Post dijital dönem: Yapay zekâ ile yeni ufuklar

Yapay zekâ çalışmalarında çığır açan devrim niteliğinde yeni dönüşümler yaşanmaya başlamıştır. Yapay zekâ, tüm endüstrilerde giderek daha önemli bir rol oynamakta ve çok farklı şekillerde etkisini göstermektedir. Dünya genelinde bu alanda rekabet çok şiddetlidir. Artificial Intelligence Index Report’a göre (2024) küresel liderler ABD ve Çin, yapay zekâ yatırımları ve patentleri konusunda karşılaştırıldığında yapay zekâ patentlerinin çoğunluğu Çin’e (%61,1) aittir ve açık ara Amerika Birleşik Devletleri’nin (%20,9) önündedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapay zekâ patent payı, 2010 yılında %54,1 iken ciddi bir düşüş göstermiştir.

Yapay zekâ uygulamaları sıradan bir hale geldiğinde, yani post dijital dönem yoğun bir şekilde yaşanmaya başladığında, insan ve makine arasındaki sınırlar değişecek, tartışmalı ve tehlikeli kabul edilen konular yıldan yıla farklılaşacak. Yapay zekâ her yerde olacak, bireylerin kimlik algısını ve hatta bilinçlerini dramatik bir şekilde etkileyecek. Yapay zekâ sistemleri bizi kendimizden daha iyi bilecek. Bu durum “zekâ” hegemonilerinden türeyen kurallara dayalı bir düzenden, yapay zekâ ve derin öğrenme kurallarına dayalı farklı bir “zihniyet” dünyasına geçiş yapmamızı sağlayacak gibi görünüyor.

2030’larda ve 2040’larda sanayide yapay zekâ hegemonyası neleri değiştirecek?

IMF’in yapmış olduğu çalışmalarda yapay zekâ, özellikle işgücü piyasaları alanında küresel ekonomiyi yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Gelişmiş ekonomiler, yapay zekanın avantajlarını ve dezavantajlarını, büyük ölçüde bilişsel yoğunluklu rollere odaklanan istihdam yapıları nedeniyle, gelişmekte olan piyasa ve gelişmekte olan ekonomilerden daha erken deneyimleyecektir. Gelişmiş ekonomiler ve gelişmekte olan piyasa ekonomileri, düzenleyici çerçeveleri güncellemeye ve iş gücünün yeniden tahsisini desteklemeye odaklanmalı, olumsuz etkilenenleri korumalıdır. Gelişmekte olan piyasa ve gelişmekte olan ekonomiler ise dijital altyapının ve dijital becerilerin geliştirilmesine öncelik vermelidir.

Yapay zekada öncü rol için küresel bir rekabet yaşanıyor ve imalat sanayi bu yarışta önemli bir oyuncu olarak yerini almış durumdadır. Sektörlere göre 2030’da yapay zekanın; sağlık sektöründe 5.1 trilyon dolar, imalat sektöründe 4 trilyon dolar, finans sektöründe 2.1 trilyon dolar, perakende sektöründe 2 trilyon dolar ve enerji sektöründe ise 1.7 trilyon dolarlık küresel ekonomik etki yaratacağı beklenmektedir. 2030 ve 2040’larda sanayinin ulusal ve uluslararası rekabet gücü, giderek artan bir şekilde yapay zekâ yetkinliği, uygulamaları ve deneyimi ile tanımlanacak.

McKinsey’e göre AI kullanan şirketler üretim verimliliği, üretkenlik sağlamış, maliyet tasarrufu ve gelir artışı yaşamıştır; makine arıza sürelerinde %30-50 azalma, iş gücü verimliliğinde %15-30 artış, işlem hacminde %10-30 iyileşme, kaliteyle ilgili maliyetlerde %10-20 azalma, talep tahmin doğruluğunda %10-20 oranında artış, bu da envanter maliyetlerinde %5 azalmaya ve gelirlerde yaklaşık %2-3 artışa yol açmıştır.

Yapay zekanın gelişimi ERP, PLM, MES, MOM, APS, EAM ve CRM gibi önemli operasyonel yazılım uygulamalarının işletilmesini giderek daha fazla güçlendirecek. 2040’larda robotik sistemler giderek daha fazla yapay zeka tarafından yönlendirilecek; otonom işbirlikçi robotlar, gelişmiş yapay zeka algoritmaları, gerçek zamanlı veri analitiği, kendini onaran sistemler, 5G ve uç bilişim, dokunsal teknolojiler, sürü robotik, blokzincir tabanlı güvenlik, adaptif kontrol sistemleri gibi inovasyonlarla şekilleneceği beklenmektedir.

