Reklam

Kocaeli-Belediyesi

Arıcılıkta otonom dönüşüm: BEEBAL larva transferini robotik hassasiyetle buluşturuyor

Geleneksel arıcılık sektöründeki insan bağımlılığını ve verimsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan BeeBal, geliştirdiği otonom larva transfer sistemiyle tarım teknolojilerine yeni bir soluk getiriyor. Milimetrik hassasiyet ve görüntü işleme algoritmalarının detaylarını Sanayi Gazetesi'ne anlattı.
Arıcılıkta otonom dönüşüm: BEEBAL larva transferini robotik hassasiyetle buluşturuyor Arıcılıkta otonom dönüşüm: BEEBAL larva transferini robotik hassasiyetle buluşturuyor
Arıcılıkta otonom dönüşüm: BEEBAL larva transferini robotik hassasiyetle buluşturuyor

Arıcılık sektöründe manuel süreçlerin yarattığı verimsizliği ve kalite farklılıklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen BeeBal, geliştirdiği otonom larva transfer (aşılama) sistemiyle tarım teknolojilerine yeni bir disiplin getiriyor. Arıcılık, yüzyıllardır insan tecrübesine ve yüksek el becerisine dayalı geleneksel bir sektör olarak varlığını sürdürüyor. Özellikle arı sütü üretiminin en kritik aşaması olan “larva transferi”, milimetrik hassasiyet ve olağanüstü bir narinlik gerektir­mesi nedeniyle şimdiye dek tamamen insan gücüne bağlı bir darboğaz oluşturuyordu. Ancak BeeBal, geliştirdiği otonom manipülasyon altya­pısıyla bu zorlu süreci endüstriyel bir standarda kavuşturuyor.

Arı sütü üretiminde larva taşıma (aşılama) süreci, milimetrik hassasiyet ve inanılmaz bir narinlik gerektiriyor. Beebal olarak geliştirdiğiniz mikro-mekanik ve otonom manipülasyon altyapısını, savunma sanayi­indeki mikro-elektronik bileşenlerin montajı veya hassas mühimmat fünyelerinin otonom üretimi gibi diğer dikey alanlara uyarlamayı (dual-use) hiç düşündünüz mü?

Dışarıdan bakınca hassas hareket gerektiren bütün sistemler birbirine benziyor gibi görü­nüyor ama işin içine girince her alanın kendi dinamiği olduğunu fark ediyorsunuz. Bizim geliştirdiğimiz sistem tamamen larva ve petek yapısı etrafında tasarlandı. Çünkü burada canlı bir organizmayla çalışıyorsunuz ve milimetrenin bile altında hassasiyet gerekiyor. Larvayı hassas mekanik sisteme bağladığımız özel bir transfer kalemi ile transfer ediyoruz. Sürecin en zor tarafı ise larvanın doğru taraftan alınması. Gerçekten çok hassas bir işlem ve küçük hatalar büyük değişimlere yol açabilir. Bu yüzden sistemin mekanik tarafında uzun süre çalıştık. Hareket kararlılığı, titreşim, açı kontrolü gibi detaylar bizim için kritik oldu. Süreç boyunca farklı alan­lardaki sistemleri de incelik, örneğin ameliyat robotlarını araştırdık. Çünkü orada da benzer şekilde hassas hareket, stabilite ve güvenilirlik çok önemli. Şu an ilk odağımız arıcılık tarafı olsa da bu süreçte edindiğimiz mühendislik tecrü­besinin ileride farklı hassas otomas­yon sistemlerinde de kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Larva seçiminde kullandığınız görüntü işleme algoritmaları %90-96 gibi çok yüksek bir başarı oranına ulaşıyor. Sahada ışık, nem ve değişken ortam koşullarına rağmen bu hassasiyeti nasıl sağlıyorsunuz?

Görüntü işleme tarafında en önemli konu aslın­da doğru görüntüyü stabil şekilde elde ede­bilmek oldu. Biz bunu kapalı bir sistem tasar­layarak çözmeye çalıştık. Makine kendi içinde kontrollü bir ortam oluşturduğu için çalışma sırasında ışık ve çevresel koşulları daha stabil tutabiliyoruz. Bu da görüntü işleme algoritması­nın her seferinde benzer koşullarda çalışmasını sağlıyor. Ama bizim için asıl önemli olan şey laboratuvar başarısı değil, gerçek saha başarısı. Şu an makine saha testine hazırlanıyor. Yaz boyunca gerçek üretim ortamında çalışacak. Burada özellikle makinenin stabilitesine, larva kabul oranına ve arıcının günlük iş akışına ne kadar uyum sağlayabildiğine bakacağız. Çünkü sahada işler teorideki gibi ilerleyemeyebiliyor ve bizim için önemli olan arıcının gerçekten kullanabileceği bir sistem geliştirmek.

