Alpaslan Hun ATAOĞLU
1962 yılından bugüne Bakanlıkça 371 adet OSB’ye sicil verilerek tüzel kişilik kazandırılmış ve bugün üretimin % 45’i OSB lerde gerçekleşir hale gelmiş kısacası ülkemiz OSB konusunda hatırı sayılır ciddi bir tecrübeye sahip. Buna rağmen son 2 yıldır Sanayi Yatırımlarının ertelenmesinin ve Konkordato sayısındaki artışın esas sebebi, (hepimizin aklında sıraladığı finansmana ulaşımın zorlaşması maliyet artışı kur baskısı gibi unsurların dışında) Dönüşümün her OSB’ye her fabrikaya her YK & YKB nına yansımamış olmasından kaynaklı olabilir mi?
Değişim ile Dönüşüm farkını kişisel olarak kavrayan ve hayatında uygulamayı başaran Kurucu, Lider ve Yöneticiler konu Kurum bazında Dönüşmek olduğunda aynı başarıyı gösterebiliyor mu?
Neyi Nasıl dönüştüreceğiz? Öncelik hangisinde?
Digital Dönüşüm mü yoksa Yeşil Dönüşüm mü?
Ekonomik Dönüşüm ya da Yapısal dönüşüm mü?
Hekim edasıyla bir kez daha tekrar etmiş olacağım ama “Önce teşhis doğru olacak sonra da tedavi yöntemi doğru olacak “ve elbette süreç boyunca reçeteye tam kadro riayet edilecek…
Bu reçete son derece “ACI REÇETE” olsa bile..
İş Dünyasında basına yansıyan kurumsal dönüşüm hikayesi örnekleri gözünüze çarpmıştır ve o an dönüşüm sürecine dair her ne varsa kendi şirketimize uygulamayı konuşmak dile kolay gelir… gelir gelmesine de aynı ölçüde başında bulunduğumuz sisteme bu dönüşümü (özellikle de Siyasi, Ekonomik ve Çevresel koşulların etkisinden bertaraf olarak) uygulamak mümkün mü?
Havaların güzel olmasını mı, baharın gelmesini mi, şartların dört dörtlük olduğu günleri mi bekleyeceğiz?
Başarılı Türk CEO’nun dönüşüm hikayesini örnek vererek yeni yıla ilk adımları atalım..
Kazandığı prim milyonlarca şirket hissesi bugünlerde basına yansıyınca haber değeri yükseldi fakat bizi ilgilendiren tarafı ise batma tehlikesi yaşayan Rolls Royce’un başına getirilen Türk CEO Tufan Erginbilgiç’ in bir devi uçurumun kenarından alıp zarardan kâra geçirmesi bizlere örnek olacaktır diye düşünüyorum. İşte acı reçeteli ama sonu BAŞARILI DÖNÜŞÜM HİKAYESİ..
Sağlam köklü bir eğitim sonrasında Mobil, BP ve Tüpraş gibi devlerde edindiği saha deneyimi ve yönetişim tecrübesi olan profesyonel yaklaşımı aslında dönüşümü doğru anlamasına ve yukarıdan aşağıya tavandan tabana yayabilme becerisini geliştirmesine yansımış olmalı ki batma korkusuyla yüzleşen dünya devi markanın 1 Ocak 2023’te dümenine geçerek 2 yılda ayağa kaldırabilmiş. Grubun Londra merkezinde verdiği röportajda kendisi bunu aynen şöyle aktarıyor:
“Şirkette TAM ÖLÇEKLİ DÖNÜŞÜM gerçekleştirmeyi hedeflediğini aslında sorunların Covid-19’la ilgili olmadığını söylemişti. Bazıları sorunların Covid ile ilgili olduğunu düşünüyor. Aslında ben 10 yıl öncesine gittim. Bu Covid ile ilgili değildi. Bu şirket bir süredir zorluklar yaşıyordu. Vizyonumuz; Yüksek performanslı, rekabetçi, dayanıklı ve büyüyen bir şirket yaratmak. Rolls-Royce’un hiçbir zaman bu özelliklere sahip olmadığını söyleyebilirim” ifadelerine yer vermişti. (Mevcut teşhislerle işi yok ve derinlemesine on yılı analiz ve yeniden teşhis)
İkinci aşamada eski çalıştığı kurum olan BP’den iş arkadaşını Rolls-Royce’a atamış. Yani benzer zihin yapısında olan kendisi gibi dönüşüm tecrübesine sahip yöneticileri transfer etmiş. Dönüşüme direnenlere bunu anlatmakla, öğretmekle ya da ikna etmekle zaman harcamamış.
Dönüşüm Hedefleri için; İşletme sermayesinin azaltılması, verimliliğin artırılması ve ticari şartların optimize edilmesi dahil olmak üzere yedi iyileştirme alanı belirlemiş.
Rolls-Royce’un ticari havacılık bölümü, savunma birimi ve güç sistemleri işini yönetecek yeni yöneticiler atamış. Ayrıca BP’den yeni bir finans direktörü getirmiş. Ayrıca yüksek performanslı, rekabetçi, dayanıklı ve büyüyen bir Rolls-Royce yaratmaya yönelik çok yıllık dönüşüm yolculuğunun bir başka adımı olarak dünya çapında 2 bin 500 ‘e yakın verimsiz çalışanı işten çıkarmış.
Rolls-Royce CEO’su olduktan sonra, eski petrol şirketi yöneticisi olarak bu alandaki felaketlere gönderme yaparak devraldığı şirketi “YANAN BİR PLATFORM” olarak niteleyen CEO Tufan Erginbilgiç kısa sürede yanan platformu kurtarmayı başarmış. Can çekişen sanayi ikonunu *düşük performans gösteren varlıkları satarak, kâr potansiyeli şüpheli alanlara enerji harcanmasından vazgeçerek, istihdamı azaltarak* yükseğe taşımayı başarmış.
Son yıllarda havlu atanlarımızın önceki yıllara oranla sayıca artacağı öngörüsünü Temmuz 2024’de burada yazdığımda çoğu okuyucuya abartılı gelmişti. Haklı çıkma çabası ya da kehanet değildi aslında o gün yazdığım satırlar… ETY yani Eğitilmiş Tahmin Yeteneğinde başka bir şey değildi. Çünkü vaktiyle dönüşmez sadece değişimlerle yaraya pansuman yaparsak gün gelir ampütasyon kaçınılmaz olursa DÖNÜŞÜM de o gün bilinçli bir seçim değil ZORUNLULUK haline gelir. O vakitte Nakit Akışı bozulan, İtibar Yönetimi zedelenen şirket küçülmeyi de sağlıklı yürütemez hale gelir, havlu atılır, toplu işten çıkarmalar haber oluverir.
Dönüşmek için illa ki batma noktasına gelmek gerekmiyor. Yolda bazı değişimler yaparak sorunlardan bir süre uzak kalabilirsiniz. Sistem gayet iyi işliyor görünür. Halbuki değişim geçicidir, kalıcı olan DÖNÜŞMEKTİR. Makbul olanı da zorunlu hale gelmiş dönüşüm değil akıllıca vaktiyle bilinçle dönüştürmektir.
Lakin tanımı doğru yapılmayan yanlış anlaşılan ve yanlış uygulanan hatta çoğu kez yarım kalan değişim & dönüşüm programları hangi ölçekte kimin nasıl uyguladığıyla doğrudan ilişkilidir.
İlk olarak bilinmesi ve kabul edilmesi gereken şey; Dönüşüm sürecini şirketin geçmişine özüne kurucusuna aslına ihanet olarak algılanmaktan vazgeçmektir. Aksi halde Dönüşüm Süreçleri sabotaja açıktır. Fırtına ortasında adım atılan değişime dönüşüme ne her kaptan dayanabilir ne de her gemi..
371 OSB ‘de 70 bine yakın Fabrikada 2,7 milyonu geçen istihdamıyla Ülkemizin güçlü kası olan ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ katkısıyla tüm zamanların İhracat rekorunu kırdığımız 2025 yılı her birimiz adına tam bir gurur kaynağıdır.
Demem o ki son 2 yılda zorlanan şirketlerde Tam Ölçekli Dönüşüm sağlayabilecek Üst Kademe Yönetici transferleri teşvik edilse, Başarılı Dönüşümler kopyalansa belki de dönüşüm ivmesi tahminlerden fazla artacak ve başarılı sonuçlar doğuracaktır.
Kaçınılmaz hale gelmeden yol yakınken 2026’da DÖNÜŞÜME adım atmaya var mısınız?
Kaynak: Sanayi Gazetesi