Reklam

Kocaeli-Belediyesi

Atık Konteynerinin Yanındaki Değerler, Aslında Çöp Değil!

Yakup ATEŞ
Çevre Mühendisi

Kentlerimiz büyüyor, tüketim alışkanlıklarımız değişiyor ve buna bağlı olarak ortaya çıkan atıkların niteliği de her geçen gün çeşitleniyor. Bugün özellikle büyükşehirlerde ve yoğun nüfuslu merkez ilçelerde sıkça karşılaştığımız bir görüntü var: Atık konteynerlerinin yanında bırakılmış eski koltuklar, masalar, sandalyeler, dolaplar ve diğer mobilyalar…

Bu görüntüyü çoğu zaman yalnızca bir çevre kirliliği veya kent estetiği sorunu olarak değerlendiriyoruz. Oysa konuya biraz daha farklı bir açıdan baktığımızda, konteynerin yanında duran eski bir mobilyanın aslında önemli bir kaynak potansiyeli taşıdığını görebiliriz.

Çünkü kullanım ömrünü tamamlayan her mobilya, doğrudan “çöp” değildir.

Bir çevre mühendisi olarak atık yönetiminde en temel sorulardan birinin “Bu atığı nasıl ortadan kaldırırız?” değil, “Bu malzemeyi nasıl yeniden değerlendirebiliriz?” olması gerektiğine inanıyorum.

Bugün kullanım dışı kalan bir masa, belki küçük bir bakım ve onarım işlemiyle yeniden kullanılabilir. Eski bir sandalye yenilenebilir. Bir dolabın bazı parçaları farklı bir üründe değerlendirilebilir. Kullanılamayacak durumda olan bir mobilyanın ise ahşap, metal, plastik, cam veya diğer bileşenleri ayrıştırılarak geri kazanılabilir.

Yani bir mobilyanın kullanım ömrünün sona ermesi, içerisindeki tüm malzemelerin değerini kaybettiği anlamına gelmez.

Önce yeniden kullanım, sonra geri kazanım

Atık yönetiminde artık yalnızca “topla ve bertaraf et” anlayışının yeterli olmadığı bir dönemdeyiz. Kaynakların giderek azaldığı, enerji maliyetlerinin arttığı ve iklim değişikliğinin etkilerinin daha fazla hissedildiği günümüzde her malzemeyi mümkün olduğunca ekonomiye geri kazandırmak zorundayız.

Bu noktada mobilya atıkları önemli bir fırsat sunuyor.

Atık hiyerarşisinin temel yaklaşımı bize şunu söylüyor: Önceliğimiz atığın oluşmasını önlemek olmalı. Bu mümkün değilse ürünün ömrünü uzatmalı, yeniden kullanmalı, onarmalı, malzemelerini geri kazanmalı ve ancak bundan sonra diğer seçenekleri değerlendirmeliyiz.

Dolayısıyla eski bir mobilya için ilk akla gelen çözüm “çöp” olmamalıdır.

Her atık çöp değildir

Mobilyaların önemli bir bölümü birden fazla malzemeyi bünyesinde barındırıyor. Ahşap, metal, plastik, cam, tekstil ve farklı kompozit malzemeler aynı ürün içerisinde bir arada bulunabiliyor.

Bu ürünler kontrolsüz şekilde diğer atıklarla karıştırıldığında, aslında geri kazanılabilecek malzemelerin de değerini kaybetmesine neden oluyoruz.

Örneğin bir mobilyanın metal aksamı geri kazanılabilirken, ahşap kısmı farklı bir değerlendirme sürecine konu olabilir. Uygun özellikteki bazı ahşap fraksiyonları ise ilgili teknik şartlar ve çevre mevzuatı çerçevesinde enerji geri kazanım süreçlerinde değerlendirilebilir.

Burada önemli olan nokta şudur: Her malzemenin doğru yöntemle yönetilmesi gerekir.

Döngüsel ekonomi bizim için bir seçenek değil, zorunluluk

Dünya artık “üret, kullan ve at” modelinden uzaklaşmaya çalışıyor. Bunun yerine ürünlerin ve malzemelerin mümkün olduğunca uzun süre ekonomide tutulduğu döngüsel ekonomi yaklaşımı öne çıkıyor.

Mobilya atıkları da bu yaklaşımın önemli bir parçası olabilir.

Bir mobilyanın yeniden kullanılması, yeni bir ürünün üretimi için gerekli ham madde ve enerjinin azaltılması anlamına gelir. Onarılması, ürünün kullanım ömrünün uzatılması demektir. Parçalarının geri kazanılması ise yeni kaynakların tüketilmesinin önüne geçebilir.

Bu nedenle atık yönetimine yalnızca temizlik hizmeti olarak bakmamak gerekir. Atık yönetimi aynı zamanda kaynak yönetimidir.

Sanayicinin beklediği de aslında tam olarak bu

Döngüsel ekonomi yalnızca çevre mühendislerinin, çevre politikalarının veya atık yönetimi çalışmalarının konusu değildir. Aynı zamanda sanayinin, üretimin ve ekonominin de geleceğidir.

Ülkemizde sanayicinin beklediği de aslında tam olarak budur: Daha az maliyetle, daha verimli ve sürdürülebilir üretim.

