Dr. Cihan YALÇIN, SRG Mühendislik Danışmanlık Ltd Şti, Kurucu Genel Müdür
Uluslararası deneyimler, teknolojik dönüşümün önündeki en büyük engelin teknik yetersizlikten çok uygulama kapasitesi olduğunu ortaya koymaktadır. Bazı Afrika ülkelerinde madencilik ve ağır sanayi alanında yürütülen dijital dönüşüm projeleri, bu duruma çarpıcı örnekler sunmaktadır. İleri seviye sensörler, izleme sistemleri ve otomasyon çözümleri kurulmasına rağmen, bu sistemlerin önemli bir kısmı ya atıl kalmakta ya da sınırlı biçimde kullanılmaktadır. İncelemeler, başarısızlığın nedenini donanım eksikliğinde değil; çalışanların sisteme uyum sağlayamamasında, organizasyonel direncin aşılamamasında ve dönüşümün insan boyutunun yeterince tasarlanmamış olmasında bulmaktadır.
Benzer bir tablo, Asya’da sanayileşmesini hızla sürdüren ülkelerde de gözlemlenmektedir. Örneğin Malezya’da Endüstri 5.0 çerçevesinde yürütülen çalışmalarda, teknoloji yatırımlarının tek başına yeterli olmadığı açık biçimde tartışılmaktadır. Büyük ve kurumsallaşmış firmaların yeni sistemlere görece daha hızlı uyum sağladığı; küçük ve orta ölçekli işletmelerin ise aynı hızda dönüşemediği görülmektedir. Bu durum, teknolojik dönüşümün kendi içinde yeni eşitsizlikler üretebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla sanayi politikalarının yalnızca teknoloji yaygınlaştırmayı değil, kapsayıcı uygulama modelleri geliştirmeyi de hedeflemesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Avrupa’da ise sanayi dönüşümüne daha farklı bir pencereden yaklaşıldığı görülmektedir. Bazı sanayi bölgelerinde teknoloji yatırımlarının başarısı, satın alınan sistemlerin niteliğiyle değil; bu sistemlerin üretim süreçlerine ne ölçüde entegre edilebildiğiyle ölçülmektedir. Bu bölgelerde sanayi yönetimleri, firmaların yeni teknolojileri denemesi için ortak test alanları, pilot üretim hatları ve paylaşımlı öğrenme ortamları oluşturmaktadır. Amaç, firmaların dönüşüm sürecindeki risklerini azaltmak ve öğrenme maliyetini bireysel olmaktan çıkarıp kolektif hâle getirmektir.
Bu örnekler, sanayide yeni teknoloji paradigmasının temel özelliğini açıkça ortaya koymaktadır. Yeni paradigma, teknolojiyi merkeze alan değil; insanı, organizasyonu ve yönetişimi merkeze alan bir yaklaşıma dayanmaktadır. Yapay zekâ ve otomasyon sistemleri, insanı ikame eden unsurlar olarak değil; insan kararlarını destekleyen ve daha anlamlı hâle getiren araçlar olarak konumlandırılmaktadır. Operasyonel detaylar giderek makineler tarafından yönetilirken, insan odağı tasarım, denetim ve sürekli iyileştirme süreçlerine kaymaktadır.
Bu dönüşümün başarıyla yönetilebilmesi için sanayi ekosisteminde yeni rollerin tanımlanması gerekmektedir. Bu noktada Organize Sanayi Bölgeleri kritik bir konuma sahiptir. OSB’ler bugüne kadar ağırlıklı olarak fiziki altyapı sağlayıcısı olarak konumlanmıştır. Oysa yeni teknoloji paradigması, OSB’leri uygulama kapasitesi geliştiren platformlar olarak yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Ortak eğitim programları, paylaşımlı deneme alanları, insan-merkezli tasarım süreçlerini destekleyen mekanizmalar ve dönüşüm sürecinde firmalara rehberlik eden yapılar, bu yeni rolün temel bileşenleridir.
Türkiye açısından bakıldığında, teknolojiye erişim konusunda önemli bir mesafe kat edildiği söylenebilir. Teşvik mekanizmaları, yatırım destekleri ve proje çağrıları sanayi dönüşümünü hızlandırmayı amaçlamaktadır. Ancak sahadaki deneyimler, bazı yatırımların beklenen verimlilik artışını sağlayamadığını göstermektedir. Bu durum, sorunun teknoloji eksikliğinden çok uygulama mimarisinde aranması gerektiğine işaret etmektedir. Teknoloji yatırımı ile insan kaynağı, organizasyon yapısı ve karar süreçleri arasında yeterli uyum sağlanamadığında, dönüşüm yüzeysel kalmaktadır.
Dünya örneklerinden çıkarılabilecek en önemli ders şudur: Sanayide rekabet gücü, artık “ne aldığın” değil, “nasıl uyguladığın” üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle sanayi politikalarının ve OSB stratejilerinin, teknoloji kadar uygulama süreçlerine de odaklanması gerekmektedir. İnsan-merkezli dönüşüm modelleri, sürekli öğrenme mekanizmaları ve kolektif uygulama alanları bu yaklaşımın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Sonuç olarak, sanayide yeni teknoloji paradigması, makinelerin daha akıllı hâle gelmesinden ibaret değildir. Asıl dönüşüm, teknolojinin insanla, organizasyonla ve yönetişimle kurduğu ilişkinin yeniden tanımlanmasında yatmaktadır. Malezya’dan Afrika’ya, Avrupa’daki sanayi bölgelerinden yükselen ortak mesaj nettir: Sorun makinede değil, uygulamadadır. Bu gerçeği erken kavrayan ve uygulama kapasitesini güçlendiren sanayi ekosistemleri, yalnızca bugünün değil, geleceğin rekabetinde de öne çıkacaktır.
Kaynak: Haber Merkezi