Yakup Ateş
Çevre Mühendisi | İz AFED Çevre Komisyonu Başkanı
Ancak orman yangınlarına yalnızca yanan ağaçlar açısından bakmak, yaşanan kaybın gerçek boyutunu görmemizi engeller.
Çünkü yanan sadece orman değildir.
Yanan; toprağın üretim gücü, havamızın kalitesi, su döngümüz, biyolojik çeşitliliğimiz, tarımsal geleceğimiz ve ekonomik değerlerimizdir.
Bir çevre mühendisi olarak yıllardır savunduğum temel yaklaşım şudur:
Doğa ile ekonomi birbirinin alternatifi değil, birbirinin en güçlü tamamlayıcısıdır
Bugün gelişmiş ülkelerin sanayi politikalarına baktığımızda çevreyi korumanın artık bir maliyet değil, rekabet avantajı olarak görüldüğünü açıkça görüyoruz. Çünkü sürdürülebilir üretim anlayışı; temiz enerji, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi ve düşük karbonlu kalkınma üzerine inşa edilmektedir.
Ormanlar ise bu sistemin sessiz ama vazgeçilmez altyapısıdır.
Ormanlar bir karbon fabrikası değil, karbon yutağıdır
Sanayide üretim yapılırken enerji tüketilir ve belirli miktarda sera gazı oluşur. Aynı şekilde ulaşım, konutlar ve günlük yaşam da karbon salımına neden olur.
İşte doğa burada dengeyi sağlayan en büyük mühendis gibi çalışır.
Ormanlar atmosferde bulunan karbondioksiti bünyesine alır, karbonu depolar ve oksijen üretir. Bu nedenle ormanlar iklim değişikliğiyle mücadelede en güçlü doğal savunma mekanizmalarından biridir.
Bir orman yandığında yalnızca gelecekte tutacağı karbon kaybedilmez; onlarca yıl boyunca depoladığı karbon da yeniden atmosfere karışır.
Bu durum yalnızca çevresel değil, ekonomik sonuçlar da doğurur. Çünkü iklim değişikliğinin maliyeti; kuraklık, tarımsal verim kaybı, enerji tüketiminin artması, su kaynaklarının azalması ve afetlerin daha sık yaşanması olarak hepimize geri döner.
Sanayici için en büyük sermaye sağlıklı bir ekosistemdir
Sanayi denildiğinde akla çoğu zaman fabrikalar gelir.
Oysa hiçbir fabrikanın temiz su olmadan, sağlıklı toprak olmadan ve öngörülebilir iklim koşulları olmadan uzun vadede sürdürülebilir üretim yapması mümkün değildir.
Bir fabrikanın kullandığı hammaddenin önemli bir kısmı doğadan gelir.
Tarım ürünleri…
Orman ürünleri…
Madenler…
Su…
Enerji…
Hepsinin kaynağı doğal ekosistemlerdir.
Bu nedenle çevreyi korumak ile sanayiyi geliştirmek birbirine zıt hedefler değildir.
Aksine güçlü ekonomi, güçlü çevre üzerine kurulabilir.
Yangınların görünmeyen maliyeti
Bir orman yangını söndürüldüğünde çoğu zaman olayın bittiği düşünülür.
Oysa asıl maliyet bundan sonra başlar.
Toprak yapısı bozulur.
Erozyon riski artar.
Su kaynakları olumsuz etkilenebilir.
Yaban hayatı yaşam alanlarını kaybeder.
Turizm gelirleri azalabilir.
Tarımsal üretim etkilenebilir.
Yangın söndürme çalışmaları için harcanan kamu kaynakları da önemli bir ekonomik yük oluşturur.
Bütün bunlar doğrudan ya da dolaylı olarak ülke ekonomisini etkiler.
Afet yönetiminde başarı, afet olmadan başlar
Günümüzde afet yönetimi anlayışı yalnızca müdahale etmek üzerine kurulmamaktadır.
Asıl başarı, afet meydana gelmeden önce riskleri azaltabilmektedir.
Bu nedenle orman yangınlarıyla mücadelede teknolojik izleme sistemleri, erken uyarı mekanizmaları, yapay zekâ destekli risk analizleri, düzenli orman bakımı ve toplumun bilinçlendirilmesi birbirini tamamlayan unsurlardır.
Bu süreçte kamu kurumları kadar özel sektörün, üniversitelerin, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların da ortak sorumluluğu bulunmaktadır.
Doğa ekonominin rakibi değil, temel sermayesidir
Bugün dünya "yeşil dönüşüm", "karbon nötr üretim", "döngüsel ekonomi" ve "sürdürülebilir kalkınma" kavramlarını konuşuyor.
Bu dönüşümün temelinde ise güçlü doğal ekosistemler bulunuyor.
Korunan her orman; geleceğin temiz havasına, güvenli su kaynaklarına, güçlü tarımına ve sürdürülebilir sanayisine yapılan bir yatırımdır.
Doğayı korumak, kalkınmadan vazgeçmek değildir.
Tam tersine, kalkınmanın uzun vadede devam edebilmesinin en önemli güvencesidir.
Sonuç olarak orman yangınlarına yalnızca yaz aylarında yaşanan geçici afetler olarak bakmamalıyız.
Bu yangınlar bize doğa ile ekonomi arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu yeniden hatırlatmaktadır.
Yanan her ağaç, yalnızca bir ağacın kaybı değildir.
O ağacın üreteceği oksijen, depolayacağı karbon, tutacağı toprak, koruyacağı su, barındıracağı canlılar ve gelecek nesillere bırakacağı yaşam kalitesi de kaybedilmektedir.
Doğayı korumak yalnızca çevrecilerin görevi değildir.
Bu; sanayicinin rekabet gücü, çiftçinin üretimi, yatırımcının geleceği, kamu kurumlarının sorumluluğu ve toplumun ortak vicdanıdır.
Unutmamalıyız ki güçlü bir ekonomi, güçlü bir çevre üzerinde yükselebilir. Geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miras ise betonlaşmış kentler değil; nefes alabilen ormanlar, temiz su kaynakları ve sağlıklı ekosistemlerdir.
Kaynak: Sanayi Gazetesi ( Özel Makale )
