Teknoloji/AR-GE, Sermaye, Emek, Bilimsel Eğitim/Kaliteli Yükseköğretim ve Hukuk. Bu unsurlar, sermaye birikimi, ekonomik verimlilik, teknolojik ilerleme, inovasyon-girişimcilik, ekonomik stratejik sektörel büyüme, işgücü piyasalarının-sosyal gelişimin şekillenmesi, sürdürülebilir kalkınma, fırsat eşitliği ve adil paylaşımda kritik rol oynamakta ve her biri kendine özgü bir işlev üstlenmektedir. NOT: EKONOMİYİ FİNANS/PARA VE MALİYE POLİTİKALARINDAN İBARET ZANNEDEN MATEMATİKÇİ-FİNANSÇI VEYA MÜHENDİSLİKTEN DEVŞİRME EKONOMİSTLER, ELİ SOPALI-SOPASIZ HER KONUDAN ANLAYAN TELEVİZYON PROFİLLERİ YUKARIDAKİ TANIMLADIĞIMIZ EKONOMİ GERÇEĞİNİ BİLMEZLER…
1. Teknoloji: Teknoloji, ekonomik büyümenin önemli bir itici gücüdür çünkü verimliliği artırır. Teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler, aynı miktarda emek ve sermaye ile daha fazla mal ve hizmet üretilmesini sağlayabilmektedir. Bu, genellikle toplam faktör verimliliği (TFV) olarak adlandırılır ve girdilerin ne kadar verimli kullanıldığını ölçer. Örneğin, otomasyonun, dijitalleşmenin özellikle yapay zekanın gelişmesi, üretim maliyetlerini önemli ölçüde azaltmakta ve sektör genelinde verimliliği artırmaktadır.
2. Sermaye: Sermaye, üretimde kullanılan fiziksel varlıkları (makineler, binalar ve altyapı gibi) ve finansal kaynakları ifade eder. Sermaye, çalışanlara görevlerini yerine getirmeleri için daha iyi araçlar ve kaynaklar sağlayarak emek verimliliğini artırır. Daha fazla sermaye, yatırım daha büyük bir üretim kapasitesi ve verimlilik sağlar. Bu bağlamda, KOBİ sayısındaki artış, değer yaratan ara üretim/yan sanayi, tedarik zincirlerinin oluşumu, katma değer yaratan yeni ekonomik sektörler ve hiç kuşkusuz yeni, yükselen sermaye birikim modeli olan beşeri sermaye yani entelektüel sermaye ve yüksek nitelikli insan gücüne dayalı kalkınma ön plana çıkmaktadır.
Sermayenin belirli ellerde, gruplarda toplanması sadece büyük sermayenin, holdinglerin desteklenmesi yerine sermayenin demokratikleşmesini ve tabana yayılmasını sağlayan girişimciliğin ve startup’ların özellikle kamusal alan tarafından desteklenmesi önem arz etmektedir. Dolayısıyla, sermaye birikimi bir ülkenin üretimini artırmanın temelidir ve sermayenin yaptığı yatırımlar—ister yerli ister yabancı olsun—sürekli ekonomik büyüme için kritik öneme sahiptir.
3.Hukuk; Ekonomide en önemli faktörlerden birisi HUKUK-ADALET ve bağımsız yargıdır. Ekonomide güven hukuk ile tesis edilir. Burada ifade edilen sadece rekabet hukuku, finansal regülasyonlar değildir. Genel Hukuk sistemi, adaletin tesisi ve demokrasi üzerine oluşan bir güven kaybı yatırımcıda doğrudan ekonomik güvensizlik yaratır, güven kaybı olan bir ekonomi asla başarılı olamaz. Hukuk demek aslında ekmek demektir. Bu nedenle başarısız bir ekonomiden sadece ekonomi yönetimi değil adalet bakanlığı ve sosyal adaleti sağlaması gereken çalışma bakanlığı da sorumludur.
4. Emek/İş gücü piyasaları: Emek, üretime katkıda bulunan insan çabasıdır, en kutsal katkıdır. Bu hem fiziksel hem de entelektüel olabilir. Emek miktarı ve niteliği, ekonomik çıktının anahtarıdır. Bu bağlamda, en önemli bilimsel referans Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileridir, sosyal politikaların emeğin lehinde düzenlemesi, sosyal güvenliğin, iş yasaları, iş sağlığı-iş güvencesinin yani sosyal devletin regülasyonlarının üretimdeki emek faktörünün verimliliğini doğrudan etkilemektedir. Bilim-Teknoloji çağında 1.Sanayi Devriminin unsuru olan vasıfsız-yarı vasıflı, teknik eleman insan gücü profilinin yerini Endüstri 4.0-5.0 Sanayi Devrimlerinin ruhuna uygun çok yüksek nitelikli insan kaynağı almaktadır. Günümüz acımasız rekabet dünyasında entelektüel ve yüksek nitelikli insan kaynağı üretim faktörleri açısından en kritik rolü oynamaktadır.
5. Bilimsel Eğitim/STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik)-Kaliteli Yükseköğretim yapısının olmadığı bir toplumda ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleşememesinin temel nedeni, bu alanların hem bireysel hem de toplumsal kalkınmanın yapı taşlarını oluşturmasıdır. Bilimsel eğitim, bireylerin eleştirel düşünme, problem çözme ve yenilik yapma becerilerini geliştirirken, STEM disiplinleri modern teknolojilerin üretimi ve verimli kullanımını sağlar. Kaliteli yükseköğretimin açılımı ise; Üniversitelerin diploma üretme misyonunun ötesine geçerek AR-GE ve inovasyona odaklanmaları, sanayi ile işbirliği içinde yeniden yapılanmalarıdır. Yeni sermaye birikim modeli olan entelektüel sermayeyi-nitelikli insan kaynağını, girişimcileri yetiştirmesi ve bunun için gerekli eko-sistemi üniversite içinde kurmasıdır. Üniversitelerin gerçek vizyonu bilimi teknolojiye, teknolojinin ise üretime/markaya dönüşmesini sağlamak olmalıdır. Sosyal Bilimlerin bu süreçteki rolü ise laf salatası yapmak değil işsizlik, göç, küresel ısınma, yoksulluk, eğitim-yetenek gelişimi, kadına-çocuğa şiddet, beslenme, dezavantajlı grupların sosyal dışlanması gibi sosyal sorunlara çözüm üretmektir. Unutmayalım ki; Üniversiteler yeni sermaye birikim modelinin lokomotifidir.
Ekonomik kalkınmanın itici gücü olan sanayi, teknoloji ve yenilikler, doğrudan STEM eğitimine dayalıdır. STEM eğitimi olmadan, bir toplum küresel rekabet ortamında geri kalır, inovasyon yeteneği azalır ve yüksek katma değerli ürün ve hizmetler üretemez. Bu da ekonomik durgunluğa, düşük verimliliğe ve işsizlik oranlarının artmasına yol açar.
Sosyal ilerleme de STEM eğitiminin sunduğu araçlarla yakından ilişkilidir. Eğitim, sağlık, çevre ve altyapı gibi temel toplumsal hizmetlerin gelişimi, bilimsel bilgi ve teknolojik uygulamalarla mümkündür. STEM eğitimi almayan bir toplum, iklim değişikliği, sağlık sorunları veya altyapı problemleri gibi çağın büyük zorluklarına karşı çözüm üretemez.
Sonuç olarak, bilimsel eğitim ve STEM, bir toplumun hem ekonomik kalkınmasının hem de sosyal refahının temelini oluşturur. Bu alanlardaki eksiklik, toplumu yalnızca dışa bağımlı hale getirmekle kalmaz, aynı zamanda inovasyon ve sürdürülebilir kalkınma potansiyelini de ciddi biçimde sınırlar.
STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) eğitimi, özellikle Asya, Avrupa ve İskandinavya ülkelerinde büyük başarıyla uygulanmaktadır. Örneğin, Güney Kore, STEM eğitimine yaptığı yatırımlar sayesinde teknoloji alanında dünya liderlerinden biri haline gelmiştir. Finlandiya, eğitim sisteminin güçlü yönleri arasında STEM alanlarını vurgulayarak öğrencilerin analitik ve problem çözme becerilerini geliştirmektedir. Almanya ve Japonya ise mesleki eğitim ve STEM entegrasyonu ile güçlü bir mühendislik altyapısı oluşturmuş, bu sayede sanayi sektöründe küresel rekabette öncü olmuştur.
STEM eğitimi, yüksek yetenekli insan gücü yetiştirilmesinde ve teknolojik ilerlemenin sağlanmasında kilit bir rol oynamaktadır. Bu eğitim modeli, öğrencilere eleştirel düşünme, yenilikçilik ve karmaşık problemleri çözme becerileri kazandırarak, onları geleceğin bilgi-dijital teknoloji ve yapay zeka tabanlı inovasyon-girişimcilik ekonomisinde başarılı olmaları için donatır. Teknolojik ilerleme, bu insan kaynağının ortaya koyduğu yenilikçi çözümler ve ürünlerle hızlanmakta, bu da ekonomik ve sosyal kalkınmayı tetiklemektedir. Dolayısıyla, STEM eğitimi ile çok yüksek yetenekli iş gücü ve teknolojik gelişme arasında güçlü bir korelasyon bulunmaktadır; bu durum, ülkelerin küresel rekabet gücünü artırarak sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı desteklemektedir.
Gençleri istihdamın veya MESLEKİ/TEKNİK/TEKNOLOJİK VE ‘SOFT SKILL’ (Entelektüel sosyal-kültürel-sanat-spor-etik donanım) eğitimin dışında olan bir toplumun ekonomik-teknolojik-sosyal kalkınması ve kültürel gelişimi mümkün değildir
ABD’nin yapay zeka teknolojileri geliştirme ve yapay zeka yatırımlarında diğer ülkelere kıyasla açık ara önde olmasının birkaç temel nedeni vardır:
- Araştırma ve Geliştirme Ekosistemi: ABD, dünya çapında tanınmış üniversiteler, araştırma laboratuvarları ve teknoloji şirketlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu kurumlar, yapay zeka araştırmaları ve yeniliklerinde öncü konumdadır.
- Yatırım ve Sermaye: ABD, teknoloji girişimlerine büyük miktarda sermaye yatıran risk sermayesi şirketlerinin yoğun olduğu bir ülkedir. Yapay zeka projeleri, bu yatırımlardan önemli ölçüde faydalanmaktadır.
- Yetenek Havuzu: ABD, dünya genelinden yetenekli bilim insanları, mühendisler ve yazılımcıları kendine çeken bir ülkedir. Bu yetenekli bireyler, yapay zeka alanındaki ilerlemelerde kritik rol oynamaktadır.
- Özel Sektörün Katkısı: Google, Amazon, Microsoft ve OpenAI gibi büyük Amerikan şirketleri, yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesinde ve ticarileştirilmesinde öncüdür. Bu şirketler, geniş kaynakları ve yenilikçi yaklaşımlarıyla yapay zeka alanında liderlik yapmaktadır.
- Devlet Desteği ve Politikalar: ABD hükümeti, yapay zeka araştırmalarına ve inovasyonuna önemli yatırımlar yapmakta ve stratejik destek sağlamaktadır. Bu da uzun vadeli rekabet gücünü artırmaktadır.
Yapay zeka ile ilgili sektörlere yapılan yatırımlar açısından ABD, yaklaşık 300 milyar dolarlık yatırımıyla dünyada hala lider konumda bulunuyor. Bunu 91 milyar dolarla Çin, 45 milyar dolarla Avrupa Birliği ve 21 milyar dolarla Birleşik Krallık takip ediyor. Yapay zeka pazarının 2030 yılına kadar 738,8 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
YAPAY ZEKA TÜRLERİ
- Yapay genel zeka (AGI), geniş bir yelpazedeki alanlarda öğrenme, bilgi uygulama ve görevleri çözme yeteneğine sahip olan varsayımsal bir yapay zeka biçimidir.
- Bilgisayarla görme (Computer vision), görsel girdileri (video ve görüntüler) kullanır ve yorumlayarak bilgi çıkarır.
- Uzman sistemler, kurallara dayalı olup, insan karar alma süreçlerini taklit etmek için girdi verilerine kurallara dayalı mantık uygulayarak bir karara varmak üzere tasarlanmıştır.
- Üretken yapay zeka modelleri (Generative AI), eğitildikleri verilerin kalıplarına dayanarak yeni çok modlu içerikler oluşturabilir.
- Makine öğrenimi algoritmaları (Machine learning), geçmiş verilerden öğrenir ve gelecekteki sonuçları tahmin ederek sorunları çözer.
- Doğal dil işleme (Natural language processing), doğal konuşma kalıplarını tanır ve bu kalıpları kullanarak komutlara yanıt verir ve görevleri yerine getirir.
Dijital teknoloji ve Yapay Zeka devrimi hiç kuşkusuz iş gücü piyasalarında köklü dönüşüme neden olmaktadır. 2050 itibariyle mevcut yetkinliklerin veya mesleklerin %50’sinin yerini STEM eğitimi ağırlıklı yetenek ve mesleklerin alacağı varsayılmaktadır. Dolayısıyla, ulusal-milli eğitimde STEM bazlı bir eğitime geçmeyen ülkelerin yeni bilim dalgasını-teknolojik ilerlemeyi ve sanayi devrimlerini kısacası sürdürülebilir kalkınmayı yakalaması ve küresel rekabette var olması mümkün görünmemektedir.
Diğer taraftan, küresel rekabetin temelinde baş döndürücü bir hızla yaşanan endüstriyel transformasyon yaşanmaktadır. Konvensiyonel sektörlerden dijital kapitalizme doğru olan bu değişimin lokomotifinde bilimsel milli eğitim ve kaliteli üniversitelere sahip yükseköğretim sistemi vardır. ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Çin, İsviçre, Kanada, Japonya, Singapur, Güney Kore gibi ülkelerin dünya üniversiteler sıralamasında ilk 200 üniversite içinde birden fazla üniversitelerinin yer alması ile bu ülkelerin dünyaya yön veren küresel şirketlere/markalara sahip olması arasında doğrusal bir ilişki söz konusudur.
Özetle; EKONOMİ bilimdir, ekonomi hukuk ve sosyal adalettir, ekonomi bilimsel eğitim/kaliteli yükseköğretimdir, ekonomi çok iyi eğitimli-nitelikli insan kaynağıdır, kamuda-özel sektörde liyakatın esas olmasıdır, ekonomi sanayidir-işletmelerdir, entelektüel sermayedir, ekonomi ileri teknoloji, AR-GE-İnovasyon, yeşil dönüşüm ve yapay zekadır, EKONOMİ VİCDANDIR, AHLAKTIR, İNSAN VE ÇEVRECİ OLMAKTIR.
Kaynak: Sanayi Gazetesi