Accenture, 2035 yılına kadar AI’nın yıllık küresel ekonomik büyüme oranlarını iki katına çıkarabileceğini öngörüyor. AI, bu büyümeyi üç önemli şekilde yönlendirecek. Birincisi, yenilikçi teknolojilerin iş gücü verimliliğinde %40’a kadar güçlü bir artışa yol açacak olması. İkincisi, “akıllı otomasyon” olarak tanımlanan, sorunları çözebilen ve kendi kendine öğrenebilen yeni bir sanal iş gücü yaratacak olması. Üçüncüsü, Yapay zekanın farklı sektörleri etkileyerek yeni gelir akışları yaratarak fayda sağlayacak olması.

PricewaterhouseCoopers (PwC) tarafından yapılan bir çalışmada da AI’nın hızlanan gelişimi ve benimsenmesi sonucunda 2030 yılına kadar küresel GSYİH’nın %14’e kadar (15,7 trilyon ABD doları eşdeğeri) artabileceğini tahmin ediyor ve bir sonraki dijital devrim dalgasının ortaya çıkacağını öngörüyor. PwC, AI’nın küresel ekonomi üzerindeki etkisinin iki ana kanal üzerinde olacağını öngörüyor. Birincisi, AI’nın rutin görevlerin otomasyonu temelinde kısa vadede verimlilik kazanımlarına yol açmasıdır, bu durumun da imalat ve ulaşım gibi sermaye yoğun sektörleri etkilemesinin muhtemel olduğudur. Süreç, robotlar ve otonom araçlar gibi teknolojilerin genişletilmiş kullanımını içerecektir. İşletmelerin mevcut iş gücünü AI teknolojileriyle desteklemesi ve yardımcı olması nedeniyle verimlilik de artacaktır. Bu, iş gücünün görevlerini daha iyi ve verimli bir şekilde yerine getirmesini sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda daha uyarıcı ve daha yüksek katma değerli faaliyetlere odaklanmasına olanak tanıyarak zaman kazandıracaktır. Otomasyon, iş gücü girdisi ihtiyacını kısmen ortadan kaldıracak ve genel olarak verimlilik kazanımlarına yol açacaktır. İkinci kanal, kişiselleştirilmiş ve daha yüksek kaliteli yapay zekâ destekli ürün ve hizmetlerin sunulması daha da önemli hale gelecektir; çünkü bu durum, tüketici talebini artırarak bunun sonucunda daha fazla veri üretilmesine yol açacaktır.

Üretim sektörünün, yapay zekanın gelecek yıllarda fabrikaların ve tesislerin nasıl yönetileceğini nasıl şekillendirebileceğini, iş gücü yapılandırmasını nasıl etkileyeceğini, yapay zekanın kullanımının hangi alanlarda avantajlar sağlayabileceğini ve bu teknolojinin potansiyelini gerçekleştirmek için hangi zorluklarla yüzleşilmesi ve üstesinden gelinmesi gerektiğini görmesi, bilmesi ve strateji geliştirmesi oldukça önemlidir.

Türkiye, küresel rekabette konumunu iyileştirme ve yapay zekayı ekonomisi ve sanayisi için faydalı bir yola yönlendirme potansiyeline sahiptir. Bunu başarmak için öncelikle güçlü yönlerini kullanması ve kamu-özel sektör kaynaklarını en etkili şekilde birleştirilmesini sağlayacak ortak bir strateji üzerinde anlaşması gerekmektedir.

Sanayimizin yapay zekâ ile ilgili uzun vadeli bir vizyon oluşturması, dijital altyapının güçlendirilmesi için önceliklerin belirlenmesi, özellikle tüm dünyada büyük bir sorun olan yetenekli çalışan geliştirilmesi, işgücü piyasası üzerinde geniş kapsamlı sonuçlar doğurabileceğini unutmamak gerekiyor. Yapay zekâ konusunda ayrıcalıklı bir plan hazırlayarak AR-GE faaliyetlerinin finansal ve teknik açıdan desteklenmesi, özel sektör ve devletin çok sıkı iş birliği içinde olması ve teknoloji üreten mi yoksa üretileni satın alan mı konumunda olacağını netleştirmesi gerekmektedir.

Kaynak: Sanayi Gazetesi