Gıda tedarik zinciri krizleri ve biyolojik riskler, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini bir milli güvenlik meselesi haline getirdi. Yüksek eko­nomik değere sahip arı ürünlerinin otonom üretimi, olası bir kriz anında gıda ve takviye lojistiğini korumada nasıl bir stratejik çarpan etkisi yaratacaktır?

Bugün gıda konusu artık sadece tarım değil, doğrudan stratejik bir mesele haline geldi. Özel­likle arı ürünleri hem yüksek katma değerli hem de sağlık tarafında önemli ürünler. Biz BeeBal olarak biraz daha uzun vadeli düşünüyoruz. Geliştirdiğimiz sistemleri sadece bir makine gibi değil, dağıtık bir üretim ağı gibi görüyoruz. Çün­kü arıcılık mobil yapılabilen bir alan. Otonom ve sensör destekli sistemlerle üretim farklı bölgelere kaydırılabilir, kriz dönemlerinde üretim sürekliliği korunabilir. Ayrıca, arı ürünleri, yüksek besin yoğunluğu, uzun raf ömrü ve düşük depolama hacmi ile kriz dönemlerinde stratejik bir gıda sınıfı olarak ele alınabilir. Bu sebeple bu ürünlerin otonom bir şekilde ve krizden uzak bölgelerde çalışabilmesi kritik bir öneme sahiptir.

İhraç edilebilir seviyede yüksek kaliteli arı sütü üretimi hedefliyorsunuz. Beebal'ı yakın gelecekte sadece bir makine üreticisi olarak mı göreceğiz, yoksa tarımsal teknolojilerde (AgriTech) küresel ölçekte patent ve algoritma satan bir derin teknoloji şirketi olarak mı konumlandıracaksınız?

Biz Beebal'ı sadece tek bir makine geliştiren bir girişim olarak görmüyoruz. Asıl hedefimiz Türkiye'yi dünyada arıcılık teknolojileri alanında temsil eden ve bu alanda güçlü bir konuma taşıyan bir teknoloji şirketi olmak. Şu anda arıcılık hâlâ çok geleneksel ilerleyen bir sektör. Biz geliştireceğimiz farklı otonom sistemlerle teknolojiyi arıcılığa daha fazla entegre etmek istiyoruz. Larva transferi bunun ilk adımı. Geliştirdiğimiz makinelerle yüksek kaliteli arı ürünleri üretiminin yanında bir tarımsal ağ kurmayı hedefliyoruz.

Beebal'ın otonom ve mobil sistemlerini kendi çalıştığı bölgelerde arılar gibi çalışmasını istiyoruz. Bu sistemlerin bulunduğu bölgelerdeki doğal gelişimi ve tarımsal üretimi gözlemleyebilmesini hedeflemekteyiz. Bu sayede her sistemin topladığı veriler ile üretimdeki öngörü artırılabilecek ve yapay zeka algoritmaları daha da iyi sonuçlar elde edebilecektir. BeeBal patent destekli makine üretimini temel alan fakat oluşturduğu veri toplama ağı ile tarım sektöründe derin bir teknoloji şirketine dönüşebilir. Aynı zamanda bu dönüşümün yeni iş alanları oluşturacağına da inanıyoruz. Bizim için önemli olan sadece teknoloji geliştirmek değil, gençlerin tekrar üretim ve tarım teknolojilerine ilgi duymasını sağlamak. BeeBal'ın en büyük gücü ise ekip yapısı. Her birimiz farklı mühendislik disiplinlerinden geliyoruz ve bir probleme çok farklı bakış açıları ile bakabiliyoruz. İleride hayata geçireceğimiz projelerde de bu disiplinler arası yaklaşımı sürdürmeyi hedefliyoruz.

İnsan faktörüne dayalı hataları ve işçi maliyetini ortadan kaldırarak ihraç edilebilir kali­tede ürün hedefliyorsunuz. Savunma sanayiindeki otonom üretim hatlarında da benzer bir “insansızlaştırma” trendi var. Beebal’ın geliştirdiği bu otonom mimari, geleneksel ve insan gücüne dayalı diğer stratejik sektörlere nasıl bir “üretim disiplini” modeli sunuyor?

Birçok geleneksel üretim alanında süreç hâlâ tamamen operatör tecrübesine bağlı ilerliyor. Bu da kaliteyi kişiye bağımlı hale getiriyor. Bizim geliştirdiğimiz yapı ise süreci daha ölçülebilir ve tekrar edilebilir hale getiriyor. Aslında burada önemli olan şey “insansızlaştırma” değil, standar­dizasyon. Çünkü özellikle yüksek katma değerli üretimlerde herkesin aynı kaliteyi sürdürebilmesi gerekiyor. BeeBal’ın yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor.

Arıcılık faaliyetleri genellikle zorlu arazi şartlarında, laboratuvar konforundan uzak alanlarda icra ediliyor. Otonom makinenizin bu zorlu saha koşullarına, toza, neme ve titreşime karşı mekanik ve donanımsal da­yanıklılığını askeri standartlara (MIL-STD) yakınsama noktasında nasıl kurguladınız?

Aslında ilk ürünümüz olan larva transfer makine­sini daha çok ev benzeri kapalı ortamlarda çalı­şacak şekilde tasarlıyoruz. Çünkü bugün manuel larva transferi de çoğunlukla doğru­dan kovan başında değil, kontrollü iç ortamlarda yapılıyor. Bu yüzden bizim için önemli olan şey, makinenin kendi iç hassasiyetini stabil şekilde koruyabilmesi. Makinenin içerisin­deki mekanik ve elektronik sistemler birbiriyle uyumlu çalışacak şekilde geliştirildi. Böylece titreşim veya küçük çevresel değişimlerde bile kendi çalışma düzenini koruyabiliyor. Ayrıca kapalı bir sistem kullandığımız için toz ve nem gibi etkenlere karşı da daha kontrollü bir yapı oluşuyor. İleride doğrudan sahada çalışmasını planladığımız farklı sistemlerimiz de var. Onların tasarım süreci hâlâ devam ediyor. Bu tarafta askeri standartlardan çok, uzun süre güvenilir çalışabilecek sağlam ve sürdürülebilir sistemler geliştirmeye odaklanıyoruz.

Yıldız Teknopark’ın güçlü mekatronik ve yapay zekâ kümelenmesi, Beebal’ın prototipten seri üretime geçiş aşamasında donanımsal ve yazılımsal olarak nasıl bir katalizör görevi gördü? Ekosistem içindeki diğer otomasyon firmalarıyla ortak proje geliştirme niyetiniz var mı?

YTÜ Yıldız Teknopark bünyesinde tarım makineleri üreten girişim firmaları, bu alana öncülük etmektedir. Firmaların ihtiyaçları doğrultusunda veya genç girişimcilerin istekleri doğrultusunda yapay zeka ve mekatronik üretim teknikleri konusunda birçok eğitim ver­mekte ve bu alanlarda yeni kurulacak girişimleri desteklemek adına yarışmalar düzenlemektedir. Biz BeeBal olarak bu eğitimler ve yarışmalarla kendimizi bu alanda oldukça geliştirdik. Bee­Bal’ın temel amaçları arasında insanla­rın gıdaya erişimini kolaylaş­tırmak olduğu için tarım, hayvancılık ve lojistik alanlarında üretime açık bir pozisyonda­dır. Bu sebeple YTÜ Yıldız Teknopark’ta bulunan diğer firmalar ile ileride çalışmalar geliştirmek bizim için heyecan verici olacak. Ayrıca Yıldız Tekno­park ve Yıldız Kaşifleri süreci, BeeBal’ın fikir aşamasından gerçek bir teknoloji girişimine dönüşmesinde önemli rol oynadı. Bu süreçte aldığımız mentorluklar, teknik destekler ve ekosistem bağlantıları sa­yesinde hem ürünümüzü geliştirdik hem de önemli somut çıktılar elde ettik. İnovaTİM 2025’te 2000’den fazla başvuru arasından “Sürdürülebi­lirlik ve Yeşil Teknolojiler” kategorisinde birincilik kazandık, 14. Uluslararası Arıcılık Fuarı inovasyon yarışmasında birinci olduk ve AAKRUTI Global 2025’te Türkiye’yi uluslararası bölge finallerinde temsil ettik. Bunun yanında Arıcılıkta Yapay Zekâ çalıştayını tamamladık. Bu süreç boyunca Yıldız Kaşifleri’nin sağladığı destek ve ekosistem bizim için çok değerli oldu.

Kaynak: Sanayi Gazetesi ( Özel Haber )

Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir