OSB’lerde Yeni Rekabet Alanı: Lojistik Altyapı Değil, Lojistik Zekâ

Organize Sanayi Bölgeleri uzun yıllardır sanayi üretiminin mekânsal omurgasını oluşturmaktadır. Elektrik, su, yol, arsa ve çevresel altyapı yatırımları, sanayicinin üretime odaklanabilmesi için vazgeçilmez bir zemin sağlamaktadır. Ancak küresel sanayi rekabetinin geldiği noktada, bu altyapı unsurlarının artık ayırt edici bir üstünlük üretmediği görülmektedir. Birçok ülkede sanayi bölgeleri benzer fiziksel imkânlara sahiptir. Bu nedenle rekabet, altyapının varlığından çok, altyapının nasıl yönetildiği sorusu etrafında şekillenmektedir.

Dr. Cihan YALÇIN, SRG Mühendislik Danışmanlık Ltd Şti, Kurucu Genel Müdür

Son yıllarda uluslararası sanayi kümelenmesi ve tedarik zinciri çalışmalarında dikkat çeken ortak bir bulgu bulunmaktadır: Belirli bir altyapı eşiği aşıldıktan sonra, üretim ve ihracat performansını belirleyen ana unsur lojistik kapasite değil, lojistik zekâdır. Lojistik zekâ; taşıma yapmak, depo inşa etmek ya da yol genişletmekten ziyade, zamanın, bilginin ve koordinasyonun etkin biçimde yönetilmesi anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle mesele “daha çok kamyon” değil, “daha doğru zamanda, daha doğru karar” üretebilmektir.

Dünyadaki sanayi bölgelerinde lojistiğe bakışın bu yönde evrildiği görülmektedir. Liman çevresinde gelişen sanayi kümelerinde yapılan çalışmalar, altyapı kapasitesinin belli bir seviyeye ulaştıktan sonra rekabet avantajının; firmalar arası eşgüdüm, güven, veri paylaşımı ve ortak planlama mekanizmalarıyla oluştuğunu göstermektedir. Aynı fiziksel koşullara sahip bölgeler arasında dahi, lojistik süreçleri birlikte yöneten ve kararlarını veriye dayandıran bölgelerin daha hızlı ve esnek çalıştığı ortaya konmaktadır. Bu yaklaşımda lojistik, tek tek firmaların çözmeye çalıştığı bir operasyon değil, küme düzeyinde yönetilen bir yetkinlik olarak ele alınmaktadır.

Bu çerçevede lojistik zekâ, üç temel bileşen üzerinden tanımlanmaktadır. Birincisi görünürlüktür. Sanayi bölgesi içinde yük hareketlerinin, kapı giriş-çıkışlarının, depo doluluklarının ve sevkiyat yoğunluklarının izlenebilir olması, belirsizliği azaltmaktadır. İkincisi öngörüdür. Geçmiş verilerden yararlanarak yoğunluk, gecikme ve darboğazların önceden tahmin edilebilmesi, plansız beklemelerin önüne geçmektedir. Üçüncüsü ise koordinasyondur. Firmaların birbirinden bağımsız hareket etmesi yerine, belirli ortak kurallar ve platformlar üzerinden senkronize olması, toplam zaman ve maliyet kaybını düşürmektedir.

Dünya örneklerinde lojistik zekânın genellikle dijital platformlar aracılığıyla hayata geçirildiği görülmektedir. Ancak bu platformlar, bir lojistik firmasının sunduğu ticari hizmetler olarak değil, sanayi bölgesi yönetiminin kolaylaştırıcı rolü çerçevesinde kurgulanmaktadır. Amaç, firmaların yerine karar almak değil; firmaların daha hızlı ve daha doğru karar alabilmesini sağlayacak bir bilgi ve koordinasyon altyapısı oluşturmaktır. Randevulu kapı sistemleri, ortak yoğunluk göstergeleri, taşıma ve park alanlarının dinamik yönlendirilmesi gibi uygulamalar bu yaklaşımın somut örnekleridir.

Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir husus bulunmaktadır. Lojistik zekâ, tek seferlik bir teknoloji yatırımı değildir. Aksine, her gün değişen talep, sipariş, ihracat ve tedarik koşullarına uyum sağlayabilen sürekli bir karar destek mekanizmasıdır. Bu nedenle dünyadaki birçok sanayi bölgesinde “mükemmel plan” üretmekten çok, değişen koşullara hızla uyum sağlayan ve her gün biraz daha iyileşen sistemler tercih edilmektedir. Bu yaklaşım, karmaşık lojistik problemleri tek bir doğruyla çözmeye çalışmak yerine, makul ve uygulanabilir çözümlere hızlı biçimde ulaşmayı hedeflemektedir.

Türkiye’deki OSB’ler açısından bakıldığında, lojistik alanındaki temel sorunların önemli bir kısmının fiziksel yetersizlikten değil, koordinasyon ve zaman yönetimi eksikliğinden kaynaklandığı görülmektedir. Aynı OSB içinde yer alan firmaların farklı saatlerde yoğunlaşması, kapı önlerinde oluşan kuyruklar, plansız sevkiyatlar ve ihracat süreçlerindeki beklemeler, üretim maliyetlerini artırmaktadır. Bu durum çoğu zaman “lojistik pahalı” şeklinde ifade edilmekte; oysa asıl maliyet, kaybedilen zaman ve belirsizliktir.

Lojistik zekâ yaklaşımı, OSB yönetimleri için yeni bir rol alanı tanımlamaktadır. Bu rol, yatırımcıdan ek ücret talep eden ya da firmaların yerine iş yapan bir yapı değil; ortak veri dili oluşturan, süreçleri şeffaflaştıran ve firmalar arasında güvene dayalı koordinasyonu teşvik eden bir çerçeve sunmaktadır. Bu çerçevede OSB’lerin; asgari veri standartlarını belirlemesi, ortak performans göstergeleri üretmesi ve firmaların karar alma süresini kısaltacak bilgi altyapılarını geliştirmesi mümkün görünmektedir.

Sonuç olarak, küresel sanayi rekabetinde lojistik artık yalnızca bir destek faaliyeti değil, stratejik bir rekabet alanıdır. Bu rekabet, daha fazla altyapı yatırımıyla değil, daha akıllı yönetimle kazanılmaktadır. Organize Sanayi Bölgeleri, sahip oldukları kurumsal yapı ve ortak hareket etme kapasitesi sayesinde, lojistik zekânın en uygun uygulama alanlarından biridir. Zamanın en değerli kaynak haline geldiği günümüzde, OSB’lerin sunduğu rekabet avantajı; betonla değil, bilgiyle ve koordinasyonla şekillenmektedir. Bu bakış açısının benimsenmesi hem sanayicinin günlük operasyonlarını kolaylaştıracak hem de Türkiye’nin ihracat odaklı büyüme hedeflerine somut katkı sağlayacaktır.

Kaynak: Sanayi Gazetesi

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one × one =