Bir ürünün üretiminde işlenmemiş, sıfır bir hammadde kullanmak yerine; daha önce kullanılmış ancak uygun yöntemlerle toplanmış, ayrıştırılmış ve geri dönüştürülmüş atıklardan elde edilen ikincil hammaddelerin kullanılması, birçok durumda hem ekonomik hem de çevresel açıdan önemli avantajlar sağlayabilir.

Burada atığı yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir unsur olarak değil, üretim sürecine yeniden kazandırılabilecek bir hammadde kaynağı olarak görmek gerekiyor.

Sanayici açısından bakıldığında konu oldukça nettir. Üretim maliyetlerinin azaltılması, hammadde kaynaklarına erişimin güvence altına alınması ve dışa bağımlılığın azaltılması büyük önem taşımaktadır. Geri dönüştürülmüş veya geri kazanılmış malzemelerden elde edilen ikincil hammaddeler, doğru kalite standartları ve uygun teknik süreçler sağlandığında, üretim süreçlerinde önemli bir alternatif oluşturabilir.

Bu noktada atık yönetimi ile sanayi arasında güçlü bir bağ kurulması gerekiyor.

Çünkü bugün bir atık konteynerinin yanında bırakılan eski bir mobilya, yalnızca çevresel bir sorun değildir. O mobilyanın içerisinde bulunan ahşap, metal, plastik ve diğer malzemeler; doğru şekilde ayrıştırıldığında yeniden üretim süreçlerinde kullanılabilecek kaynaklara dönüşebilir.

Başka bir ifadeyle, bir sektörün atığı, başka bir sektörün hammaddesi olabilir.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için atıkların kaynağında doğru şekilde ayrıştırılması, uygun yöntemlerle toplanması, işlenmesi ve kalite standartlarına uygun ikincil hammaddeye dönüştürülmesi gerekir.

İşte döngüsel ekonomi yaklaşımının en önemli noktalarından biri de budur.

Atık yönetimi ile sanayi politikası birbirinden ayrı düşünülemez.

Bir tarafta doğal kaynakların korunması ve çevresel etkilerin azaltılması, diğer tarafta sanayinin daha rekabetçi ve düşük maliyetli üretim yapabilmesi söz konusudur.

Bu nedenle geleceğin sanayisi yalnızca daha fazla üretim yapan sanayi olmayacaktır. Daha az hammadde kullanan, daha az atık üreten, atığını yeniden üretime kazandıran ve kaynaklarını daha verimli kullanan sanayi olacaktır.

Sanayicimizin ihtiyaç duyduğu şey yalnızca daha fazla hammadde değildir. Aynı zamanda güvenilir, sürekliliği olan ve ekonomik açıdan rekabetçi ikincil hammadde kaynaklarıdır.

Bu nedenle bugün kullanım ömrünü tamamlamış bir mobilyayı, eski bir ürünü veya geri dönüştürülebilir bir malzemeyi yalnızca “atık” olarak görmek, aslında geleceğin sanayi hammaddesini kaybetmek anlamına gelebilir.

Çevreyi korumak ile sanayiyi güçlendirmek birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, doğru bir döngüsel ekonomi modeli içerisinde bu iki hedef birbirini destekler.

Kentlerimizde bakış açımızı değiştirmeliyiz

Bugün çöp konteynerinin yanında gördüğümüz eski bir koltuk veya masa, bize aslında yalnızca bir çevre sorunu göstermiyor. Aynı zamanda sistemin nasıl daha iyi kurulabileceği konusunda da önemli bir mesaj veriyor.

Vatandaşın kullanım ömrünü tamamlayan mobilyasını nereye ve nasıl teslim edeceğini bilmesi, yeniden kullanılabilecek ürünlerin onarım ve değerlendirme süreçlerine yönlendirilmesi, geri kazanılabilecek malzemelerin ayrıştırılması ve uygun nitelikteki malzemelerin enerji potansiyelinin değerlendirilmesi; bütüncül bir yönetim anlayışını gerektiriyor.

Burada hepimizin sorumluluğu var.

Vatandaş olarak kullanım ömrünü tamamlayan mobilyaları gelişigüzel bırakmamak, ilgili toplama kanallarını kullanmak ve “nasıl olsa çöp” anlayışından uzaklaşmak…

Yerel yönetimler açısından ise yeniden kullanım, onarım, ayrıştırma ve geri kazanım süreçlerini güçlendirmek…

Çevre profesyonelleri açısından da topluma bu bakış açısını anlatmak…

Bütün bunlar sürdürülebilir kentlerin temel unsurlarıdır.

Sonuç olarak, bugün bir çöp konteynerinin yanında duran eski bir mobilyaya baktığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Bu gerçekten çöp mü, yoksa doğru yönetilmediği için çöp haline gelen bir kaynak mı?”

Çünkü benim mesleki bakış açıma göre cevap oldukça açık: Her atık çöp değildir.

Kullanım ömrünü tamamlayan mobilyalar da doğru bir sistem içerisinde yeniden kullanılabilir, onarılabilir, parçalarına ayrılabilir, geri kazanılabilir veya uygun koşullarda enerjiye dönüştürülebilir.

Geleceğin kentleri, yalnızca daha fazla çöp toplayan kentler olmayacak.

Daha az atık üreten, kaynakları daha verimli kullanan ve kullanım ömrünü tamamlayan ürünleri yeniden ekonomiye kazandıran kentler, geleceğin sürdürülebilir kentleri olacaktır.

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir