiliriz… Ne var ki ülke sanayicisi bu noktada oldukça sabırlı. Büyük çoğunluğu yatırımlarını yurt dışına kaydırmayı tercih etmiyor. Ön planda her zaman Türkiye’nin geleceğini tutarak sabırla üretmeyi sürdürüyor. Fakat günün sonunda yatırımını yapabileceği bir yer bulamayan üreticiler mecburen başka arayışlara girecektir. İşte bu senaryoda Türkiye’nin tüm hedeflerini yer bir eden ikinci yüzyılını bir çıkmaza sürükleyen en kötü senaryolardan…
Keşke Dememek İçin Harekete Geçilmeli
Bu çıkmaza karşılık olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hedeflediği çözüme geçmeden önce dünyada bu rakamların ne durumda olduğuna bakalım. Örneklem olarak iki ülkeyi ele alıyorum. İlki tartışmasız sanayileşme ve mühendislik alanında bir dünya devi olan Almanya, diğeri ise yüzölçümü olarak Türkiye’nin yarısından daha az bir yere sahip olan İtalya. Dünya devi Almanya’nın sanayi alanları yaklaşık olarak yüzde 4 civarlarında bulunuyor. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından büyük bir enkazla karşı karşıya kalan ülke, bu enkazdan kuruluş yolunu sanayileşme olarak gördü ve bu alanda koşar adımlarla ilerledi. Bir genelleme vardır Almanya için “Yıllarca patates yediler” diye… Durum gerçekten böyle olmasa da buna yakın zorlu bir süreçte ilerleyerek, bugün tüm dünya tarafından sanayisine imrenilerek bakılan bir dev haline geldi. Bunu da sahip olduğu alanlarını sanayiye ayırarak, katı kurallar ve doğru teşviklerle başardı.
Türkiye Neden İlk 10’da Olmasın
Peki ya İtalya? Birçoğumuzun aklına sanayi denilince Almanya gelir. Hatta halk arasındaki lügatımızda “Alman Malı Kalitesi” diye bir söylemde vardır. Fakat İtalya’dan -işin içerisinde olan kimseler hariç- bir haberizdir. Ancak devler ligine yakıştıramadığımız İtalya, yaklaşık yüzde 3 olan sanayi alanıyla Nominal Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) sıralamasında ilk 10’da yer alıyor. İtalya bile Türkiye’nin yarısından daha az bir yüzölçümü ile bu başarıyı yakalayabiliyorsa Türkiye neden yakalayamasın? Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan da, bu sorunun ilk aşaması olan yeni sanayi alanlarıyla ilgili, “2028’e geldiğimizde sanayi alanlarını iki katına çıkaracağız” demişti. 10 yıllık süreç içerisindeki temel hedef ise yüzde 1’e çıkarılması yönünde… Bu oranın yeterli mi yetersiz mi olduğu konusu başlı başına ayrı bir tartışma konusu. Fakat ikinci yüzyıla başlarken enflasyonun düşürülmesi, dövizin dengede tutulması ve hepsinin temel amacı olan bir kalkınma gerçekleştirilmek isteniyorsa ‘keşke demeden’ bir an önce harekete geçilmesi şart…