Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı Editör Masası'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan ekonomik ve sosyal entegrasyonu ilerletmesinin zor olduğunu belirten Fidan, bölgesel istikrarsızlıkların önlenmesi açısından savunma ittifakının önemli bir ihtiyaç olduğunu söyledi.
Türkiye'nin yaklaşık 2 yıl 8 aydır ortakları ve bölge ülkeleriyle bu konuda kesintisiz temas yürüttüğünü belirten Fidan, anlaşmanın yalnızca dışarıya yönelik bir mesaj olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Fidan: Bölgede savunma ittifakına ihtiyaç vardı
Dışişleri Bakanı Fidan, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Fidan'ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
"Zaman zaman bana 'Türkiye olarak bölgesel vizyonunuz nedir?' diye soruyorlar. Biz hep şunu söyledik 'Bölgede aslında savunma ittifakına ihtiyaç var.' Yani ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edemiyorlar. Bu tarihin de gösterdiği bir husus. Biz bunu Avrupa Birliği’nde de gördük. Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içerisinde Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun hayata geçtiğini, daha sonra bunun evrildiğini gördük.
Burada da bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi, en azından durdurulması ve ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkını refahının ilerletilmesi konusunda büyük bir irade var. Bu kolay bir iş değil, çok başındayız. Bunun bilincindeyiz. Bunun bütün zihinsel, kavramsal hazırlıkları planları var. Bunları kurumsal olarak nasıl hayata geçireceğiz, ona ilişkin çalışmalarımız var ve bunları yaparken ne türden sorunlarla karşılaşacağız, onları biliyoruz. Tam 2 yıl 8 aydır imza attığımız ortaklar ve bölge ülkeleriyle kesintisiz konuşuyorum.
Biz 1952'den itibaren NATO'dayız, çok uzun yıllardır. Yani NATO toplantılarına gidiyoruz, katılıyoruz. İşte en son NATO Zirvesi'ni biz yaptık, kavram kağıtlarını hazırladık. Stratejilere, planlara, programlara katkıda bulunuyoruz. Yani NATO bütün tarihinde iki defa herhalde en son kontrol ettiğimde ortak müdahale kararı alıp bir operasyona girmişti. Bir Afganistan'daki bir hususu destekledi bir de Kosova'da destekledi.
NATO'nun en büyük caydırıcılığı 'defensive' pozisyonda bir caydırıcılık yeteneği geliştirmek. Yani sen bana saldırsan, ben hazırlığını yapmış bu kadar büyük bir topluluğa sahip askeri gücüm, benim gücümü test etme. Dolayısıyla ben saldırıya uğramıyorum, benim bulunduğum coğrafyada siyasi, ekonomik ne kadar sorunu varsa hallederek kalkınıyor ve daha normal bir yolda gidiyor. Şimdi bu önemli çünkü bütün gelişmelerin önünü tıkayan şey şiddettir, savaştır, gözyaşıdır. Caydırıcılık gücünüzü artırıyorsunuz.
İkinci bir husus da bu türden ittifaklara girmenin yolu, bir dışarıya mesaj vermekten ziyade bu ittifaka imza atan ülkeler birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, aslında birbirlerinin güvenliğine tersine garanti olacaklarını ortaya koyuyorlar, taahhüt ediyorlar. Başlangıç noktası bu. Bir güvenlik ittifakına girdiğiniz zaman dışarıdaki bir aktöre karşı değil, içeride biz birbirimizle artık bundan sonra dayanışma halindeyiz, birimizden diğerine zarar gelmez meselesi, bu önemli başlangıç noktası."
