İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde kurulacak Türkiye’nin ilk Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı; küçük modüler reaktörlerden yapay zekâ destekli nükleer sistemlere kadar birçok stratejik alanda yerli teknoloji üretimini hedefliyor. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, projenin Türkiye’nin enerji bağımsızlığı ve Milli Teknoloji Hamlesi açısından kritik bir eşik olduğunu söyledi.
Sevgi PİLGİ
Türkiye’nin nükleer enerji alanındaki teknoloji geliştirme kapasitesini artıracak önemli bir adım İstanbul Teknik Üniversitesi’nde atılıyor. İTÜ çatısı altında kurulacak Türkiye’nin ilk Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı, yalnızca enerji üretimine değil; araştırma, mühendislik, yerli teknoloji geliştirme ve nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine de odaklanacak. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, özellikle küçük modüler reaktörler (SMR) alanında yürütülecek çalışmaların Türkiye’yi nükleer teknolojilerde geliştiren ve yön veren ülkeler arasına taşıyacağını belirtti.
Türkiye’nin nükleer enerji yolculuğunda İTÜ çatısı altında kurulacak olan bu teknopark, sadece bir kampüs projesi değil, milli bir teknoloji hamlesinin merkez üssü niteliğinde.
İTÜ bünyesinde kurulacak olan Türkiye’nin ilk Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı’nı; Türkiye’nin enerji bağımsızlığı, teknoloji geliştirme kapasitesi ve stratejik yetkinlik alanları açısından önemli bir eşik olarak gördüklerini söyleyen Prof. Dr. Hasan Mandal, “Türkiye, Akkuyu ile nükleer enerji kulvarına girerken; İTÜ Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı ile bu teknolojinin araştırma, mühendislik ve bilgi üretme tarafında güçlü bir kapasite oluşturmayı hedefliyor. Nükleer teknoparkın özellikle Küçük Modüler Reaktörler (SMR) tasarımına odaklanması, büyük ölçekli sistemlere kıyasla daha esnek, ölçeklenebilir ve yüksek yerlilik oranına sahip çözümler geliştirilmesini mümkün kılacaktır. Küçük modüler reaktörler küresel ölçekte yeni nesil enerji sistemlerinin merkezinde yer alırken, bu alanda geliştirilen bilgi ve teknoloji kapasitesi ülkelerin rekabet gücünü doğrudan belirleyen unsurlar arasında bulunuyor” ifadelerine yer verdi.
TEKNOLOJİYİ KULLANAN DEĞİL, GELİŞTİREN İTÜ
Nükleer Teknopark’ın, Milli Teknoloji Hamlesi’nin yüksek katma değerli üretim, nitelikli insan kaynağı ve ileri teknoloji geliştirme hedefleriyle doğrudan örtüştüğünü vurgulayan Prof. Dr. Hasan Mandal, “İTÜ, nükleer teknolojiler alanında Türkiye’de insan kaynağının, araştırma altyapısının ve akademik birikimin ilk adreslenme noktalarından biri olmuştur. Nükleer Teknopark, Türkiye’nin 2053 net-sıfır emisyon hedeflerine ulaşmasında temiz enerji üretimi ve karbon azaltımı açısından kritik bir araştırma ve geliştirme zemini oluşturacaktır. Nükleer alanda yürütülecek Ar-Ge çalışmaları; malzeme bilimi, yapay zekâ, radyasyon güvenliği ve sensör teknolojileri gibi alanlarda da çarpan etkisi oluşturarak geniş bir teknoloji ekosistemi oluşturma potansiyeline sahip. Nükleer teknoparkın kurulması ve bu ekosistemin oluşturulması, 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde yer alan “Yerli Modüler Nükleer Reaktör Geliştirme” hedefiyle doğrudan örtüşmektedir. Bu bağlamda İTÜ olarak; teknolojiyi kullanan değil, geliştiren, tasarlayan ve yön veren bir kapasite oluşturmayı stratejik bir sorumluluk alanı olarak değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.
STRATEJİK BİR ALAN
İTÜ’nün Türkiye’nin ilk nükleer teknoparkına ev sahipliği yapacak kurum olarak seçilmesinde, bünyesindeki İTÜ TRIGA Mark II Eğitim ve Araştırma Reaktörü ve beraberindeki köklü laboratuvar altyapısının temel rol oynadığını dile getiren Mandal, Reaktör hakkında şu bilgileri paylaştı: “İTÜ’nün TRIGA MARK II reaktöründen gelen köklü deneyimi ile özel sektörün çevik üretim kültürünün birleşmesi, bilginin hızla uygulamaya dönüşmesini sağlayacaktır. Bu yaklaşım, teori ile uygulama arasındaki dönüşümü hızlandırırken; akademik bilgi birikiminin doğrudan teknoloji geliştirme süreçlerine aktarılmasını mümkün kılmaktadır. 1979’dan beri aktif olarak çalışan bu reaktör, Türkiye’de üniversite bünyesinde bulunan ve işletme lisansına sahip tek araştırma reaktörüdür. Nükleer teknoparkta faaliyet gösterecek firmalara projelerini simülasyonların ötesine taşıyarak gerçek ortamda test etme imkânı sunulabilecektir. İTÜ Enerji Enstitüsü ise uzun yıllardır nükleer mühendis ve uzman yetiştiren köklü bir yapı olarak nitelikli insan kaynağının gelişiminde kritik rol üstlenecektir. İTÜ’nün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile uzun yıllardır sürdürdüğü iş birlikleri ve uluslararası standartlara uygun araştırma altyapısı, nükleer teknopark bünyesinde yürütülecek çalışmaların küresel ölçekte kabul gören bir araştırma ortamında ilerlemesini destekleyecektir.”
DİSİPLİNLİ BİR MERKEZ NİTELİĞİ TAŞIYACAK
Nükleer enerjinin devlet politikası olarak desteklendiğini hatırlatan Mandal, “Özellikle yerli üretim kapasitesinin artırılması ve yerel nükleer tedarik zincirinin geliştirilmesi yönünde önemli destek mekanizmaları oluşturulmakta. Nükleer teknopark; yüksek teknolojili, sürdürülebilir, güvenli ve barışçıl amaçlarla kullanılabilir yerli çözümler geliştirilmesini sağlayacak çok disiplinli bir merkez niteliği taşıyacak. Hedefimiz; kullanıcı ve uygulayıcı bir ülke konumundan, geliştiren, tasarlayan ve küresel ölçekte yön verebilen bir kapasiteye geçişi hızlandırmak. Bu kapsamda fisyon teknolojilerinin yanı sıra füzyon gibi geleceğin enerji teknolojilerine yönelik araştırma kapasitesini de stratejik bir öncelik olarak değerlendiriyoruz. Akademi, kamu, sanayi ve girişimcilik ekosistemini birlikte üretme ve öğrenme (Co-creation) yaklaşımıyla aynı üretim zemini üzerinde buluştururken; farklı disiplinlerin birbirini beslediği sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemi oluşturmayı hedefliyoruz. Nükleer teknopark; Ar-Ge, inovasyon, teknoloji geliştirme ve ticarileştirme süreçlerini; nitelikli insan kaynağı yetiştirme, kamu-üniversite-sanayi iş birliği ve uluslararası platformlarla entegrasyon yaklaşımıyla birlikte ele alan rekabetçi bir merkez olacak” cümlelerine yer verdi.
Mandal, üniversitenin malzeme bilimi ve metalurji alanındaki birikiminin; Türkiye’nin nükleer malzeme standartlarının, test ve sertifikasyon altyapısının geliştirilmesi ile bileşenler için yerli üretim kabiliyetinin oluşturulması açısından önemli katkılar sunacağını ifade etti.
2030 vizyonu çerçevesinde tasarlanan nükleer teknoparkın; nükleer teknolojilerin sağlık, eğitim, malzeme geliştirme, tarım ve uzay araştırmaları gibi farklı alanlarda uygulanmasına katkı sağlayacağını vurgulayan Mandal, “İTÜ TRIGA MARK II Eğitim ve Araştırma Reaktörü; tıp, tarım ve sanayi alanlarında kullanılan radyoizotopların deneysel üretimi konusunda önemli bir bilgi birikimine sahiptir. Bu deneyim; nükleer tıp, radyasyonla sterilizasyon ve tahribatsız muayene gibi alanlarda yeni uygulamaların gelişmesini destekleyecektir. Bu yönüyle nükleer teknopark; farklı sektörlerde bilgi transferi sağlayan, teknoloji geliştiren ve etki oluşturan çok katmanlı bir yapı olarak konumlanacak” dedi.
SEKTÖR TEMSİLCİLERİYLE BİRLİKTE ÇALIŞMA İMKÂNI
Öğrencilerin; mükemmeliyet merkezleri, lisansüstü eğitim programları ve Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen ‘Nükleer Mühendislik’ Yenilikçi Yandal Programı aracılığıyla doğrudan bu ekosistemin bir parçası olacağını vurgulayan Mandal, “Öğrenciler aynı zamanda araştırma projelerinde bursiyer olarak görev alma, laboratuvar altyapılarını kullanma ve sektör temsilcileriyle birlikte çalışma imkânı bulacak. Birlikte Öğrenme (Co-creation) Laboratuvarlarımız aracılığıyla akademisyenleri, araştırmacıları, öğrencileri ve sektör paydaşlarını ortak problem alanlarında buluşturan; bilgi üretimini uygulama, yenilik ve etkiye dönüştüren bütünleşik bir iş birliği modeli oluşturuyoruz. Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz yapının sürdürülebilirliği açısından güçlü bir zemin oluşturmaktadır. Bu yapı sayesinde nükleer teknopark; akademik bilgi birikiminden beslenen, tabandan gelişen ve sürdürülebilir üretim kapasitesini destekleyen güçlü bir inovasyon ekosistemi niteliği kazanacak” cümlelerini kullandı.
Kaynak: Haber Merkezi




