Reklam

Kocaeli-Belediyesi

Türkiye akıllı cihaz ihracatında yeni bir kategori açtı

İbrahim BERBER

Swayfish Teknoloji A.Ş. – CEO

 

SwayFish Teknoloji A.Ş., Ekim 2024'te kurulmuş bir teknoloji girişimi. Merkezimiz Gebze Marmara Teknokent Ar-Ge ve İnovasyon Binası'nda içerisindedir. Üretim ve Ar-Ge tesisimiz ise TÜBİTAK MAM Serbest Bölgesi'nde konumlanıyor. Lykyn markamız altında akıllı mantar ve mikroyeşil yetiştirme cihazı geliştiriyoruz. Cihazımız 29 farklı mantar türünü ve mikroyeşilleri uygulama kontrollü olarak, günlük bakım gerektirmeden ev ortamında yetiştirmeye imkân veriyor. Bu kategoride dünya pazarında şu an tek tam otomatik tüketici ürünüyüz. Ürün Kaliforniya'da tasarlandı, Türkiye'de üretiliyor ve bugün ABD ve Avrupa'ya ihraç ediliyor. 2025 yılında ABD ve Dubai'de iki uluslararası inovasyon ödülü kazanarak milli teknoloji kapsamında yerli mühendisler ile ürün ve yazılım geliştiriyoruz.

 

Ülkemizin yeşil dönüşüm çalışmalarında öncü bir girişim olarak endüstriye neler önerirsiniz?

Yeşil dönüşümü sadece fabrikaların kurumsal karbon ayak izi raporunu hazırlama olarak görürsek eksik kalacağız.

Gerçek dönüşüm, tüketiciyi üreticiye çeviren ürünlerle olmaktadır. Endüstrimize üç somut önerim var:

  • Kaynak verimliliği tasarımın ilk gününden düşünülmeli. Bizim cihazımız son derece düşük enerji tüketiyor; bir LED ampul seviyesinde. Ama belki daha önemlisi, ultrasonik atomizasyon teknolojisi sayesinde suyu optimum kullanıyor; damla damla değil, milimetrik ölçüde. Yeşil dönüşüm ürün piyasaya çıktıktan sonra eklenmez, kuluçka aşamasında kararlaştırılır.
  • Fason üretim yerine kendi markalı ve D2C ihracat. Bizim bilinçli tercihimiz, akıllı tarım ürününü doğrudan tüketiciye ulaştıran D2C modelini kurmak oldu. Türkiye'nin üretim kabiliyeti zaten dünya sınıfında; eksiğimiz kendi markalı teknoloji ürünüyle küresel pazarda yer almak. "Made in Türkiye" etiketinin beyaz eşyanın ötesinde, akıllı cihaz kategorisinde de görünür olmasını hedefledik.
  • Dağıtılmış üretim modelleri desteklenmeli. Tüketicinin evinde ürettiği her gıda; nakliyeden, paketlemeden, soğuk zincirden kaçınılan bir kilovattır. Endüstri yalnızca merkezi ölçeği değil, bu döngüsel modelleri de cesaretle finanse etmelidir.

 

-Tarım ve Gıda alanında ülkemizde ne tür çalışmalar ile katma değerli ürünler

daha hızlı geliştirilebilir?

Türkiye hammadde ülkesi olmaktan, teknoloji destekli gıda üreticisi olmaya geçmek zorundadır. Üç alanda hızlanmamız gerekiyor:

  • AgriTech ve IoT birleşimi. Sensörler, yapay zeka destekli karar mekanizmaları seradan eve kadar her ölçeğe giriyor. Biz bunu ev ölçeğinde yaptık; aynı yaklaşım dikey tarım, fide üretimi ve fonksiyonel gıda alanlarında çok daha büyük ölçeklere taşınabilir.
  • Fonksiyonel ve niş ürünlere yöneliş. Lion's Mane, Reishi gibi mantarlar dünyada fonksiyonel gıda olarak yüksek fiyata satılıyor. Türkiye'nin gen havuzu, iklimi ve coğrafi çeşitliliği bu ürünler için doğal bir laboratuvar niteliğinde. Emtia yerine kimlikli ürün üretmeliyiz.
  • Disiplinler arası Ar-Ge teşviki. Donanım, yazılım ve biyolojiyi bir arada yapan girişimler klasik teşvik yapılarına sığmıyor. AgriTech girişimlerine özel, çok disiplinli bir teşvik modeli Türkiye'yi beş yılda farklı bir yere taşıyacağı ön görüyorum. Tarım ve gıda alanını yazılım ile geliştirerek ileri teknoloji ürün- hizmetler geliştirmeliyiz.

SwayFish Teknoloji'yi kurarken hangi ihtiyacı gördünüz ve bugün şirketi hangi vizyonla büyütüyorsunuz?

Modern şehir insanının doğayla bağı neredeyse kopmuş durumda. Gıdamızın nereden geldiğini, ne zaman hasat edildiğini, hangi koşullarda üretildiğini artık bilmiyoruz. SwayFish'i kurarken cevap aradığımız soru basitti: İnsanın kendi gıdasını üretmesini teknolojiyle tekrar erişilebilir kılabilir miyiz? Bu soruya verdiğimiz ilk yanıt Lykyn oldu. İki yıllık Ar-Ge sürecinin ardından Vizyonumuzu tek cümleyle özetliyorum: insanları akıllı tasarım yoluyla doğayla yeniden buluşturmak. Lykyn bu yolda yalnızca ilk ürün. Hayalimiz çok daha büyük; tarım alanında ülkemizi ileri taşıyacak, ev tipi tarımı yaygınlaştıracak projeler geliştirmek. Kullanıcının ürettiği gıdayla duygusal bir bağ kurduğu, hiç tarım bilmeyen bir bireyin bile çiftçi haline gelebildiği, kendine yetebildiği bir yapı hayal ediyoruz. Savaş, pandemi, tedarik zinciri krizi gibi olağanüstü koşullarda bile insanın evinde kendi gıdasını üretebilmesi artık romantik bir fikir değil; stratejik bir gerekliliktir.  İki uluslararası ödül, bu vizyonun ulaşılabilir olduğunu bize gösterdi.

Yapay zekâ ve teknoloji çok hızlı değişiyor; sizce önümüzdeki 3 yılda sektörde en büyük dönüşüm ne olacak?

Benim düşünceme göre, yapay zekânın asıl dönüşümü chatbotlarda değil, fiziksel ürünlerin içine gömülmesinde olacaktır.  Bugün cihazları biz programlıyoruz; üç yıl sonra cihazlar kullanıcıdan, ortamdan ve sensör verisinden kendi kendine öğrenecek. Bizim örneğimizde kullanıcı bugün mantar türünü seçiyor, cihaz programı uyguluyor. Önümüzdeki sürümlerde cihaz, hangi türün o ortamda nasıl davrandığını öğrenip parametreleri kendi kendine optimize edecek. İkinci büyük değişim, küçük ekiplerin büyük şirket işleri yapabilmesi olacaktır.  Yapay zekâ artık bir tasarımcı, mühendis, pazarlamacı ve operasyon ekibi kadar üretken. Türkiye gibi nitelikli insan gücü yüksek bir ülke için bu tarihi bir fırsat. On kişilik bir ekip, beş yıl öncesinin iki yüz kişilik şirketine denk iş çıkarabilecektir. Üçüncüsü, tarım ve gıdanın yapay zekâdan en çok fayda sağlayacak sektörlerden biri olması. Verim tahmini, hastalık tespiti, tür optimizasyonu ve lojistik planlama birer yapay zekâ problemi ve cevapları hızla olgunlaşıyor. Bu dönüşümü Türk sanayisinin kaçırmaması gerekiyor.

Gençlere ve teknoloji alanında kariyer yapmak isteyenlere vermek istediğiniz en önemli tavsiye nedir?

Üç tavsiye verebilirim: Birincisi, teknolojiye değil, bir probleme âşık olunmalıdır. Yapay zekâ, blockchain, kuantum; bunlar araçtır. Kalıcı ve anlamlı kariyer, çözmek istediğiniz bir problemden doğar; peşinde koştuğunuz trendden değil. İkincisi, uçtan uca iş yapılması gerekiyor. Sadece kod yazan değil; müşteriyle konuşan, üretim hatası tespit eden, tedarikçiyle pazarlık eden, ürünü tek başına sahiplenen profesyonel olunmalıdır. Türkiye sanayisinin bugün en çok ihtiyacı olan profil budur. Üçüncüsü, Türkiye'den dünyaya satmayı hedef koyun. Biz Kaliforniya'da tasarlanıp Gebze'de, Marmara Teknokent'te üretilmiş bir ürünü bugün ABD ve Avrupa'ya ihraç ediyoruz. On yıl önce bu son derece zordu; bugün gerçekten mümkün. "Türkiye için ürün geliştiriyorum" değil, "dünya için ürün geliştiriyorum, üretimi Türkiye'de" diye düşünün. Fark bu cümlede gizli.

Kaynak: Haber Merkezi